Yaratıcı tanrıçanın, yeni şeyler yaratabilmesi için, bir yandan da öldürmesi gerekir. Böylece tanrıça hem doğumun, hem de ölümün tanrıçası olur.
Taoculuk her yerde :) 
Pagan geleneğine göre doğaya tapınma, kutsal kitaplarn yüceltilmesinden daha önemlidir. Tanrıça her seydedir ve her sey Tanrıça'nın bir parçasıdır. Dünya, onun iyiliğinin bir ifadesinden başka bir sey değildir. Taoculuk ve Budizm gibi yaradan ile yaratılan arasından hiçbir ayrım yapmayan birçok felsefi sistem vardır. İnsanlar artık hayatın gizemini çözmeye çalışmıyor, onun bir parçası olmayı seçiyorlar. Taoculuk ya da Budizmde dişi kişilikler yok, ama onlar da "her şey birdir" düşüncesini temel alıyorlar Genellikle birtakım keyfi ahlak kurallarının çiğnenmesi olarak tanımlanan "günah" dediğimiz şey, Yüce Ana'ya tapınmada yoktur. Cinsellik ve âdetler, doğanın bir parçası oldukları ve kötülüğün meyveleri olarak gö rülmedikleri için, genellikle daha özgürdürler Yeni paganlık, insanoğlunun, varoluşunu doğrulamak için tinsel arayışını hâlâ sürdürmekle birlikte, kurumsallaştırlmış bir din olmadan da yaşayabileceğini gösteriyor. Tanrı eğer Ana ise, o zaman baska insanlarla bir araya gelerek onun dişi ruhunu hosnut etmek için ona ritüellerle, dans, ateş, su, hava, toprak, şarkılar, müzik, çiçekler ve güzellik içeren ritüellerle tapınmamız yeterlidir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Taocu düşüincede, Hint ve Sokrates düşüncesinde olduğu gibi, düşüncenin varacağı en yüksek nokta hicbir sey bilmediğimizi bilmektir. "Bilmek ve hâlâ bilmediğimizi (düşünmek) en yüce hünerdir.
Taoculuk, dünyadan bir uzaklaşmadır ve ölümsüzlüğe, kurtuluşa, çeşitli ruh ögelerinin daimi birliğine ulaşma çabası içinde insanın sınırlı varoluş koşullarını aşmayı amaçlar.
Lie Tse de der ki: "Boşlukta sükûn, tarifi mümkün olmayan bir hâldir; ne elde edilir ne de verilir; ancak onda mesken tutulur." İşte bu "boşlukta sükûn" hâli, İslâm bâtın yolunda "sekinet" (grande paix) diye isimlendirilir ve bu hâl, aynı zamanda varlığın merkezinde tecelli eden "ilâhî huzur"dur; zira bu huzur, Asıl'la vukû bulan ittihadın tabiî neticesidir ve bu ittihad. ancak o merkezde gerçekleşebilir. "Zuhûr âleminin dışında mesken tutana, bütün varlıklar görünür olur... Asıl ile birleşen, onunla birlikte bütün mevcudâtla da ahenk içine girer. Asıl'la birleşen kimse, her şeyi yüce ve külli sebeplerle bilir; artık tek tek ve cüzi idrakler için beş duyuya ihtiyacı kalmaz. Eşyanın hakiki sebebi görülmez, tutulmaz, tarif olunmaz, sınırlandırılmaz. Ancak sadeleşmiş bir ruh, derin tefekkür içinde ona ulaşabilir."
Sayfa 30 - Lie Tse, 1. bab
ve Le Symbolisme de la Croix·Kitabı okudu
Eğer Tevhid tabirini karşılamak üzere "birlik akidesi" demek kâfi gelmezse, mahdut bir ifade olmakla beraber bu kelimenin yerine mecâzen "monoteizm" denilecekse, şu hakikati de bilhassa kaydetmek gerekir ki Tevhid esasının mahiyeti, hakikatte "güneşvâri"dir (solaire). Bu hakikat, hiçbir yerde çöl kadar hissedilir değildir; zira çöl, eşyanın çokluğunu en aza indiren bir sükût hâlidir. Aynı zamanda seraplar, bu görünen âlemin ne derece bir aldanış olduğunu insana gösterir. Orada güneş ışığı, eşyayı hem meydana getirir hem de ortadan kaldırır yahut daha doğrusu, eşyayı yok etmez, onları vücuda getirip ardından aslına iade eder. Tezahür ettirdikten sonra kendi zâtına döndürür. Bu hâl, Vahdet'in kesret içinde dışa açılması, fakat bu kesrete hiçbir süretle tabi olmadan kendi zâtında bâki kalması, ardından da o kesreti yine kendine iade etmesi keyfiyetinin en vâzıh timsalidir. Zira aslında bu kesret hiç ayrılmamıştır; çünkü Asl'ın haricin de hiçbir şey yoktur, O'na ne bir şey katmak mümkündür ne de ondan bir şey eksiltmek. Zira O, Varlığın biricik ve bölünmez küllüdür. Doğu diyarlarının o şiddetli ışığı altında, bu hakikatleri görmek, görmekle anlamak ve anlamakla da derhal derinliğine nüfüz etmek mümkündür.