9/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2024 33. kitabı
"Dulce et decorum est pro patria mori" (Vatan için ölmek tatlı ve güzeldir. ) "Albay demek , teşkilat demekti, gelenek demekti, zeka demekti, kararlılık demekti. Onu her zaman her yerde görmek mümkün değildi." "Feraset ve basiret sahibi insan , atına da itine de mukayyet olur. Zamanı gelince atını nallar, zamanı gelince itini bağlar ! Şimdi hem atları nallama hem itleri bağlama zamanı..." Herkese Merhaba Üç kitaptan oluşan serinin ikinci kitabı "Gün Yıldızı " ile sizlerleyim. Serinin ilk kitabında casusluk yapan Rüstem Davudov hayatını ve yaptıklarını okumustuk. Bu kitabımızda teşkilata 50 yılını vermiş Gün Yıldızı kod adıyla bilinen Mustafa İzzet'in hayatına konuk oluyoruz. Vatanı için gurbeti göze alan bu uğurda 50 yılını feda eden Mustafa İzzet'in hayatını okurken hayran olmamak elde değil. Mustafa İzzet kimi zaman Bulgarların kimi zamansa Almanlarin içine sızarak istihbarat sağlıyor. İşler iyiye giderken casusların tek tek öldürülmesi içeride hain olduğunu gösteriyor ama hain kim diye merak icinde kalıyorsunuz. Hainin kim olduğu ortaya çıkınca çok şaşırdım. Bir yandan Mustafa İzzet'in casusluk çalışmalarını okurken bir yandan da 1940'li yıllarda yaşanan olaylarla tarihe tanıklık edeceksiniz. Serinin devamını merakla bekliyorum.
Gün YıldızıHamdi Akyol · Kapı Yayınları · 044 okunma
Peki Ya Tatlı Mı Savaş ?
Puan vermedi
Bu beş yüz yıllık denemenin ismi Adagium 3001: Dulce Bellum İnexpertis diye geçen bölümdür. ‘Tatlı Gelir Yaşamayana Savaş’ olarak Türkçe’ye kazandırılmış bu eser modern savaş eleştirilerinin temelini oluşturur. Desiderius sadece dini değerlerle değil insanın varoluşsal bir zorunluluk olarak savaştan uzak kalması gerektiğini her perspektiften göstermiştir. Okuyucusuna seslendiği satırları ise üzerinizde derin bir etki bırakıyor. Beş yüz yıl öncesinden uzanan, sizi omuzlarınızdan sarsan bu kuvvetli, soğuk eller insan olmanın zamanın ötesinde bir şey olduğunu idrak etmenizi sağlıyor. Kitabın kapağını kapattığınızda  hala savaşların, kavgaların, tartışmaların ortasında kalan biz insanlığın, aslında avucunda bir reçete taşıyor olduğu gerçeği ile kalakalıyorsunuz
Düşünce
Tatlı Gelir Yaşamayana SavaşDesiderius Erasmus · Can Yayınları · 20201,158 okunma
Reklam
Savaşın gerçek yüzü
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2021 15. kitabı
Dulce et decorum est pro patria mori' Horatius'un şiirinden alınmış bu Latince dize Vatan uğruna ölmek tatlı ve güzel bir şeydir' anlamına gelmektedir. Ve şair bu ifadeyi, özgürlük için başlatıldığına inandırılan yahut başta öyle olsa bile savaşın ticarete ve sömürüye dönmesini fark ederek şu dizelerle reddediyor: "...ve görseydin acı çeken beyaz gözlerini, ve günahtan usanmış bir iblis gibi sarkmış yüzünü, duyabilseydin köpürmüş ciğerlerinden taşan kanın hırıltısını her sarsıntıda kanser gibi müstehcen, berbat bir geviş gibi acı, masum dillerdeki o onulmaz yaraları, işte o zaman bu kadar şevkle söylemezdin arkadaş ümitsiz bir zaferin hevesiyle tutuşan çocuklara o eski yalanı: dulce et decorum est pro patria mori."
Şiir
Savaş ŞiirleriWilfred Owen · Vakıfbank Kültür Yayınları · 202048 okunma
7/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2021 15:21
" Günümüzde herhangi bir nedenle her yerde ve rahatlıkla savaş çıkarılabilmesi, yalnızca paganlar tarafından değil Hristiyanlar tarafından da, sırf dünyevi insanlar tarafından değil rahipler ve piskoposlar tarafından da, bir tek gençler ve tecrübesizler tarafından değil yaşlı ve bir o kadar da tecrübe sahibi olanlar tarafından da, yalnızca halk ve doğaları gereği kolayca tahrik edilebilir yığınlar tarafından değil görevleri bu bayağı yığınların ayaklanmalarını bilgelik ve akılla yatıştırmak olması gereken prensler tarafından da acımasızca ve barbarca savaşa girilmesi yeterince şaşırtıcıdır."        Savaşın erdem sayıldığı, savaşmadan var olamayan toplumların hakim olduğu, birbirleriyle haberleşmenin zorluğundan bürokrasi yerine katliamların doğal görüldüğü bir dönem de yazılan bu eser modern Avrupa'nın savaş karşıtı ilk metnidir. Erasmus 1500 ile 1533 yılları arasında Antik Cağ'ı belirleyen dört bini aşkın atasözü, deyim ve özdeyişi bir araya getirerek Collectanea Adagiorum (Toplu Özdeyişler) adlı kitabında yorumlamıştır. Kitaba adını veren "Dulce Bellum Inexpertis/ Tatlı Gelir Yaşamayana Savaş 3001 numaralı adagiumdur.    Hümanistlerin prensi Erasmus kitap boyunca savaşın kötülüklerini ortaya koymaya çalışır. Bunu ilk olarak felsefi bir yaklaşımla yapar. Insanın yaratılış gereği savaştan uzak durması gerektiğini örnekler vererek açıklar.  Savaşın insanlar için nasıl normalleştiği üzerine sorgulamalar yaparken, bu durumun mitolojik dayanaklarına bakar. İnsanı savaşa iten nedenleri sorgularken onu normallestirmez. Daha sonra barışın ve dostluğun güzelliğinden bahsederken yine savaşı kötülemeye devam eder. Savaşın insanlara verdiği ve verebileceği zararları tek tek açıklar. En son ise bir Hristiyan olarak savaşmamayı, savaştan yana olmamayı vurgular. Bunu yaparken de
Siyaset
Tatlı Gelir Yaşamayana SavaşDesiderius Erasmus · Can Yayınları · 20201,158 okunma
Puan vermedi·80 syf.·
2020 103. kitabı
Daha çok "Deliliğe Övgü" adlı eseriyle tanıdığımız, Rönesans Avrupası'nın önemli simalarından hümanist Desiderius Erasmus'un, 1515 tarihli bu metni erken modern dönem Avrupa'nın ilk savaş karşıtı metnidir. Bu eser, Erasmus'un 1500 ile 1533 yılları arasında Antik Çağ'ı belirleyen dört bini aşkın atasözü, deyim ve özdeyişi bir araya getirerek Collectanea adagiorum (Toplu Özdeyişler) adını verdiği eserinin 3001 numaralı kısmıdır. Dulce Bellum İnexpertis (Tatlı Gelir Yaşamayana Savaş) adını taşıyan bu eser Roma Savaş Sanatı kitabının müellifi Vegetius'un şu önemli sözüyle başlamaktadır: "Acemi erin savaş istemesine pek itibar etmeyin; çünkü savaş, onu yaşamamış olanlara tatlı gelir." Savaşı yaşamayan birinin savaşı isteyebileceğini, savaşı yaşamış olan birinin ise bundan kaçınmaya çalışacağını belirten bu söz Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve birçok savaş görmüş olan Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihânda sulh" sözünün önemli bir tecrübe neticesinde söylendiğini gözler önüne serer. İnsanın doğası gereği barışcıl olduğunu öne süren Erasmus, düşüncelerini şu satırlarla kanıtlamaya çalışmıştır; " Doğa yumuşak et ve pütürsüz deriyle yalnızca insanı çıplak, zayıf, narin ve savunmasız yaratmıştır. İnsanın uzuvlarında kavga ya da bir saldırı esnasında kullanabileceği hiçbir şey yoktur. Bütün bunlarla beraber diğer canlıların çoğunlukla -doğar doğmaz- kendilerini hayatta tutmaya muktedir oldukları söylenebilir; yalnızca insan, uzun süre büsbütün dış yardıma bağımlı kalacak şekilde dünyaya gelir. Ne konuşabilir ne yürüyebilir ne de besine ulaşabilir, yalnızca ağlayıp sızlayarak yardım isteyebilir: Böylece buradan insanın tümüyle dostluk için, esas olarak da karşılıklı hizmetle gerçekleşen ve varlığını sürdüren dostluk için doğan tek canlı olduğu sonucuna varılabilir."
Felsefe
Tatlı Gelir Yaşamayana SavaşDesiderius Erasmus · Can Yayınları · 20201,158 okunma
Puan vermedi·292 syf.·
2020 7. kitabı
Don Kişot; İspanyol yazar Cervantes’in kaleme aldığı ve modern romanın ilk örneği kabul edilen, şövalye kitapları okumaktan aklî dengesini kaybetme aşamasına gelen bir adamın kendini şövalye sanarak atıldığı maceraları trajikomik şekilde anlattığı eseridir. Senyör Keseda, şatosuna kapanıp yıllarca şövalye romanları okuduktan sonra bir gün maceraya atılmaya karar verir. Bir şövalyenin olmazsa olmazlarını, hayal dünyasının da etkisiyle bir araya getirerek başlar işe. Dededen kalma paslı bir kılıç, ondan daha iyi durumda olmayan eski bir şövalye zırhı, ihtiyarlıktan bitap düşmüş sıska bir at ve kahramanlıklarını adayacağı bir sevgili. Bir de şövalye namına yakışacak isim: Don Kişot. Kahramanımız, taktığı şövalye gözlüğü ile gerçekleri, görmek istediği gibi görür ve kendine bir hayal dünyası kurar. Böylelikle 400 yılı aşkın bir süredir tüm dünyada okunacak olan bir roman kahramanının gerçek ve kurgunun ustaca harmanlandığı maceraları başlamış olur. Kendini Mança’nın en kahraman şövalyesi olarak gören Don Kişot, ne yazık ki her macerasını mağlubiyet ile tamamlar. İlk yenilgisinin ardından evine döner ve kendine seyis olarak seçtiği Sanço Panza ile yolculuğuna bir kez daha başlar. Onu bu maceradan geri döndürmeye çalışan arkadaşları berber ve papaz ile zaman zaman farklı suretlerle ve onların farklı oyunlarıyla yolları kesişir. Don Kişot, kendi ifadesiyle Mahzun Şövalye, kötülüklerle ve haksızlıklarla mücadele etmeyi kendine görev edinmiştir. Ancak ne var ki onun sandığı gibi kötülükler insanüstü güçler ve büyülerle değil bizzat insan eliyle yapılmaktadır. Don Kişot, bir roman kahramanı olmanın ötesinde herkesin payına düşen dersi alacağı bir karakterdir esasında. Toplum tarafından “deli” olarak nitelendirilse de o, idealinden vazgeçmeden mücadele eder. Davası adeta gözünü
Don KişotMiguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202127,5bin okunma