(9 yıldızım bu baskıya ithaf edilmiştir.)
"Bukleye Tecavüz" adlı eseri, Alexander Pope’un edebi dehasının ince çizgilerini en iyi yansıtan eserdir muhtemelen. 18 ve 19. yüzyılın görkemli Romantikleri yahut 17. yüzyılın Shakespeare ve Milton gibi kahraman şairleri ile mukayese edildiğinde, Pope'un şiirlerinin ahenksiz ve neredeyse yüzeysel olduğu düşünülebilir. Oysa ki onun bu savruk ve küçümseyici tavrı ve keskin gözlem gücü, onu döneminin elitlerinin içine sıkıştırılmış bir Voltaire yahut genç bir Swift’e benzetir. Ne var ki Pope, diğerlerinden farklı olarak alaycılığın doruğuna ulaşmak adına daha incelikli bir yaklaşım benimsemiş, soylu lakin çürümüş ruhlara kelimeleri ile dokunmuştur.
Pope’un “Bukleye Tecavüz”de yaptığı şey, epik şiirin yapısını bozmak, onu dönemin kibar toplumunun küçük dertlerine indirgemektir. Epik türün yüceliğini alıp, üzerine maskara bir söylem inşa etmiştir ki bu sıradan bir hamle değil, aksine şiir sanatının köhneleşmiş töresine karşı bir tür meydan okumadır. Pope’un soylularını işlerken kullandığı bu ince ironi oldukça parlak ve yaralayıcıdır. Lakin Pope, trajedinin büyüsünü yitirerek komediye, kahramanın derinliğinden uzaklaşarak soytarının yüzeyselliğine saplanır. Döneminin bu saplantılı beğeni arayışı ve şekilcilik zaafını kendi kalemi ile acımasızca tasvir ederken, bu yozlaşmış asaletin anlamsız zaferi karşısında bir ahlak kılıcı sallar bana kalırsa.
Özellikle kadın tasvirlerinde Pope’un dönemine ait önyargıları çarpıcı bir şekilde belirgindir. Shakespeare’in Kleopatra’sı ya da Milton’ın Havva’sı gibi derin ve karmaşık kadın karakterlerden uzakta, kadınları yalnızca birer güzellik sembolü olarak resmeder. Lakin burada dahi Pope’un zekâsı kendini gösterir: güzellik uğruna girişilen amansız yarışın içini boşaltarak bunu hicvetmiş,