Puan vermedi·232 syf.··
2026 321. kitabı
Dino Buzzati, Tatar Çölü (Il deserto dei Tartari) adlı bu kült ve varoluşçu modern klasik romanında, genç bir subay olan Giovanni Drogo'nun, uçsuz bucaksız bir çölün sınırında yer alan ve ne zaman geleceği belli olmayan meçhul bir düşmana karşı savunma hattı oluşturan gizemli Bastiani Kalesi’ne tayin edilmesiyle başlayan hayat hikayesini konu alır. Yazar; Drogo'nun hiçbir hareketin, hiçbir savaşın yaşanmadığı bu kalede düşmanın gelmesini ve hayatına anlam katacak o büyük zafer anını bekleyerek geçirdiği yılları anlatırken; zamanın acımasızca akıp gidişini, alışkanlıkların insanı uyuşturan hapishanesini, umudu, yalnızlığı ve bir ömrün beyhude beklentilerle nasıl tüketildiğini, alegorik, büyüleyici, melankolik ve felsefi bir dille işler.
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Kimlik Kıskacındaki Devletin Somut Reçetesi: Üç Tarz-ı Siyaset
Puan vermedi·75 syf.··
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:42
Yusuf Akçura’nın 1904 yılında Kazan’da (Rusya) kaleme aldığı 'Üç Tarz-ı Siyaset' makalesinin ve ona muasır gelen eleştirilerin yer aldığı bu kitabı incelemeye geçmeden evvel, eserin telif edildiği döneme dair ufak hatırlatmalar yapmak gerekir. Osmanlı’nın Balkanlar’da isyanlarla kaynadığı, iktisadi iflasın eşiğine gelip varidatını Düyun-u Umumiye’ye kaptırdığı bu süreçte, alternatif siyaset üretmek çok sıkı bir sansür rejimiyle engelleniyordu. Bu istibdat ortamında muhalif Jön Türkler, hukuken Osmanlı’ya tabi olsa da fiilen İngiliz idaresinde olan Kahire’ye sığındılar. Sansür zincirinin kırıldığı ve radikal fikirlerin serbestçe tartışılabildiği Türk Gazetesi’nde neşredilen bu makale, kendisi de bir sürgün olan Akçura’nın Osmanlı’ya dışarıdan bakarak yaptığı rasyonel ve duygusallıktan uzak tahlilin en somut örneğidir. Dolayısıyla bu derleme, yalnızca maziye gömülen imparatorluğun çöküşüne dair bir reçete sunmakla kalmıyor; aynı zamanda günümüz Türk siyasi düşüncesinin de temel taşlarını döşüyor. Akçura, bahsettiğimiz bu üç siyasi akımı faydalı ve uygulanabilirlik açısından inceliyor ve bir siyaset bilimci gibi, “Ben size hayal satmayacağım. ‘Bu fikir tüm insanlığı kurtaracak’ gibi boş ve süslü safsatalarla analiz yapmayacağım,” diyor. Bu doğrultuda sırasıyla her bir fikre, “Hangisi Osmanlı toplumuna daha çok kuvvet kazandırır ve onun bu acımasız dünyada hayatta kalmasını sağlar?” şeklinde yaklaşır. Akçura’ya göre Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi; bütün Müslümanların ve Türklerin menfaatine ters değildir. Fakat sadece İslamcılık siyaseti izlemek, Osmanlı Devleti’nin ve Türklerin çıkarlarına tamamen muvafık düşmez. Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslim tebaayı göz önünde bulundurursak, bu fikrinde pek de yanlış sayılmaz. Türkçülük menfaatine gelince; bu fikir de ne
Üç Tarz-ı siyasetYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 1907154 okunma
Reklam
Puan vermedi·1808 syf.··
2026 241. kitabı
Lev Tolstoy, dünya edebiyatının en görkemli, en devasa ve kusursuz anıtlarından biri olan bu epik başyapıtında; sadece bir dönemin tarihini değil, insan ruhunun tüm katmanlarını ve bir ulusun anatomisini muazzam bir büyüteç altına alıyor. 19. yüzyılın başlarında, Napolyon ordularının Rusya’yı işgal ettiği o çalkantılı savaş yıllarını ve bu büyük yıkımın gölgesinde aristokrat ailelerin (Bolkonski, Rostov, Bezuhov) değişen hayatlarını merkezine alıyor. Eser, adından da anlaşılacağı üzere kusursuz bir düalizm üzerine kuruludur: Saray davetlerinin, baloların, aşkların, felsefi arayışların ve insani hırsların yaşandığı o ışıltılı "Barış" atmosferi ile cephelerin, barut kokusunun, stratejik hataların, ölümün ve vatan savunmasının çıplak gerçekliğiyle örülü "Savaş" dünyası iç içe geçer. Pierre Bezuhov’un varoluşsal sancıları, Prens Andrey’in gururu ve hayal kırıklıkları, Nataşa Rostova’nın yaşam enerjisi ve saflığı gibi yüzlerce karakter aracılığıyla Tolstoy; tarihin akışını kralların veya generallerin değil, halkın ve görünmez kitlelerin tayin ettiğini savunur. *Savaş ve Barış*; tarihin, sosyolojinin, felsefenin ve edebiyatın tek bir potada eritildiği, insan doğasına ait hiçbir duygunun dışarıda bırakılmadığı, zamanı ve sınırları aşan en büyük dünya klasiğidir.
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202125,9bin okunma
Reşat Nuri Güntekin~Son Sığınak
8/10
·231 syf.··
2026 16. kitabı
Reşat Nuri Gültekin’in,ölümünden dört sene sonra yayınlanmış,her ne kadar yaşama hevesi kalmamış bir tiyatro kâfilesinin,gerçekleştirdiği Anadolu turnesini konu alsa ve grubun zamanla bir aileye dönüşümünü aktarsa dahi genel olarak Anadolu’daki yıkımı,bilgisizliği ve dönemin ekonomik yoksulluğunu gözler önüne seren bir eser. Metni Okumayanların Okuma Zevkini Etkileyebilecek İnceleme Bu kısımlara örnek verilecek olursa:Tiyatronun halkın ahlakını bozduğunu iddia eden kaymakama,grup üyelerinden biri bir hadis uydurarak, sırf o bölgede tutunabilmek için,Hz.Muhammed’in tiyatroyu çok sevdiği ve sıklıkla tiyatro seyretmeye gittiği yalanını ortaya atıyor.Veya kendini hoca olarak tanıtan bir grup üyesi,halkın cehaletini kullanarak,onlardan faydalanıyor.Dönemin ekonomik zorluklarına da değiniliyor.Örneğin grup,piyeslerin tutulmaması gibi nedenler yüzünden,onları yüzüstü bırakıp giden finansörler olmadan,zarzor ayakta kalabiliyor.Pek çok şehirdeyse,piyeslerin oynanabileceği salonlar bulunmuyor.Valiler,kaymakamlar,sürekli başka bölgelere tayin oluyor.Sözde herkes,sanatı,tiyatroyu destekliyor.Yöneticilerin vaadleri havada uçuşuyor,lakin iş icraate gelince, hiçbiri elini taşın altına koymuyor.Bu yokluk sebebiyle grup,borçlar alıyor,kaçakçılara bulaşıyor.Metin,binevi yazarın,Anadolu gezisinden elde ettiği gözlemler üzerine kurulu.Tekrara çokça kez düşüyor,akıcılık yer yer değişiyor.Bitirişse biraz düşük kalıyor.Onca beklenti boşa gidiyor.Gözüme çarpan bir diğer hataysa,karakterlerin belirli bir kimliği olmaması.Karakterlerin bulaştığı pis işler,bazen rahatsız edici düzeye varıyor.Bu yüzden onların yaşadığı zorluklarda,empati kurma şansımız azalıyor.Bir ön yargı ortaya çıkıyor.Kitabın başlığı,ana fikre tam uymuyor.Çünkü her ne kadar ilk yüz elli sayfada,Kanal Seferi sırasında esir
Edebiyat
Son SığınakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 1992488 okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2026 5. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2026 23:19
Mâverdî’yi “gaspı meşrulaştıran” bir düşünür olarak okumak eksik kalır. Az bilinen Teshîlü’n-nazar’da radikal bir cümlesi dikkati çeker: “Eğer yönetici bozulur, fakat toplum ahlâkını korursa ya o yönetici kendini düzeltecek ve tebaasının ahlâkî üstünlüğüne uyacak, ya da tebaası ondan yüz çevirip bir başkasına yönelerek onu reis tayin edecek ve onun destekçisi olacaktır. Böylece eski yönetici, yanlışıyla kendi iktidarını kendi eliyle yıkmış olur.” Bu, klasik Sünnî siyasal düşüncenin en cesur cümlelerinden biridir: bir ümmetin kendi yöneticisini barışçıl biçimde geri çekme ve yerine bir başkasını geçirme hakkını ima eder. Çağdaş dildeki karşılığı pasif direniş, ahlâkî mesafe, sivil itaatsizlik ve meşru muhalefettir
El-Ahkâmu's Sultâniyyeİmam Maverdi · İtisam Yayınları · 202032 okunma
Lanetli Kitap
Puan vermedi·143 syf.··
2026 24. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 13:01
Merhabalar; bugün incelemesini yapacağım eser, çocukluğumda Muhteşem Yüzyıl dizisini izlerken, Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü sadrazamı Pargalı İbrahim Paşa'nın elinde gördüğüm andan beri içimde büyüyen büyük bir merakın ürünüdür. Dizide koca bir imparatorluğun kaderini tayin eden İbrahim Paşa, bu gizemli kitabı masanın üzerine koyup dostuna dönerek, "Arkalı İbrahim, bir kitaptan korktuğumu ilk defa gördüm..." diyor ve ardından sayfaları çevirip dönemin siyasetini sarsan şu can alıcı satırları okuyordu: "Osmanlı monarşisi bir sultan tarafından yönetilir, diğerleri onun kullarıdır; ülkesindeki yöneticileri istediği gibi tayin eder ve istediği gibi değiştirir. Fransa'da ise birçok eski senyör ve onların imtiyazları vardır, kral onların imtiyazlarına dokunamaz. Bu yüzden padişahın krallığını işgal etmek zor, Fransa'yı işgal etmek ise kolaydır. Osmanlı'ya saldırılırsa bütün ülke karşılarında bir birlik olarak görülür ama padişahın soyu ortadan kaldırılırsa da başkaldıracak bir şey kalmaz, geriye kalanların halk üstünde bir hükmü ve fikri yoktur. "İbrahim Paşa'yı ve tüm dünyayı dehşete düşüren bu satırlar, Niccolò Machiavelli'nin tam 500 yıl önce parçalanmış İtalya'yı birleştirmek amacıyla kaleme aldığı, dini, ahlakı ve devlet yapılarını politik birer güç aracı olarak ifşa eden ölümsüz eseri Prens'in ta kendisidir. Hükmü korumak adına bir liderin ağları tanımak için bir tilki, kurtları korkutmak içinse bir aslan olması gerektiğini söyleyen bu çıplak iktidar dili, Katolik Kilisesi tarafından yüzyıllarca yasaklanmıştır. Ancak felsefe tarihinin en büyük dehalarından Jean-Rousseau, Toplum Sözleşmesi adlı yapıtında bu esere ezber bozan bir pencere açarak, "Machiavelli krallara ders verir gibi yaparak uluslara büyük öğütler vermiştir. Onun Prens adlı yapıtı,
PrensNiccolo Machiavelli · Doruk Yayınları · 201520,3bin okunma
Reklam
Reklam