"Mavi gözlerinin öyle tatlı bakışları var ki Hadiye abla."
Hayri'nin sözleriydi bunlar. Acaba bu mavi gözle kendisine nasıl bakacaktı? Yüreğinin aynası mıydı bu mavi gözler? Nasıl tanıyacaklardı birbirlerini, nasıl yakınlaşacaktı? Yabancı sayılmasa da hiç tanımadığı bir kimseyle bir araya gelebilmek zor mu olacaktı yoksa aralarında doğuverecek bir sıcaklıkla hiç yabancılık çekmeyecekler miydi?
Vatanındaki gelenekler, yasalar böyle yapılmıştı, sürüp gitmekteydi. Kapı aralığında sorulan bir soruya evet denilecekti. Bu 'evet' hayat boyu sürecek bir beraberliğin tüm yükleriyle kabulü demekti. Hadiye'nin düşünceleri bu biçim yasalara yatkın değildi. Şehirlerde yaşayan insanların bir bölümü gizli gizli bu yasaları çiğniyorlardı. Gönüllerinin çektiği, gözlerine kestirdikleri erkeklerle mektuplaşıyorlardı. Kaçamak delilikler bile yapılıyordu. Gizlice mesire yerlerine gidiyorlar; oralarda buluşup, konuşuyorladı bile. Köylerde ise kaç göç yoktu. Köylü kızları için erkekleri tanımak, onlarla konuşmak daha kolaydı. Tarlalarda beraber ekin atıyorlar, beraber orak biçiyorlar, har manlarda beraberce döven dövüyorlardı. Fakat şehirli kızlar, hele dine saygıları, törelere bağlılıkları bulunan yüksek tahsilli bölümü, -tabii ki bu, eve gelen hocalardan alınan derslerle sağlanıyordu- büyüklerin isteklerine boyun eğmek zorundaydılar...
Halbuki bir zamanlar onlar da genç olmuştu. Koltukaltlarının ve kalçalarının kokusu tatlı bir misk kokusuna karışırdı; bakışları kaçamak, dudakları gevşekti; o incecik siyah boyunlarının üstündeki başlarının zarif kavisi, dişi geyiklerinkinden farksızdı. Kahkahaları sesten ziyade dokunuştu.
Küçük evlerde buluruz mutluluğu, tepelerin yamaçlarında, mavi bir denizdeki yemyeşil adalarda, ağaçların altında uzanan patikalarda ve atadan kalma eski evlerde saatlerce dinlenmekte - daha önce hiç böyle şeyler yaşamamış olsak bile.
Bu yüzde anılar yok.
Yalnızca kaçamak bir gölge, bulutlardan oluşmuş gibi.
Gölge, el değmemiş bir mağara kumu gibi
nemli ve tatlı, günbatımında.
Anılar yok. Yalnızca
bir fısıltı, anıya dönüşmüş denizin sesi.
Aşkımla geçirecek bir günüm olduğunda, sabahleyin içimde o günle uyanırım.
Ey gizemli tatlı kaçamak gün, elimden kayıp gidiyor ve her vaadi koşullu!!
umut edelim umut edelim.
• İdrarınızı takip edin. İdrarınız koyu ve kokulu olması az su içtiğinizi ve asitlendiğinizi gösterir.
• Alkali su için.
• Dışkınızı takip edin. Kabızlık şikayeti asitlendiğinizi gösterir.
• Bel çevrenizi her hafta ölçün. Beliniz kalınlaştıkça asitlenirsiniz.
• Yemekten önce yarım çay kaşığı tarçın tüketin. Yemek sonrası uykulu halinizi geçirir.
• TSH testinizi, açlık insülin ve yemek sonrası 2. saat tokluk insülin değerinizi bilin.
• Her öğünün 70% alkali besinlerden oluşmasına özen gösterin.
• Mümkünse haftada en az 1 gece akşam yemeği yemeyin.
• Akşam yemeğini olabilecek en erken saatte yiyin.
• Akşam yemeğinde asla karbonhidrat tüketmeyin.
• Sebze suyu içmeyi alışkanlık haline getirin.
• Kaçamak yaptığınız günlerin ertesi gününde daha fazla sebze suyu içerek kaçamaklarınızı dengeleyin.
• Kaçamak yapmak istediğinizde asla saat 17:00’den sonraya bırakmayın. Arada bir yaptığınız tatlı, alkol gibi kaçamakları kesinlikle bu saatten önce yapın.
• Çiğ sebze tüketmediğiniz gün olmasın.
• Asla yağsız kalmayın. Omega-3 desteğinden günde 1 tane alın. Ceviz - Badem - Balık üçlüsünü muhakkak tüketin, yağlı tohumlarını menünüze dahi edin. Hindistancevizi, avokado, zeytin gibi bitkilerin, çörek otu, keten tohumu gibi baharatların iyi yağ içerdiğini unutmayın.
• Süt yerine kefir içmeye alışın.
• Hazır yiyeceklerin neredeyse tamamının hücreleriniz için “çöp” olduğunu her zaman hatırlayın.
• Hayvansal ürünleri azaltın. Yemek durumundaysanız doğal olanlarını tercih edin ve muhakkak sebzelerle beraber tüketin.
• Doğru nefes almayı öğrenin. Yatak odanızda hava iyonizeri kullanın.
• Gece 23:00’te uyumaya alışın, yatak odanız karanlık olsun.
• Yoga, pilates, yürüyüş gibi derin nefes alabildiğiniz sporları tercih edin. Nefes nefese kaldığınız sporları değil.
• Ayda bir lenf drenaj