Ve ben, bu bağın kopmasına asla izin vermeyecektim...
55. BÖLÜM ✨️ Serkan ✨️ Benden zaman istemişti, oysa benim o yorgun bekleme oyununa dönmeye, her şey tam da güzel bir yola girmişken aramızda yeniden duvarlar örmesine izin vermeye hiç niyetim yoktu. Gökyüzü, kurşuni kasvetle çökmüştü şehrin üzerine. Hava, her an büyük fırtınayla patlamaya hazır gibi tetikte bekliyordu. Şoför koltuğuna oturduğumda zihnimdeki gürültü, dışarının fırtına öncesi sessizliğiyle yarışıyordu. Arabayı doğrudan onun evine doğru sürerken, direksiyonu sıkan parmak eklemlerimin beyazladığını fark ettim. "Hani zaman verecektin? O zaman şimdi yaptığın ne?" Bu vicdan azabı zihnimi kemiriyordu ama kalbim çoktan sokağın köşesini dönmüştü bile. Mantığımın sustuğu, sadece onun varlığına ihtiyaç duyduğum noktadaydım. Sokağa girdiğim an, görüş açıma giren parlak siyah sedan, tüm dikkatimi üzerine çekti. Gözlerim farkında olmadan o yöne mıhlandı. Arka kapıdan inen silueti gördüğümde ise damarlarımdaki kanın buz kestiğini hissettim. Burada, ne işi vardı? Arabayı kaldırım kenarına çekip, adeta bir gölge gibi, onu izlemeye başladım. Elleri kahverengi kabanının ceplerine gömülmüş, başı İnci’nin dairesinin olduğu üst katlara çevriliydi. Ağır adımlarla ilerleyişini izlerken, içimdeki o ince sızı yavaş yavaş kontrolsüz bir öfkeye dönüştü. Kendimi frenlemeye çalıştım: "Sakin ol, hemen celallenme..." Ben bu iç savaşı yaşarken, binanın kapısı açıldı. İnci çıktı; omuzları çökmüş, başı önüne eğik... Dünyadan elini eteğini çekmiş gibi, dalgın adımlarla Haluk’un yanından geçip gitmek üzereydi. "Bak işte boşuna vesvese yaptın," diyecekken, birden durdu. Başını kaldırıp bakışlarını karşıya kilitlediğinde, ciğerlerimdeki hava yumru gibi boğazıma dizildi. Ona döndü... __Belli ki bir şeyler konuşuyorlar ve belli ki birbirlerini tanıyorlar.
1000Kitap
"İNCİ" Her şey bir anda alt üst olabilir...
42. BÖLÜM 🌹İnci🌹 Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Öğle güneşinin tüm yakıcılığıyla sokağı kavurduğu saatlerde, elimde iş yerinden aldığım ürün kataloglarıyla kendimi dışarı attım. Zaman, Serkan’la geçirdiğim o büyülü sabahtan sonra sanki hızla akıp gitmişti. Aslı ile buluşacağımız evimin yakınındaki kafenin önüne geldiğimde, kalabalığın içinde yine yabancı adamın siluetini seçer gibi oldum. "Belki de mahalleye yeni taşınmıştır," diye fısıldadım kendi kendime, huzurumu kaçırmasına izin vermeyerek kafenin serin atmosferine bıraktım kendimi. İçerisi öğle molasına çıkmış insanlarla dolup taşıyordu. Neşeli uğultuların arasında gözlerim kalabalığı taradı. Köşedeki masadan, "İşte buradayım!" dercesine bir elini havaya kaldırıp sallayan arkadaşımı gördüm. Hızla yanına varıp, gecikmiş olmanın verdiği mahcubiyetle kendimi sandalyeye bıraktım. "Kusura bakma, biraz geciktim..." dedim nefes nefese. Aslı, kollarını kavuşturup sorgulayıcı bakışlarından birini fırlattı. Dudaklarının kenarında muzip bir kıvrım belirdi. "Sen misin benim gecikmelerime laf eden?" dedi, ardından çınlayan bir kahkahayla ekledi: " Ben benzetemedim ama… Serkan seni bana benzetmeye başlamış bile!” diye ekledi. Bu tespitine engel olamadığım bir kahkahayla karşılık verdim. Haklıydı; Serkan’ın hayatıma girişiyle birlikte tüm alışkanlıklarım, hatta zaman algım bile değişmeye başlamıştı. Menüyü bana doğru uzatırken, "Ben siparişimi verdim, hadi sen de seç bir şeyler," dedi. "Bir şey yiyecek halim yok, sadece kahve içeceğim," dedim. Sesimdeki yorgunluğun ardına gizlenmiş tatlı heyecanı fark etmemesi imkansızdı. Kaşlarını kaldırıp eğlenceli bir edayla, "Vay... Demek öyle! Eniştemiz iyi bakıyor sana desene!" diye takıldı. Sözleri, kafedeki diğer insanların dikkatini çekecek diye ödüm koptu.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Bu kenti sevdim dedim Benim olsun demedim ki Sevdim dedimse akşam kızıllığını Gönlüm gibi akıp giden şu çayı Şu ormanı şu denizi şu dağı Benim olsun demedim ki Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları İşte buna sevmek derler dedimse Çattımsa acıların en güzeline Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa Benim olsun demedim ki
RÛZ U ŞEBİM
Ateşi yakıyorum bak, İstersen gülller ek, İstersen güneş... Tam gözlerine çok yakışır kızılı, Sonrası cennet, Sensizlik cehennem, Varlığıma eziyet. Otur biraz şiirlerden demlenelim, Sevdadan yeşerelim, Aksine geriye ne kalır ki hayattan? Bahçende suladığın gülistan, Hadi biri olsun gözlerinden, Kiraz dudağından olmazsa olmaz, Tut elimden çek götür beni... Gözlerinden ruhunu seyrederim, Ki alaz alaz kaybederim benliğimi. Bir düşler felsefesi, Seninle yaşamak, Seninle yaşlanmak, Seninle kaçamak, İki büyümemiş tatlı çocuklar gibi. Sihir ki bir nebze yanında, Sıcak ve daha da sıcak. Sadece hayallerimde senle ben, Belki bu bambaşka bir evren, Sana doyamıyorum. Ellerim esecek bir yaprak hâline,
Sosyal medyanın sadece medya kısmı bana çokça yetiyor
Dün kuzenimin arkadaşıyla üçlü olarak oyun oynarken kız Instagram sordu. Ben de birkaç kere oynasak da ondan emin olmadığım için "Pek kullanmıyorum." dedim. -Cevap olmasa da doğruydu. Takipçiye izin vermiyorum zaten ve arada geçiyorum.- Biraz durdu sonra "Ciddi misin, ben seni video çekenlerden sanmıştım. Çok güzel bir enerjin var. Profilde sen yoksun ama tatlı biri olduğuna eminim." dediğinde içimde kahkaha atıp "Alt tarafı dümdüz oyun oynuyoruz nerden nereye, çok değişik?" desem de ona "Teşekkür ederim ama insanlara pek tahammül edemediğim ve de bir şeyleri gösterme ya da kanıtlama amacı taşımadığım için böyle iyiyim. Tatlı kısmı ise, Yaso var ve kız arkadaşı olup az çok ona benzediğini düşündüğümden. Normalde tutumum bu kadar tatlı değil hem de bir yabancıya? O yüzümü görsen buna pek inanmazsın, bunu gördüğün için de ona." deyip nabzını yokladığımda kendini bozmamıştı. Kızlara da tanışmada torpilli davranmıyorum. Dümdüz insan muamelesi yeterli. Kızın sesini ilk duyduğumda beğenmiştim ve dile getirmiştim. Sonra oynarken ben kuzenimle şakalaşıp eğleniyordum. Tepkilerini analiz ettiğim için onunla standart bir iletişimde kalmıştım. Biraz dışlamayı andırabilir ama yapım gereği temkinli davranıyorum: kendimce tartıp ölçüyordum işte. Yine de öyle hissetmemesi için de normalden az o tarafımı gösterdim. Birkaç gün üst üste oynadık ve anormal bir şeyini görmeyip bulmadığım için çeyrek arkadaş gibi davrandım: biraz şakalaştım, uğraştım vs. o da biraz geldiği için ben de öyle gittim. Ama oradan buraya başlamasına şaşırmıştım. Hobi ya da kazanç olarak beni hiç çekmiyor sosyal medya. Her gün ya da birkaç gün içinde bir şeyler paylaşmak bana hesap vermek gibi (Bugün şunları bunları yaptım, aa bugün buradayım tarzındakiler), bir şeyleri kanıtlama (biz şöyleyiz, biz böyleyiz öyle
Hayata Dair
Vuruldumsa gözlerinin gül bahçesine Yürek çizen şimşeklerse kaçamak bakışları İşte buna sevmek derler dedimse Çattımsa acıların en güzeline Yedirdimse uykuları o tatlı kuşa Benim olsun demedim ki
Şiir