“Aynaya bakıp yüz ifadelerine çalıştım. Üzgün, neşeli, endişeli, hayal kırıklığına uğramış. Böyle böyle basit püf noktalarını öğrendim. Karşımdaki insanın yüz ifadesini olduğu gibi taklit ediyordum. Karşımdaki somurttuğunda somurtuyor, güldüğünde gülüyordum.
Eskiler aynanın içinde şeytan yaşadığına inanırlarmış. Onların aynada gördüğü şeytan, işte o benim.”
“İlk gece tuvalete giden damadın elbisesi kapı koluna takılır, damat gelinin şehvet düşkünü olduğundan bunu yaptığını düşünerek kaçar, kırk ya da elli yıl sonra tesadüfen oradan geçerken uğrayıp bir bakar. Gelin aynı ilk geceki gibi oturmaktadır, bir küçük dokunur ve bu yüzden gelinin küle dönerek yok olduğunu anlatır hikâye.”
“Kapıyı açan ihtiyar bir kadına, “Yukarıda ağlayan kim?" diye sorunca kadın eve daima gelen misafirlerden olduğunu sanarak, "Ah, sorma! Efendi vefat etti." cevabını verdiği esnalarda cenaze için gelenlere, "Bırakın şu biçareyi! Asıl ölen benim. Beni defnedin!" diyordu.”
''İşte Ahmet Bey'in durumunu anladınız. Şimdi onun da senin gibi, belki senden büyük bir rütbesi var. Allah rızası için bir yerde rastlarsan tanıma! İstersen selam bile verme. Adını duyarlarsa yine keçe külah ederler. Eşinin, oğlunun, kızının mezarını göremedi. Belki kendi mezarını da vatanda bırakmazlar. Zavallının vatanı içinde yaşamasını yasakladılar. Belki vatanı için ölmesine de izin vermezler.''