Nacizane Tavsiye Ettiğim Kitaplar...
rahmetli mustafa necati sepetçioğlu'nun şu kitapları: dünki türkiye serisi'nin 12 kitabı 1- kilit 2- anahtar 3- kapı 4- konak 5- çatı 6- üçler yediler kırklar 7- bu atlı geçide gider 8- geçitteki ülke 9- darağacı 10- ebemkuşağı 11- sabır 12- gece vaktinde gündönümü sabır ağacı serisi: 1- sahibini arayan toprak 2- zaman toprak ve sahibi 3- zaman yürüyüşü 4- zaman bir dar kapıda 5- zaman sarkacı 6- zaman yok 7- zaman dönümü 8- zaman uyanışı yesili hoca ahmed serisi: 1- sesler ve ışıklar 2- hurmalığın ak doğanı 3- aydınlığın mührü
1000Kitap
Ölümdeyim, Aşktayım
Ölümdeyim, aşktayım. Öğle ile ikindi namazı arasında bir vakitteyim, sanki her şey beş duyudan ibaretmiş gibi kahvemi yudumluyorum. Güneşin sıcaklığını yüzümde hissetmek ne de tatlı. Gönülden zihne, zihinden gönüleyim. Bir çiçeğin açışını izlerken atomların rastgele çarpıştığını sanan o kolaycıları düşünüyorum. Gösterdikleri yol için Allah onlardan razı olsun. Ellerinde bir konserve açacağı. Ne önemli bir alet, ne kadar da maharetli! Kim verdi size onu acaba? Aman, oralara hiç girme — çok karışık. Her yemek lazım olunca tır tır tır yeni bir kapağı açıyorlar ve diyorlar ki "karnımız doyuyor işte." Karnı doyar elbet. Ama konserveden beslenen, taze patlıcanın tadını bilmez. Oysa yağına oturmuş bir imam bayıldı yiyen kişi aynı mı? Sor bak, o imam bayıldıyı yapana kadar kaç soğan yakarsın, kaç defa ağzının tadı kaçar? Konserveciler bilmez — ne kaybolmayı, ne ağzının tadının kaçmasını, ne de teslim olmanın o hafifliğini. Akıl bas bas bağırsa da evreni o tuzaklarla dolu kapalı kutuya hapsedersen, alabileceğin en büyük tat teneke kutuda beklemiş bir yemek kadar olur. Çiçeğin açışındaki sırdan mahrum kalırsın, iki namaz arasında ölümde ve aşkta olma hâlinden — ama en önemlisi, yağına güzel oturmuş, dinlene dinlene kıvamını bulmuş bir imam bayıldının tadından.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
CİNLERİN DÜĞÜNÜ "Bu yağmur, delilik vehminden üstün, Karanlık, kovulmaz düşüncelerden. Cinlerin beynimde yaptığı düğün, Sulardan, seslerden ve gecelerden..." (Necip Fazıl KISAKÜREK) Kasaba,her zamanki uyuşukluğunda. Gündüzleri kadınlar ev işi, çamaşır, bulaşık, çoluk çocukla uğraşırken erkekler kahvede "Ver papazı, al maça kızını! " diye diye akşam ediyor. Çocuklar, eski traktör lastiklerini değnekle sürüp eğleniyor. Kimi kendisini kamyon şoförü, kimi ise otobüs kaptanı zannediyor. Bu sonsuz bozkırın ortasında kalan küçük kasabada zaman geçmek bilmez, insanlar aynı yeknesaklığın içinde çırpınır dururdu. Can sıkıntısı insana neler yaptırmazdı ki... Çocuklar bile imkânsızlıklardan olsa gerek yarı mucit sayılırdı. Şeker pancarından arabalar, traktör bilyelerden kızak tekerleği, tahta ve çividen futbol oyunu, küçük halı tezgâhı, kibritten ve mukavvadan fotoğraf çerçevesi... İcat edilecek her şeyi bitirdikten sonra yine can sıkıntısı basar, bu sefer kasabanın uyuşuk köpeklerini kuyruklarına teneke kıstarmak şartı ile yarıştırırlardı. Bu yarışların varış noktası her zaman mezarlığın tepesi olurdu. Tenekenin verdiği acı köpekleri hoplatır, yere çarptıkça çıkardığı korkunç ses zavallıları koşturur, acı acı bağırtırdı. Bu harikadan kendinden geçen çocuklar,hiç yarın cehennem ateşinde nasıl kavrulacaklarını düşünmezler idi. Çocuklara bu oyunu kasabanın Aziz amcası öğretmiş idi. Bu; elli yaşlarında Selanik göçmeni idi. Kısacık boylu, şehla bakışlı, devamlı bir hinlik düşünen, zalimlikte Yeşilçam'ın kötü adamlarına rahmet okutan,kadim Anadolu köylülerinin bin bir tanesinden bir tanesiydi. Gündüzleri işte böyle geçen kasabanın geceleri ise genelde acansların izlenmesinden sonra hareketlenirdi. Erkekler kendilerini kahvelere zor atar, sabahtan yarım kalan maça kızının
Edebiyat
Ama küçük prens onun güzelliği karşısında duyduğu hayranlığı gizleyemedi. “Ah, ne kadar da güzelsin!“ “Öyleyim değil mi? “dedi çiçek kibarca, “güneşle aynı günde doğdum.” Evet, pek de mütevazı sayılmazdı doğrusu, ama öyle büyüleyiciydi ki! “Kahvaltı vaktim geldi sanırım, acaba ihtiyaçlarımı karşılayabilir misin?“ Küçük prens düşüncesizliğinden ötürü çok utanmış, hemen koşup bir teneke su getirmişti. Böylece, bu kibirli çiçeğin eziyetleri başlamış oluyordu. Örneğin bir gün, dört küçük dikenine güvenerek “Bırak da gelsin şu kaplanlar, onların pençelerinden korkmuyorum“ demişti. “Ama benim gezegenimde hiç kaplan yok ki! Üstelik kaplanlar ot yemezler.“ “Ama ben bir ot degilim“ demişti çiçek tatlı bir sesle. Küçük Prens
Alıntı
Umutlar hayâldir, acılar gerçek Çileye mahkûmsun, kim ne bilecek Ya bir kuru selâm, ya bir top çiçek Salmak istiyorsun, bırakmıyorlar. ** "Çalış" derler, ayak bağlı, el bağlı "Konuş" derler, dudak bağlı, dil bağlı "Kalk git" derler, kapı bağlı, yol bağlı Kalmak istiyorsun, bırakmıyorlar. ** Yürü: duvar beton, otur yer beton Tavana bakarsın “bakma der” beton - Yağmur kokan toprakların nerede? ** İnancın cezalı, yüreğin tutsak Konuşacak yerde çaresiz susmak - Dudakların, dudakların nerede? ** Ayrılık, beşerin dünya ölçüsü Muamma bedenle can arasında Aydınlık, gözlerin yalancı süsü Şaşırdım ilk ile, son arasında. ** Her nereye baksam karşımda duran Ya yıkanmış sevap, ya kirli günah. Bir müjdeli haber kalbimde vuran "Gadir'dir, Rahim'dir, Kerim'dir ALLAH" ** Nar çiçeği kandır yaralarımız Ayrıldı can, beden aralarımız
Şiir
Dondurmanın tarihi gelişimi
İcadından önce dondurma el yapımı, karışımı elle çırparak ve sıcaklığı düşürmek için buz ve tuz kullanılarak üretildi. Johnson, kremayı eşit bir şekilde soğuturken karıştırmak için dönen bir teneke silindirden oluşan bir cihaz tasarladı. Sistemi dondurmanın daha hızlı ve yumuşak bir dokuya sahip olmasını sağlıyordu. Johnson 1843'te icadının patentini US3254A ile aldı. Makinesinin önemine rağmen büyük ölçekte pazarlayacak kaynağa sahip değildi, bu yüzden patentini daha sonra onu popülerleştiren William Young'a sattı. Tasarımları onlarca yıldır kullanılan dondurma makinelerinin temeli haline geldi. Johnson'ın icadı seri dondurma üretiminin önünü açtı, o zamana kadar üst sınıflar için ayrılmış bir lüks olan tatlı. Mekanizması sayesinde dondurma daha erişilebilir hale geldi ve tüketimi Amerika Birleşik Devletleri ve dünyanın diğer bölgelerinde hızla yayıldı. Nancy Johnson'ın hikayesi çok bilinmese de gastronomiye katkısı hala geçerli. Bugün, krank makineniz hala bazı yerlerde geleneksel ve nostaljik ev yapımı dondurma yapmanın bir yolu olarak kullanılıyor.
Alıntı