Eski toplumlarda da görüldüğü üzere, kimi zaman, kimi halklar, yaşantılarını idame ettirirken çocuklarına verdikleri eğitimi bir okul ortamından ziyade, kendi yaşantıları içerisindeki deneyimlerle ve pratik uygulamalarla vermektedirler. Yaparak-Yaşayarak Öğrenme modelinin aktif olarak kullanıldığı ve pratikte okuldan uzak ama teoride okulla benzer özelliklerin barındığı bir eğitim anlayışı içerisine girilmektedir. Bazen imkanların yeterli olmayışı bazen de okula ve eğitimcilere olan bakış açıları, toplumları ve bireyleri bu tarz eğitim anlayışlarına yönlendirebilmektedir. Küçük Ağaç’ın Eğitimi adlı kitapta, böylesi bir ortamda yapılan ve yapılabilecek bir eğitimin bireyler üzerinde ne gibi faydaları olabileceği üzerinden olaylara dayalı bir hikâye anlatımı yapılmıştır. Yaparak-yaşayarak öğrenmenin ne gibi etkileri olabilir? Bu tarz bir eğitimin akılda kalıcılığı olabilir mi? Öğrenme/öğretme aşamasındaki uygulanabilirliği ne düzeydedir? Tüm bu sorular yerli halkın, Çerokiler’in, bir bireyi olan Küçük Ağaç üzerinden okuyucuya aktarılmış ve cevaplar olayların akışı içerisinde okuyucuya sunulmuştur.
Küçük Ağaç, önce babasını daha sonrasında ise annesini kaybetmiş olan 4 yaşındaki bir Çeroki’dir. Yerli halk tarafından nereye gönderileceğine karar verileceği sırada, Büyükbaba Wales ve Büyükanne Bonnie Bee tarafından yetiştirilmek üzere doğayla iç içe olacağı bir kulübeye götürülür. Bu andan itibaren, Küçük Ağaç’ın eğitimi başlamıştır. Yaşantısını sürdürmek için bitkilere ve doğaya dair öğrenecek çok şeyi vardır.
Okuma-yazma konusunda bir becerisi ve bilgisi olmayan Büyükbaba, teorik eğitimden ziyade, pratik eğitim konusunda Küçük Ağaç’a rehberlik etmektedir. Günümüz şartları içerisinde kabul edilemeyecek olarak görülse de bahsi geçen zaman ve mevcut şartlar içerisinde normal