Beni her fırsatta görmezden gelen haksızlık yapan hatta bazı zamanlar hakarete varan konuşmalar yapan biri vardı. Ben de sevgisini yitiren maalesef saygısınında kalbimde pek yeri kalmayan biri. Geçenlerde bana kendime kahve yaparken ona da içer misin diye teklif etmediğim için küsmüş :) Birkaç kişi de onu destekliyor. Sabah bunu düşündüm bazı insanlar size koca koca meselelere darılma hakkı vermezlerde kendilerinde saçma sapan bir konu için size tavır alma hakkını bulurlar. Ne diyeyim "ahiret olmasa çatlardım."
Çinli yazarların gözünden Hz. Peygamber Hz. Muhammed (sallallâhualeyhivesellem), kendi tarihî bağlamından kopuk, yalnızca dinî bir hadise değildi. Aksine o, Arap Yarımadası’nın yüzyıllardır kendi kendine sorduğu büyük soruya verilmiş kaçınılmaz cevaptı: Çölün eşiğinde, tarihin kenarında yaşayan dağınık bir toplum, dar sınırlarını nasıl aşarak evrensel bir medeniyet kurabilir? Mekke’de yetim olarak dünyaya gelen; asabiyetin, intikam kültürünün ve put ticaretinin hüküm sürdüğü bir toplumda yetişen bu insan, sıradan bir ahlâk ıslahatçısı değildi. O, kan bağının yerine anlam bağını; kabile sadakatinin yerine ilkeye bağlılığı koyarak insan kimliğini kökünden yeniden inşa eden büyük bir kurucuydu. Çinli yazar Liu Bingwen’in bu siyer okumalarında gördüğü şey de tam olarak budur. O, Hz. Peygamber’in hayatına ne Batı’nın İslam’a dönük tarihî kompleksleriyle ne de Müslümanın kendi Peygamber’i karşısındaki savunmacı hassasiyetiyle yaklaşır. Bilakis kendi kurucularını okumayı çok iyi bilen kadim bir medeniyetin bakışıyla yaklaşır. Bu okumayı farklı kılan taraf, Hz. Peygamber’i köklü bir Çin düşünce çerçevesi içinde ele almasıdır: bilge hükümdar, amelî filozof, düşünceyle eylemi; ahlâkla siyaseti birbirinden ayırmayan insan… Tam da bu çerçevede Hz. Muhammed (sallallâhualeyhivesellem), Çin zihninde tanıdık bir şahsiyet hâline gelir. Çünkü o, Batı’nın ısrarla birbirinden ayırdığı şeyleri kendi şahsında birleştirmiştir: peygamberlik ile liderliği, ruh ile devleti, iç hakikatle toplumsal hareketi… Burada vahiy, yalnızca teolojik bir tartışma konusu değildir; bütün bir ümmetin ortak bilincini yeniden şekillendiren merkezî hadisedir. Bu gerçek tek başına, onu insanlık tarihinin en büyük medeniyet kurucuları arasına yerleştirmeye yeter. Metnin temel iddiası şudur: İslam ne sadece
Reklam
Neye talibiz?
"Velhasıl esas mesele, eylemsel imkân alanında duran insanı ne kadar geliştirdiğimiz, onun neye ne kadar talip olmasını sağladığımızdır. Şu hâlde öyle görünüyor ki dinde olduğu gibi ahlakta da bize _teklif_ edilen mühim olsa da asıl mesele, bizim ne kadarına _talip_ olduğumuzdur." Hümeyra Özturan, Teklif, sayı 11, s176.
"Namazda Allah'ın birliğine şehadet eden parmağım, bir tağutun hükmünü asla onaylamayacaktır." Bu söz, idam kararının ardından kendisine af dilemesi veya bazı belgeleri imzalaması teklif edildiğinde Seyyid kutub'un söylediği tarihe geçen sözdür.
insan “ol”mak bilinci
“Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler,ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir “Ahzab Suresi 72.Ayet
Kur'an-ı Kerim Tefsiri
DİN MARJİNALLEŞMESİ...
(...) Din marjinalleşmesi kısaca, din yorgunluğu ve din istismarı dalgalarının abandone ettiği bir kesimin, dinin, içinde bulunulan zaman ve mekân hususiyetleriyle bir arada yaşanmaz bir vakıa olduğunu kabullenmesidir. Bunda modernizm, sekülerizm, hedonizm gibi -izm’ler içerisinde yalpalayan ve fakat bunlara karşı yetkin bir teklif ve muknî bir cevap sunamayan, dolayısıyla da dindarlığı Hâricî-Selefî-Vehhabî tarzı refleksler içinde mâziye dönerek yaşatmaya çalışan kesimler etkili olduğu gibi; zamanın icâplarını ıskalamayalım derken dinin aslî ölçülerinin usûlsüzce içinden geçen, buna müsaade etmeyen selef, mezhep, usûl ve ilim nâmına ne varsa her şeyi bir kalemde siliverenler de son derece tesirli olmuştur. Bahsi geçen üç hâl de (din yorgunluğu, istismarı ve marjinalleşme) bir dinin istikbâli için felâket, müntesipleri için de âfettir. Fakat gel gör ki Türkiye’de mezkûr üç hâlin de insanımız üzerinde hatırı sayılır bir tesiri bulunmakta. Bu tespit, Türkiye’de dinin müstakim ve müferrih anlayışını-yaşayışını temsil eden kimselerin kalmadığını iddia etmiyor. Fakat kamuoyunda giderek daha fazla görünen hissenin ne yazık ki menfî hâllere âit olduğunu işaret ediyor. -Melikşah Sezen, "DİNİN ASLI", istanbulfikriyati.com, 7 Haziran 2026-
Fikriyat
Reklam
Reklam