EDEBİYAT DÜNYASI'NDAN KISA KISA DUYURULAR...
Sevgili Kerim Ağabeyim,
Edebiyat Dünyası içinde, bana da yer verdiğiniz için size saygı ve sevgilerimi yolluyorum. Gönlü geniş, ufku yüce bir dost olarak yüreğimdesin. İyi günler dilerim, 14 Mayıs 2026 Perşembe-19.48.
Mehmet Rayman (Yazar-Şair) İzmir
****************************************************************************************************
BİR YAZAR GİBİ DURUŞUN VAR. (15 MAYIS 2015)
YILMAZ ŞEN
EĞİTİM YAYINLARI SAHİBİ
SİRKECİ-İSTANBUL
****************************************************************************************************
CUMHURİYET GAZETESİ YAZARI ABİDİN YAĞMUR ADANA’DA OKUYUCULARI İLE ÖYKÜ VE ŞİİR ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRECEK VE PROĞRAM SONRASI KİTAPLARINI İZLEYİCİLERE ÜCRETSİZ OLARAK DAĞITACAK...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
16 Mayıs 2026 Cumartesi günü, saat.13.00-14.30 arasında; H. Okan Merzeci Okuma Salonu Toroslar-Adana adresinde, Cumhuriyet Gazetesi (Öykü) Yazarı Abidin Yağmur okuyucuları ile bir söyleşi gerçekleştirecektir. Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız tarafından mahallelere kazandırılan okuma salonları nedeni ile her hafta bir mahalledeki okuma salonunda gerçekleştirilen ’’Okur Yazar Buluşmaları’’nın altıncısı olan bu etkinlik sonunda ’’Öykü Yazarı Abidin Yağmur’’ izleyicilere kitaplarını ücretsiz olarak dağıtacaktır. İsteyen herkes, bu etkinliği izleyebilir.
****************************************************************************************************
ERDİNÇ OZAN ’’BEKLENEN MUCİZE’’ İSİMLİ ROMANINI ÇANAKKALE’DE OKUYUCULARI İÇİN İMZALAYACAK VE SÖYLEŞİDE BULUNACAK...
KERİM ÖZBEKLER
GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR
16 Mayıs 2026
Ben bu evde doğdum…
Yılın en güzel ayında, Mayıs’ta.
Her yer yemyeşildi. Dışarıda inekler, koyunlar, kuzular otluyor; tavuklar, hindiler ve horozlar birbirleriyle didişip duruyordu. Evimiz büyükçe, konak gibi tarihi bir evdi. Tamamı kerpiçten ve kalın meşe ağaçlarından yapılmıştı. Doğduğum yerden sıra sıra uzanan koca ağaçları görebiliyordum.
Yanımda annem ve anneannem vardı. Abim henüz 1 yaşında ne olup bittiğine anlam veremiyordu. Dayılarım ve dedem erkenden tarlaya çalışmaya giderlerdi. Babam ise geçim derdinden Arabistan’a çalışmaya gitmişti. İlk sesimi aylar sonra duyabilmişti.
O zamanlar her yer ne kadar da cıvıl cıvıldı… Herkes bir işin peşindeydi. Kimse boş boş oturmazdı. Bazen eve sıcacık ekmekler gelirdi. Evimizin az ötesindeki fırında hem ekmek pişirirler hem de köyde olup bitenleri tatlı tatlı konuşurlardı. Gülüşmeler eksik olmazdı.
Annem melek gibiydi. Sürekli gözlerimin içine bakar, dualar eder, yüzümü gözümü öperdi. Dayımlar da bizimleydi. Geniş bir aileydik ve herkes mutluydu.
Köyümüz o zamanlar çok kalabalıktı. Yaz aylarında yurt dışından gelen akrabalarımızla birlikte köy tam bir şenlik yerine dönerdi.
Madımak ve mantar zamanıydı. Her yer madımak dolardı. İnsanlar küçük küçük otları büyük bir sabırla tek tek toplardı. Gençler ekipler halinde mantar aramaya giderdi.
Dış kapının gıcırdamasıyla eve misafir geldiğini anlardım. Kapı sürekli açılır kapanırdı. Gelenler anneme “Geçmiş olsun” der, sonra benim yüzüme bakıp:
“Maşallah, ne kadar güzel bir oğlan,” derlerdi.
Ben güzel bir bahar ayında doğmuşum.
Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Başpınar Köyü’nde…
Aylardan Mayıs, günlerden 24’tü.
Hiç unutmam.
24 Mayıs 1981
07 Mayıs 2026 Perşembe 02:04
Memleketime bahar gelmişken, gönlüme düşen Steinbeck sevgisini bu sefer Tatlı Perşembe ile taçlandırıyorum 😌📚
Steinbeck sevilmez mi??
Acaba böyle bir soru sorulur mu!!!😱
Böyle içten yazan bir yazarı bilmemekte ne bilimm :))
2026 yılını John Steinbeck yılı ilan edeceğim, az kaldı, ne demek istediğimi göreceksiniz sevgili 1k 🥳🥳
O halde bana iyi okumalar, ahhh size de :)
7.BÖLÜM
🌹İnci🌹
"Kızım haydi kalk, Zeynep teyzenler bizi kahvaltıya bekliyor."
Anneannemin yumuşak ama ısrarcı dürtüşleri, uykunun o en tatlı, en derin katmanından çekip çıkarıyordu beni. Dünün yorgunluğunu hala daha üzerimden atamamıştım. Göz kapaklarımın üzerine sanki kurşun dökülmüştü; açmaya ne niyetim ne de mecalim vardı.
"Daha çok erken... Biraz daha uyuyayım, lütfen," diye mırıldandım, sesim yastığın içine gömülmüş bir fısıltıdan ibaretti. Cevap vermek yerine, odanın içinde hışırtı duyuldu. Kararlı bir hamleyle perdeleri iki yana çekip pencereyi sonuna kadar araladı. O saniyede içeriye dolan taze sabah havası, iyi gelirken, içeriyi aydınlatan güneşten korunma içgüdüsüyle pikenin en uç köşesine kadar büzülüp kendime bir sığınak oluşturdum.
"Haydi bakalım, girme pikenin içine. Dünden söz verdik, geç kalmayalım."
"Sen git, ben yetişirim sana..." diye son kozumu oynadım.
"İnci..." dedi, sesindeki o tatlı sert tonu kullanarak.
"Anneanne, lütfen!"
"Saat ona geliyor, ben aşağıda seni bekliyorum. Acele et!"
Kapı tokmağının sesiyle birlikte odada yine sessizlik kaldı. Pes ederek üzerimdekini hışımla itip komodinin üzerindeki saate baktım. Gözlerimi kısıp rakamları seçmeye çalıştım. "Nasıl ona geliyor? Saat daha dokuzu beş geçiyor!" diye söylendim sesli bir şekilde. Merdivenlerden inen ayak seslerinin arasından cevabı geldi:
"Tamam işte, ona ne kaldı? Beş on dakika..."
Gözlerimi devirip, oflaya puflaya yataktan kalktım. Anneannemin zaman algısı, her zaman bizim gitmemiz gereken yerin yarım saat öncesine kuruluydu. Bu konuda kime çektiğimse bariz şekilde ortadaydı. O sırada komodinin üzerinde duran telefonumun ekranı peş peşe yanan bildirimlerle aydınlandı. Bakmama bile gerek yoktu; bu sabırsız darlamaların tek bir adresi
(Müslümanlarca Kutsal Sayılan Geceler)
Bugün (hac günü) sizin için dininizi (helal ve haramları açıklayarak) kemale erdirdim. Size nimetimi (Bugünden sonra müşriklerin Arafat'ta, Mina'da, tavaf ve safa ile Merve arasında say ibadetini yapmada sizinle birlikte bulunmamalarını emrederek lütfumu) tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.
(İbn Abbas - Maide 3. Ayet)
İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidayete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerimin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutunun, sonradan çıkacak şeylerden sakının. Çünkü her uydurma bidat, her bidat dalalettir, sapıklıktır. (Ebu Davud, Sünne, 5)
Efendimiz (sav)’in:
🌷 Regaip (Rahme Düştüğü) Gecesi (Recebin ilk cuma gecesi - İbadet yok)
🌷 Miraç (Göğe Yükseldiği) Gecesi (Recebin 27. Gecesi - Namaz)
🌷 Berat Gecesi (Şaban’ın 15. Gecesi - Dua İstiğfar)
🌷 Kadir (Kuranın indiği) Gecesi (Ramazan’ın 27. Gecesi - İbadet ve Zikir)
🌷 Mevlit (Doğum) Gecesi (Rebiyülevvel 12. Gecesi - Oruç)
Hicretten 300 yıl sonra ilk kez Mısır'da, Fatımiler döneminde Mevlit; 400 yıl sonra da Kudüs'te Miraç, Regaip ve Berat geceleri kutlanmaya, bu geceler camilerde toplu biçimde yapılan ibadetlerle geçirilmeye başlandı. Daha sonra bu kutlamalar İslam dünyasının bazı bölgelerine yayılarak gelenekleşti.
Osmanlılar döneminde, II. Selim (1566-1574) zamanından başlayarak minarelerde kandiller yakılarak duyurulduğu ve kutlandığı için Kandil olarak anılmaya başlayan gecelere Kandil-i Şerif de denir. Ayrıca her gece, Leyle-i Kadir, leyle-i Miraç gibi terkiplerle de anılır.
Yaygın bir gelenek durumuna geldikten sonra da kandiller hakkındaki tartışmalar sürmüş, bilginlerin bir bölümü şiddetle karşı çıkarken bir kısmı da kutlamaların bidat
Favorim; Posta Kutusundaki Mızıka
Hayal kırıklığı: Aylardan Kasım Günlerden Perşembe
Şaşırtan: Günler Aylar Yıllar
Samimi: Altı Harfli Bir Tatlı
Olmasada olurdu: Hyunam - Dong Kitabevi
En akıcı: Altıncı Koğuş