özgün dili olan, birbirinden farklı durumları birleştirip okurken tebessüm ettiren bir roman. dili akıcı olmakla birlikte insanı yaratıcı düşünmeye de sevk ediyor. polisiye roman sever biri olarak kitabı sevdim lakin olayın bir şizofreni fenomenine bağlanması bir tık hevesimi kırdı diyebilirim. polisiye gerilim okuyanlar bilir ki bir çok kitap karakterin aslında şizofren olması ile ters köşeye gidiyor, bana kalırsa olayı aslında her şey bir hayale indirgemektense hikayenin ilginçliğini bozmayıp ucu açık bırakılsaymış çok daha tatlı olabilirmiş. bu görüşümün haricinde polisiye gerilim severlerin gerçekten okunması gereken bir roman.
kitap, ismine yönelik kafamda çok farklı bir konsept oluşturmuştu, içeriğine girip okumaya başladığımda bütün çekiciliğini kaybetti. beklentilerimi karşılamadığı için yarıya gelmeden bıraktım.
Oldukça sade bir dil ile günümüz davranışlarının ve düşünce şekillerinin aslında ne kadar bin yıllar öncesine ait olduğunu çok akıcı bir şekilde anlatıyor kitap. Kendimizi ilkel insanlardan ayırıp farklı bir insan, modern bir insan olarak düşünmekle ne kadar hatalı olduğumuzu fark ettiriyor. Neden dedikodu yapıyoruz ? neden fala ve büyüye inanıyoruz ? neden insanlar birbirine bir şeyler ısmarlar ? gibi pratik başlıklar altında antropolojiden tarihe, oradan psikolojiye bir çok farklı bakış açısından yorumlamalar yapılıp akıcı pratik bilgiler aktarılıyor. Kısacası ben oldukça beğenim, yormuyor, okurken akıp gidiyor, ve zaman zaman üzerinde düşündürttürüyor, sohbet tadında bir kitap.
İçeriye soğuk rüzgarların girdiği tahtadan yapılmış klübeyi, deniz kokusunu, buz gibi havada içilen sıcacık bir kahveyi iliklerinizde hissediyorsunuz, özellikle denizde geçen mücadele sırasında adeta elleriniz kanıyor, acıyor, üşüyorsunuz. Betimlemelerin kısa ve etkili oluşu en hoşuma giden kısım oldu. Romanın sonundaki mütevazı kabulleniş ise oldukça etkiliydi. Romanı özellikle balkonda üşürken okumayı tercih ettim, hem zihnen hem fiziken yaratılan imgelerin içerisinde yer almamı daha tatlı bir hale getirdi. Kesinlikle bir tık üşürken okunması gereken kitaplardan.
Yoğun duyguların tercümesini sözlerin değil, rüzgarın, yağmurların ve gecenin yaptığı bir sona sahip bir başka roman daha. Bazı şeyler için cümleler yetersiz kalabiliyor. Roman gayet akan bir dile sahip, Atsız'ın kalemini severler için akıp gidiyor ve yine kaleminin tesirinde bırakıyor.