Devam
Nehir kenarındaki ıslak taşlardan etrafa nem yayılıyor; kanadı mavi çizgili bir kuş suya teğet geçip küçük bir daire çizdikten sonra yoluna devam ediyor.
Alıntı
Yüzümün bile bir sınırı olduğunu geç anladım Kalbimin hacmini kanla doldurulmuş bir çömleğe batırarak ölçtüm Bedenimin yarıçapı neresidir ve kimi duygular ona neden teğet geçer-bunu hala bilmiyorum Bütün boyutları birbirine karıştırdım işte sonunda Yaşam ve ölüm denilen uçurumlar arasında...
Reklam
"Öpüşmeyelim de gel, Adı konmamış şeyler yapalım. Seni koklayarak teğet geçeyim yolun birinde. Önemsiz bir sokakta seni karşıdan izleyeyim, Ya da iki yabancı gibi karşılıklı oturalım trende, Olasılıklarımızın tersini yaşayalım. Gel, tanımlanmamış sevişmeleri keşfedelim, Giriş gelişme ve sonuca aykırı, Ehlileşmemiş bir çılgınlıkta duralım. Öylece duralım, öylece sırt sırta, Aşağıya bakanın kim olduğu önemli olmadan bir uçurumun kıyısında. Rüzgâr kuruyan dudaklarında ve burnunun soğuktan hissizleşen ucunda."
Sayfa 30·Kitabı okudu
Alıntı
Teğet ilişkilerde taraflar birbirlerine biraz fazla yaklaştıklarında, bir süre sonra yeniden yaklaşmak üzere birden uzaklaşırlar. Yapışık ilişkilerde güvenlik sık ve uzun süreli bareberliklerle sağlanır. Teğet ilişkilerde ise taraflar arada bir birbirini «yoklayarak» güvenliklerini sağlarlar.
Remzi kitabevi·Kitabı okuyor
Tek bir kişinin yaşadıklarından dolayı düşündüklerinin, onları o özel ve 'öznel' biçimiyle yaşamamış okurlara ulaşabilir hale gelmesi için 'genel'leştirilmesi gerekliği yüzünden mi? Bundan öte birşey olmalı; belki, onları yaşayan ve düşünen (felsefe yapan) kişinin kendisi için ulaşılabilir hale gelmesi için, ilkin... (Onlarla, onları yaşamamışken uğraşanların durumu da, yine, akademisyenlik koşulları içinde halledilebilecek bir mesele!) Peki, kişi yaşadıklarının felsefeye elverişliliğini nereden bilecek ki?... Felsefi yaşantı nasıl birşeydir? Kişi, kendisi için anlaşılmaz olan, ama derinden yaşadığı bir şeyi, ona karışarak anlaşılmaz kılan katışıklardan arındırıp, saf bir hale getirirken, onu, anlamına uygun düşen bir kavramlar bütününe de yerleştirebilirse, bir yaşantıyı felsefi olarak dilegetirmiş olur. (O anlamı içine yerleştirdiği bütün, kavramlardan değil de imgelerden oluşuyorsa, dilegelen, şiir olarak dilegelmiş olur.) Yaşantının kendisi ise, aslında, muhtemelen her insanın şu ya da bu biçimde yaşamak durumunda kaldığı, ama -çoğunlukla korkaklıktan- teğet ya da es geçtiği, belki de çok sıradan bir yaşanış olabilir. Önemli olan, zamanında üzerine gidilerek düşünülmesi, ve bir bütün içinde kavranmasıdır. (Bu, şiir için belki daha da doğru ... ) Her yaşantı felsefeye dönüştürülebilir (-şiire de) ... "Kavram" (da, "imge" de), eninde sonunda, bir(er) kavramdır: Felsefe, kendi bilincini (de, şiirin bilincini de) taşır felsefe, işte, bilinçtir (-şiirinki de) ... Nietzsche'nin Zerdüşt'ün başına yazdığı söz, bütün felsefe metinleri için geçerlidir : "Herkes ve hiç kimse için"... Bu da şu demek : Anlayabilecek durumda olan herkes anlayabilir; ama, işte, hiç kimse o durumda değil...
Bilim, bütün renkleriyle, bütün çelişkili çeşitliliğiyle, bütün zenginliğiyle yaşamı tümüyle teğet geçiyor - bütün bunlardan çıkardığı sadece zayıf, solgun bir gölge. Bilimin araştırma yöntemleri ne kadar sıkı, ne kadar katıksız olursa, en küçük yaşam parçasının bile kavranmasından kaçınması da o kadar bilinçli, o kadar derin oluyor. İşte bu yüzden bilime hizmet eden bilim insanları da kendi kendini dumura uğratmak, yazı masasına ve zihinsel kansızlığa bağımlı yaşamak durumunda.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Reklam
Reklam