7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 75. kitabı
BENİM ADIM LUCY BARTON-ELIZABETH STROUT,192 sayfa Pulitzer Ödüllü Elizabeth Strout’un Benim Adım Lucy Barton romanı, anneler ve kızları arasındaki karmaşık bağları ve geçmişle yüzleşmeyi anlatıyor.Yoksulluk ve istismarla geçen bir çocukluktan New York'ta başarılı bir yazarlığa uzanan Lucy'nin hikâyesi…Anne-kız arasındaki sevginin bazen doğrudan ifade edilemediği,içten sevip bunu dışa vuramama, farklı bir çevreye uyum sağlarken hissedilen aidiyetsizlik ve insan ilişkilerindeki başarısızlıklar… Hikaye, 1980’lerin ortalarında New York’ta bir hastane odasında geçer. Lucy Barton, basit bir ameliyat sonrası gelişen beklenmedik bir enfeksiyon nedeniyle haftalarca hastanede yatmak zorunda kalır. Bir gün uyandığında, başucunda uzun yıllardır görüşmediği annesini bulur. Annesi, Lucy’nin yanına gelebilmek için hayatında ilk kez uçağa binip Illinois’deki küçük kasabalarından çıkıp gelmiştir. Lucy ,beş gün boyunca yatağının ucunda oturan annesi ile kesintisiz sohbet eder. Bu sohbetler genellikle tanıdıkları eski köylülerin, mutsuz evliliklerin ya da trajik hayatların dedikoduları üzerinden ilerler. Ancak bu yüzeysel hikayelerin altında, Lucy’nin çocukluğunda uğradığı derin yoksulluk, yalnızlık ve aile içi duygusal/fiziksel ihmal yatar. İkili, asıl konuşmaları gereken travmaları teğet geçer her ne kadar Lucy bu konuları konuşmak istesede… Lucy’nin annesi sevgisini kelimelerle, sarılmalarla göstermeyi becerebilen bir kadın değildir; zaten hiçbir zaman Lucy’ye doğrudan "seni seviyorum" demez. Ancak kızının başucunda günlerce beklemesi, onun kendi dilinde bir sevgi ilanıdır. Lucy, çocukluğunu geçirdiği o izole ve fakir dünyadan kurtulup New York’ta bir yazar ve iki çocuk annesi olarak yeni bir hayat kurmuştur. Ama geçmişinden gelen travmalar,yabancılık duygusu Lucy’nin peşini
Benim Adım Lucy BartonElizabeth Strout · Domingo Yayınevi · 2025112 okunma
Huzur
10/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 08:06
Bundan 2000 yıl önce hayatı çözmüş, hayatın getireceği olumlu olumsuz her şeye karşı insanın gardını alabileceğini öğüt veren bir başyapıt. Onlarca kişisel gelişim kitabı okumak yerine bu ve Marcus Aurelius'un eserini okumak, sosyal hayatta yaşadığımız zorluklara yardımcı olacaktır. Bu arada Epiktetos'un yetiştirdiği öğrenci Marcus'tur. Epiktetos'un bu eserinde düalizmi görüyoruz. Eser filozofun öğrencileri tarafından kaleme alındığı için, günümüze eksik gelmiştir. Bu kitabı okuyan bir arkadaşım ben bunları zaten biliyorum demişti. Ama bilmek ve anlatılanları hayata uygulamak çok farklı. İçselleşmeyen bilgi her zaman teğet geçer.
İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını AçarEpiktetos · Beta Yayınları · 20212,900 okunma
Reklam
Puan vermedi·103 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 16:00
Yol Uçurumu'nu okumaya başladığımda, bu güzel ismin anlamı ve işaret ettiklerine dair bir merak duymadan edemedim. Yazar, "Yol uçurumu yener" diyerek yaptığı girizgâhla okuru, en sarp yolların dahi uçurumlardan kuvvetli olduğuna inandırmaya niyetli görünüyordu çünkü. Hepimizi yolun davetkâr kıvrımlarında ümitle yürümeye ikna eden bir çağrıydı bu. Her bir öykü karakterinde olduğu gibi, bilinmedik manzaralar eşliğinde, ortaklaşa buluştuğumuz o kadim ve insanî yanımıza alıp götürecek güce sahipti. Bir öykücünün başarısı okurun beklentilerine göre değişebilir ancak, Aybüke Akgül öykü okurunun bütün beklentilerini karşılayabilecek kalibrede usta öykülerle giriş yapmış edebiyat sahasına. Yazarın kurmaca gücündeki sınırsızlığa, hiç karşılaşmadığımız pek çok evrenle kurduğu muhteşem öykü atmosferine, birkaç sayfalık kısa öykülerde bile sorunsalı derinleştirebilmesine, etkili finallerle son golü atışına ve başarılı diyalog yazımına hayran kaldım. Bu kadar zor bir işi, kitabında yer alan 19 öyküde birden başarabilmesi ayrıca takdire şayan. Kitapta favori öykü belirleyebilmek oldukça zor. Aybüke Akgül, fantastiğin sürprizlerle dolu kapısından eli kolu öylesine dolu dönüyor ki, sonraki eserlerinde anlatacağı yeni dünyalarla tanışmak için şimdiden sabırsızlanıyoruz. Orijinal konuların merkezde olduğu alegorik kurgular, diğer yandan lezzetli ve tertemiz bir Türkçeyle birleşince akıllardan kolay kolay silinmeyecek öyküler doğmuş. Okur olarak, benzerine az rastlanır bir düş gücüne eşlik etmekse oldukça şanslı hissettiren nadir duygulardan. Resmetmek için hikayesi olan gözler arayan ressamın asıl yitiği bizatihi kendisi olabilir yazarın düşleminde. Kaderini başkasına bulaştırmaya itiraz edenler, denklemi bir anda tersine çevirebilir. Burada, babadan oğula devredilen yastıklarda
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
Dokunmadan..
9/10
·352 syf.··
2026 33. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 01:27
Başkasının oyuncağı hiç size daha güzel geldi mi? Bize geldi....Nermin Yıldırım’ın Dokunmadan romanı, okuduktan sonra uzun süre üzerimden atamadığım, içimde bir yerlere ince ince dokunan ve ruhumda değmedik nokta bırakmayan muazzam bir yüzleşme hikayesi. Hikayenin başkahramanı, aslında toplumun bize dayattığı o görünmez, etliye sütlüye karışmayan ve hayata parmak uçlarında basarak "dokunmadan" yaşayan insan tipinin tam bir yansıması. Ancak ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrendiği an yıkılmak yerine, *"Ben zaten hiç yaşadım mı ki?"* sorusuyla baş başa kalması beni en çok sarsan yer oldu. Ölüm haberi onun için trajikomik bir şekilde hayata uyanış biletine dönüşüyor ve ömrünün kalan azıcık vaktinde, hayatı boyunca dâhil olduğu ya da sessiz kalarak göz yumduğu adaletsizliklerle, günahlarla hesaplaşmak için kendi vicdan mahkemesini kuruyor. Geçmişindeki insanları bulmak için çıktığı bu yolculuk, aslında sadece onun değil; toplumsal hafızanın, ortak travmaların ve hepimizin içindeki o bitmek bilmeyen kolektif suçluluk duygusunun bir panoraması. Yazarın hayran olduğum o kıvrak, ironik ve kara mizahla yoğrulmuş dili sayesinde, bu kadar ağır ve hüzünlü bir konu asla bir ajitasyon seli haline gelmiyor; aksine her sayfasında altı çizilecek derinlikte, insanı incitirken şifalayan bir anlatıya dönüşüyor. Kitabı bitirdiğimde kendime sorduğum o can alıcı soru içimde yankılanmaya devam etti: Acı çekmemek için hayata teğet geçmek gerçekten bir korunma yöntemi midir, yoksa yavaşlatılmış bir intihar mı? Eğer içinizde bastırdığınız kırgınlıklar, söyleyemediğiniz sözler ve geçmişe dair çözemediğiniz düğümler varsa, bu roman canınızı biraz yaksa da sizi o yüklerden hafifletecek ve gerçekten yaşadığınızı hissettirecek sarsıcı bir başyapıt. Bir puanı kırıyorum bunun sebebi, Rüyalar Anlatılmaz
Alıntı
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,5bin okunma
Her sivriliği yumuşatmada üzücü becerileri olan kadınlar...
Puan vermedi·128 syf.··
2026 32. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 16:12
Kendi deyişiyle; öyküleri birbirine teğet geçecek , aynı zamanda odaktaki bir portreye de girip çıkacak biçimde yazmanın güçlüğüne meydan okuyor bu kitabıyla Tomris Uyar. ...Bir erkeğin, kültürce kendisine denk, üstelik konuşmaya, düşüncelerini anlatmaya susamış bir kadını uzun süre kaldıramayacağının henüz keşfedilmedigi ... 30'ların dünyasından kadınlar öykülüyor. Çocukken sevgisini belirtmede tutumlu davranan kadınlar ; her sivriliği yumuşatma , her suçu bağışlama , her ayıbı örtmede üzücü becerileri olan kadınlar; ve nihayetinde çerçevesinden taşıp, 'Ben , benim. Benim neler yaşadığımı bilemeyeceğine göre toplumsal gözlemlerini kendine sakla' diyebilen kadınlar. Satır aralarında, çizdiği portreleri aydınlatmak adına, farklı açılardan çekilmiş fotoğraflardan kolajlar misali listeler sunmasıyla oldukça şahsına münhasır öykülerinde, yazma eylemine dair düşünceler de yer alıyor. İlk cumlesini bir deniz kıyısında okudugum Otuzların Kadını'nın kapağını bir at kestanesi ağacının gölgesinde kapattım, arada hep 1930'larda yaşadım. Tomris Uyar 'ı her okuduğumda bu kadar güçlü bir kalem olmasından çok ikinci yeniye ilham oluşuyla tanınmasının büyük bir haksızlık olduğunu düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Çünkü edebiyat tarihinde erkeklerin çevresinde konumlandırılarak anlatılan nice kadın sanatçı gibi Tomris Uyar da çoğu zaman kendi cümlelerinin gölgesinde değil, erkek şairlerin biyografilerinde anıldı. Bu yüzden erkeklerin hayatında bir dipnot olmaya razı gelmeyen kadınlar yarattığı öykülerini hep çok severim Otuzların Kadını Tomris Uyar
Otuzların KadınıTomris Uyar · Can Yayınları · 2024266 okunma
Puan vermedi·272 syf.·
2026 353. kitabı
Yaşamı, düşgücünün ürettiği ya da öyküleyip kaleme aldığı ve yayımladığı şeyler sayesinde zenginleşen ya da o yüzden lanetlenen ya da sadece değişen yazarların ben ne ilkiyim ne de sonuncusu olacağım.” Javier Marias Zamanın Karanlık Yüzü ”nde, belki de istemdışı bir geçmişe gitme arzusunun etkisiyle adını –Xavier– tersten, sağdan sola yazan solak bir çocuğu; kaybetmiş bir ağabeyi; Birinci Dünya Savaşı’ndan sağ çıkıp México’da serseri kurşuna hedef olmuş bir yazarı; yaşamın bitisinde hep teğet geçtiği, tek gözü kör bir savaş pilotunu ve nicelerini, “Henüz geçmemiş, yitip gitmemiş ve belki de o nedenle henüz zaman bile sayılmayan zamanın” karanlık yüzüne aktarılmış halde buluyoruz. Belki de orası, yaşayanlar ile yadamayanlar birlikte var olabildikleri tek yerdir. İnanç sahibi olmak ferahlatıcıdır herhalde, tanrısal ya da mistik bir umuttan ötürü değil, sevdiklerine yeniden kavuşma olanağından ötürü.” s:138 Marías, edebi ustalığını kullanarak anlatı ile gerçek yaşam arasındaki sınırları bulanıklaştırır ve okuru felsefi bir sakinliğe davet eder. Zamanın Karanlık Yüzü
Roman-Edebiyat
Zamanın Karanlık YüzüJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 202151 okunma
Reklam
Reklam