"İhmalkâr gözle okunmuş bir kitap, bitkin bir gözle okumayı tercih ederdim" (s. 239)
İsmet Özel’le tanıştığımda bu kitabın adını duydum. Merak ettim, okudum; ancak bu ilk okuma aceleyle, yüzeysel bir geçişti. Zamana yaymadım, kitabı bitirdim fakat detaylı bir inceleme yapmadım; yalnızca popüler bölümlerin altını çizip paylaştım.
Aradan bir yıl geçti ve kitaplığımdaki bu esere yeniden rastladım. Bu kez farklı bir yaklaşımla, sayfa sayfa, satır satır, mısra mısra ilerledim. Altını çizdim, notlar aldım, anlamadığım yerleri tekrar tekrar okudum. Amacım kitabı salt “anlamak” değil, ruhuna nüfuz etmekti. Geçen ve geçmeyen fikirleri ayırt ederek, metnin bana hissettirdiklerini ve beni zorlayan noktalarını not ettim; bu ikinci okuma adeta bir içsel yolculuğa dönüştü.
Hâlâ ara ara okuyorum, sayfa sayfa notlar alıyorum ve bilinçli olarak bitirmiyorum. Çünkü kitabın açtığı gizemli kapıların arasında kalmayı, İsmet Özel’in dünyasında bir süre daha oyalanmayı tercih ediyorum. Bu eser benim için yalnızca bir edebî, şiirsel çalışma değil, bir yol arkadaşı, bir bakış açısı ve bir pencere; zaman zaman bana kendi iç dünyamı sorgulatıyor.
İsmet Özel’in düşünce dünyası, bireysel sorumluluk, toplumsal yabancılaşma ve tarihsel bilinç ekseninde şekillenir. Hayatın ağırlığı, bireyin bu ağırlık karşısındaki duruşu, şiirlerinde yoğun biçimde hissedilir. Özel’in dizelerindeki öfke, Fransızca kavramlar ve devrimci retorik, metni hem dilsel hem de duygusal açıdan eşsiz kılar. Kelimelerle ve harflerle kurduğu ritmik oyun, okuyucuyu derin bir düşünsel ve duygusal yoğunlukla yüzleştirir. Bu nedenle metnin anlamını kavramak için sık sık sözlüğe başvurmak gerekir; yabancı terimler ve kavramlar, Türkçenin içine serpiştirilmiş olup metnin duygusal ve kavramsal yapısını güçlendirir.
Bazı dizeler de