CİNLERİN DÜĞÜNÜ
"Bu yağmur, delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden..."
(Necip Fazıl KISAKÜREK)
Kasaba,her zamanki uyuşukluğunda.
Gündüzleri kadınlar ev işi, çamaşır, bulaşık, çoluk çocukla uğraşırken erkekler kahvede "Ver papazı, al maça kızını! " diye diye akşam ediyor.
Çocuklar, eski traktör lastiklerini değnekle sürüp eğleniyor. Kimi kendisini kamyon şoförü, kimi ise otobüs kaptanı zannediyor.
Bu sonsuz bozkırın ortasında kalan küçük kasabada zaman geçmek bilmez, insanlar aynı yeknesaklığın içinde çırpınır dururdu.
Can sıkıntısı insana neler yaptırmazdı ki...
Çocuklar bile imkânsızlıklardan olsa gerek yarı mucit sayılırdı. Şeker pancarından arabalar, traktör bilyelerden kızak tekerleği, tahta ve çividen futbol oyunu, küçük halı tezgâhı, kibritten ve mukavvadan fotoğraf çerçevesi...
İcat edilecek her şeyi bitirdikten sonra yine can sıkıntısı basar, bu sefer kasabanın uyuşuk köpeklerini kuyruklarına teneke kıstarmak şartı ile yarıştırırlardı.
Bu yarışların varış noktası her zaman mezarlığın tepesi olurdu.
Tenekenin verdiği acı köpekleri hoplatır, yere çarptıkça çıkardığı korkunç ses zavallıları koşturur, acı acı bağırtırdı.
Bu harikadan kendinden geçen çocuklar,hiç yarın cehennem ateşinde nasıl kavrulacaklarını düşünmezler idi.
Çocuklara bu oyunu kasabanın Aziz amcası öğretmiş idi.
Bu; elli yaşlarında Selanik göçmeni idi.
Kısacık boylu, şehla bakışlı, devamlı bir hinlik düşünen, zalimlikte Yeşilçam'ın kötü adamlarına rahmet okutan,kadim Anadolu köylülerinin bin bir tanesinden bir tanesiydi.
Gündüzleri işte böyle geçen kasabanın geceleri ise genelde acansların izlenmesinden sonra hareketlenirdi. Erkekler kendilerini kahvelere zor atar, sabahtan yarım kalan maça kızının