51. BÖLÜM
🌹İnci🌹
Pazartesi günü, Mert yine gemiye dönecekti. Bu seferki rotası, epey uzaktı, ta Güney Amerika bölgesine gidecekti. O koca okyanusu aşmadan evvel, dün geceden sözleşmiştik. Deniz kokusunun is kokusuna karıştığı, telaşsız bir mangal keyfi yapacaktık. Gökyüzü de sanki bu vedayı güzelleştirmek ister gibi en parlak mavisini kuşanmıştı bu gün. Rotamız, İstanbul’un kalabalığından kaçıp sığındığımız, herkesin bilmediği çok güzel bir koya gittik. Yol uzadıkça içimizdeki heyecan da kıvrımlı yollar gibi bükülüyordu. Ama o ilk adımı atıp da ormanın yeşiliyle denizin uçsuz bucaksız maviliğinin kucaklaştığını gördüğümüzde, yorgunluk toz bulutu gibi dağılıp gitti. Doğanın güzelliği, henüz kurulmamış sofranın neşesini ruhumuza çoktan serpiştirmişti. Aslı’yla ben, peşimizden getirdiğimiz kamp masasını hazırlamaya koyulduk. Örtüler serildi, tabaklar dizildi... Diğer yanda ise Serkan ve Mert, en zorlu görevle boğuşuyordu: mangal ateşini yakmak. Cidden de "boğuşuyorlardı" çünkü kömüre bulanmış elleri bu işlere pek yatkın gibi durmuyordu. Kıkırdamadan edemedik. Aslı, elindeki zeytinyağlı tabağını masaya bırakıp seslendi:
"Beyler, biz masayı hazırladık ama sanki... siz yapamayacaksınız gibi geldi bana?"
"Hayatım, her şey tamamen kontrolümüz altında. Merak etme."
Serkan’ın, Mert’e attığı "Galiba rezil oluyoruz" bakışı yüzümüzde güller açtırdı. Onlar ellerindeki yelpazelerle dumanların arasında kaybolurken, biz sanki tiyatro oyununun en eğlenceli sahnesini izler gibiydik. Aslı, dirseğini masaya dayayıp çenesini avucuna yasladı. "İnanılır gibi değil, sen git koca holdingin sahibi ol... Sonra kalk gel burada mangal ateşiyle cebelleş. Ah, aşk sen nelere kadirsin!" Ben de başımı sallayarak Mert’e baktım. "Seninkine ne demeli? Adam onca azgın