Başka bir deyişle: Eğer kendimi kendi algılarımın "dışına" yerleştirme imkânım yoksa, nasıl olup da dünyamın algısal düzenliliklerini ve değişikliklerini fark edebiliyor, onlara açıklamalar getirebiliyorum? Bu durumda, klasik gözlemci-organizma-çevre üçgeni yerine, ortaya gözlemcinin yerleştiği bir daire vardır ve gözlemek, açıklanmak istenen deneyim alanında yaşamanın usullerinden yalnızca bir tanesidir. Gözlemci, çevre ve gözlemlenen organizma, artık gözlemcinin varlığında, tek ve aynı işlemsel-deneyimsel-algısal süreci oluştururlar. Bu koşullarda kendi bilme süreçlerimizden "nesnel" olarak nasıl bahsedebiliriz?