"Ne tuhaftı. Başkasının hikayesinde kötü olan, benim kalbime sığdırdığım en değerli insandı."
Yan Karakter benzer kurguların arasında boğuşurken ilaç gibi geldi. Çok çok severek okudum. Aslında başta çok düz yazı, diyalogsuz gelmişti bana.. Dedim eyvah böyleyse bu kitap bitmez. Ama ilerledikçe bir şekilde aktı gitti. Heyecanla okudum.
Aslında "kitabın içine girme" kurguları genellikle Uzak Doğu'da çok sevilen bir hikaye çeşidi. Buna benzer dizi, manga, animeye denk gelmiştim aslında.. Ama orada yan karakter olarak değil de kitaba girince kendisini genelde kötü karakter olarak buluyordu. Burada ise kızımız bir gün uyanıyor ve çok sevdiği bir kitabın içinde ana karakterin en iyi arkadaşı olan Aviva olarak, kitabın yan karakteri olarak buluyor. Uyanma anını vs okumuyoruz. Biz okumaya başladığımızda Aviva artık eğitim aldığı Akademi denilen yerde 4. senesinde.. Zaten tam da buraya gireceği zamanlarda kurguda uyanmış. Akademi'ye gelince de ana kadın ve ana erkek karakterle tanışıp arkadaş olmuş. Kurguda geçirdiği 3 yılında da okuduğu kitapla uyumlu olarak hareket etmiş. Ana karakterlere destek olmak, en iyi arkadaşın görevlerini yerine getirmek vs dışında da pek bir şey yapmamış. Hatta kitap ana kadın karakter olan Serafina'nın gözünden yazıldığı için de okumadığı yerlerde kazara bir şeyleri değiştiririm korkusuyla, kızımız bazen kütüphaneden bazen de odasından dışarı dahi çıkmamış.
Biz hikayeye son sene dahil olduğumuz için ister istemez uzun uzadıya geçmiş olaylar düz yazı halinde paylaşılıyor. Yoğun bir şekilde bilgi yüklemesi var bazı yerlerde.. O yüzden de başlangıçta biraz bunaltıyor bizi okurken.. Ancak yazarın işleyişine ve diline alıştıktan sonra kitap akıp gidiyor. Zaten kötü karakterle yollarımızın gerçek anlamda kesişmesiyle daha da heyecanlı bir hal alıyor
Yan Karakter 1Sareinn · Guardian Yayınları · 2026144 okunma
İskoç kaçamağı kitap yorumu
Herkese merhaba sevgili okurlar.Bugün sizlerle iskoç kaçamağı hakkında yorum yapmaya geldim.Öncelikle konusundan bahsedeyim.Bonnie,üç işinden kovulduktan sonra ve en yakın arkadaşı Dokota,kız arkadaşından ayrıldıktan sonra bir macera yaşarlar.Dokota,bir iş başvurusu görür.İskoçya'da..Önce gitmek istemez,orada ne yapacaklarını bilemeyeceklerini,kendini bulması gerektiğini söyleyen Bonnie,Dokota'nın ısrarı ile başvuruyu yaparlar.İskoçya'ya gittiklerinde ne bulacaklarından emin değillerdi ama kesinlikle huysuz bir İskoç bulmayı beklemiyordu Bonnie.Dokota ise yeni bir kız arkadaş bulmayı beklemiyordu.Öncelikle bazı zamanlarda kızsam da Bonnie ve Dokota arasındaki arkadaşlık çok güzeldi.Birbirlerine kızsalarda her zaman beraber savaştılar.Sonra bir de Rowan var.Hayatımda okuduğum en tatlı karakterlerden birisi.Evet,bazı zamanlarda kendisine kızdığım zamanlar oldu ama gerçekten iyi bir bahanesi vardı hemde çok iyi..Ama ona aşkının peşinden gitmesi için destek veren babası ile barışması ve Bonnie'ye aşık olması çok güzeldi.Muhteşem bir kasabaydı.Komikti,eğlenceliydi bir o kadar da tatlıydı.Her zaman gitmek isteyebileceğimiz bir yerdi.İskoçya'ya gitme isteği yarattı bende. :) Her nasılsa Dokota ve Isla arasındaki ilişkiyi de sevdim ayrıca.Evet,Dokota çok özgüvensiz birisi ama o da eski kız arkadaşından kaynaklanan birşey olduğu için birşey de diyemiyorum.Hepimiz bazen bazı insanlar yüzünden özgüvensiz olabiliyoruz.Smut sahneleri fena değildi ama daha iyi olabilirdi.Romantizm kısmı da geliştirebilirdi ama bence komedi kısmı gerçekten güzeldi.Bazı yerlerde kahkaha attığımı söyleyebilirim.Kısacası güzeldi ama romantizm yönü bir tık daha desteklenebilirdi bu yüzden puanım 10 üzerinden 8.Eğer romantik komedi kitaplarını seviyor ve İskoçya eteklerine
#okudumbitti
8/10
Bu yazarın kitapları çıtır çerezlik. Başlamakla bitirmek arasında çok bir vakit olmuyor. Hem sürükleyici hem romantik hem de tatlı. Kafa dağıtılacak güzel bir hikayeydi
Yanlış NumaraVi Keeland · Pukka Yayınları · 2024826 okunma
Gülün Adı, görünüşte bir cinayet romanı olsa da derinlerinde; geçip giden zamanın, kaybolan aşkların ve insanın elinden kayıp giden güzelliklerin hüznünü taşıyan son derece şiirsel bir eserdir. "Bazı insanlar hayatımıza sahip olmamız için değil, ruhumuzda bir iz bırakıp gitmeleri için girerler. Ve bazı aşklar yaşanmak için değil, ömür boyu hatırlanmak için var olurlar. Kitabın merkezindeki asıl sorunun: "Kim öldürdü?" değil, "İnsan neden bir şeyi sonsuza kadar koruyamaz?" olduğunu düşünüyorum. Günümüzdeki birçok aşk hikâyesi kavuşmayı yüceltirken, Gülün Adı kavuşamamayı, eksik kalmayı ve özlemi anlatır. Bu nedenle gençlik heyecanından çok, yıllar sonra dönüp bakınca hissedilen tatlı bir hüzün taşır. Bu yüzden Gülün Adı bana göre bir polisiye değil; hafıza, özlem ve fanilik üzerine yazılmış büyük bir edebî meditasyondur. Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma
Selammm,
Tatlı bir kitabın yorumuyla geldim. Yorum spoilet içermiyor, bilginize
Kısa, tatlı, fantastik ve eğlenceli bir kitap. Konu bence baya iyiydi. Hatta yazar istese bu konudan 3 4 kitap bile çıkarabilirmiş ama jet hızıyla gelişen olaylarla 230 sayfalık bir kitap yazmayı tercih etmiş. Ve bence yazık etmiş.
Cin tatlı bir kadın. Aynı şekilde Fellon da. İlişkileri eğlenceli ve güldüren cinstendi. Fellon tatlılığı içimi hoş eden türdendi. Onu daha fazla okumak isterdim.
Olaylar aşırı hızlı gelişiyor. Dolayısıyla bazı şeyler fazla kolay halloluyor. Ufak tefek tutarsızlıklarda yok değil ama kitap yine de kendini okutuyor. Kitabın sonı başından belli ama yinede okumaya devam ediyorsunuz.
Yazarın dili akıcı. Okurken sıkılmadım. Kısa bir kitap olduğundan tek oturuşta bitti. Genel olarak güzel bir kitaptı. Özellikle kafa dağıtmak için eğlenceli kısa bir kitap arıyorsanız bir şans verin derim.
Tavsiye eder miyim? Evet.
Debbie Macomber’ın kalemiyle ilk kez tanışmıyorum ama Kıyıya Vuran Düşler beni diğer kitaplarından biraz daha fazla etkiledi diyebilirim. Çünkü bu kez sadece bir aşk hikâyesi okumadım; kayıpların, pişmanlıkların, affetmenin ve yeniden başlayabilmenin hikâyesini okudum.
Kitabın merkezinde Annie var. Yaşadığı büyük kaybın ardından hayata tutunmaya çalışan bir kadın. Ailesini kaybetmenin acısı zaten başlı başına yıkıcıyken, Annie’nin hayatta kaldığı için hissettiği suçluluk duygusu hikâyeye çok daha derin bir boyut katıyor. Onun kendini sürekli geçmişte yaşananlarla yüzleşirken bulması, bazen bir adım ileri giderken iki adım geri düşmesi bana oldukça gerçekçi geldi. En sevdiğim noktalardan biri de buydu. Çünkü yazar, iyileşmeyi sihirli bir değnek değmiş gibi anlatmıyor. Acılar bir anda yok olmuyor; zamanla, sabırla ve insanın kendine verdiği izinle hafifliyor.
Oceanside kasabasının atmosferini de çok sevdim. Deniz kenarındaki sakin yaşam, birbirini tanıyan insanlar ve küçük kasaba sıcaklığı hikâyeye huzurlu bir hava katmış. Annie’nin burada kendine yeni bir yaşam kurmaya çalışmasını okurken ben de onunla birlikte nefes aldım sanki. Bazen insanın yaralarını iyileştiren şeyin yalnızca zaman değil, bulunduğu ortam ve karşılaştığı insanlar olduğunu bu kitap çok güzel anlatıyor.
Keaton karakteri ise kitabın en sevdiğim karakterlerinden biri oldu. Çocukluğunda sevgiden çok şiddet görmüş, hayat boyunca duvarlarını yüksek tutmuş bir adam. Buna rağmen içindeki merhameti ve iyiliği koruyabilmiş olması çok etkileyiciydi. Annie’ye yaklaşımı, onu anlamaya çalışması ve hiçbir şeyi zorlamadan yanında olması oldukça samimi hissettirdi. Günümüzde romantik erkek karakterlerin çoğu fazlasıyla kusursuz ya da aşırı iddialı yazılırken, Keaton’un sessiz ve sakin sevgisi bana çok daha gerçek