Puan vermedi·96 syf.··
2026 39. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:42
İlk kitabı Güzel Kadınlar Çabuk Tükenir ile kalemiyle tanıştığım Zeynep Baki’nin ikinci öykü kitabı Hiç Olmamış Gibi, yine yaşanmışlıklardan esinlenilen etkileyici hikâyeleri bir araya getiriyor. Her öyküde farklı insanların hayatlarına kısa bir yolculuk yaparken onların sevinçlerine, kırgınlıklarına ve içlerinde taşıdıkları yüklerine tanıklık ediyoruz. Kitabın en sevdiğim yanı, karakterlerin ve duyguların oldukça gerçek hissettirmesiydi. Akıcı anlatımı sayesinde sayfalar hızla ilerlerken bazı hikâyeler bitse de zihnimde yaşamaya devam etti. Geçmişin insan üzerinde bıraktığı izleri, unutulduğu sanılan anıların nasıl bir anda gün yüzüne çıkabildiğini düşündüren, duygusal yönü güçlü bir okuma oldu benim için. Kalemini ve betimlemelerini oldukça güçlü bulduğum sevgili yazarın, bundan sonraki yazarlık hayatında da nice güzel eserlere imza atmasını temenni ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
Hiç Olmamış GibiZeynep Baki · Paris Yayınları · 202618 okunma
hoş bir temenni ve vaaz kitabı.
Puan vermedi·246 syf.··
2026 11. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 15:33
Hayatın içinden sosyal konulara dair pek çok konuda yazarın "beklentilerinden", "temennilerinden" ve "buyuruklarından" oluşan kitap, kemal sayar'ın kişisel ajandasının ötesinde geçebilecek argümantasyon derinliğinden uzak. Eğer kemal sayar'ı kemal sayar olduğu için her dediğini ciddiye alacağınız bir aile büyüğü olarak görerek okuyacaksanız tavsiyeler kitabı olarak faydalı olur. Ancak; isminden ve kimliğinden bağımsız bir yazardan böyle bir kitapta fikirlerini okurken daha ciddi neden sonuç ilişkileri, ispatlar, anti-tezler beklenir. Yazar konuları ele alırken insanın doğuştan iyi olduğuna dair bir temel varsayım üzerine tüm fikirleri kurgulamış. Yine bu temel varsayımla muhtemelen (insanı kendi tabiri ile)"meleksi" bir canlı olarak yaratan bir yaratıcıyı da varsayıyor. Aslında insan doğası tüm iyi şeylere muktedir ancak bir şeyler bozulmuş ve işler yolunda gitmemiş gibi bir kurgu var. İnsan doğası "meleksi" yanı, hatta "şeytansı" yanından öte asla çözülemeyecek ve birer tabii veri olarak kabul edilmesi gereken bir sürü çelişkiyi de içinde barındırır. Kitap bu çelişkilerden, kaderimizdeki çıkmazlardan bahsetmiyor. Yapılması gereken iyilikler ve yapılan kötülükler var. Yazarın kişisel bir dikotomi rehberi olarak görüyorum böyle bir yaklaşımı. Üstelik yüzyıllar boyu her nesil kendinden önceki nesillere dair bir sürü haklı gerekçe ile "çok bozdular" söylemini dile getirmiştir. Bu anlamda bir yenilik ya da özgünlük barındırdığı söylenemez. Bu haliyle bilge bir aile büyüğünüzün bana güvenin sizlere güzel sözlerim var kitabı.
Hayata Dair
YavaşlaM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 202013,2bin okunma
Reklam
“Maziden kalan okumalardan…”
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
MARKİZ'DEKİ KADIN AYŞE ÖVÜR Ayşe Övür’ün daha önce Botter Apartmanı romanını okumuş ve Nilüfer karakteriyle ilk olarak o eserde tanışmıştım. Markiz'deki Kadın ile ise Nilüfer’in gençlik yıllarına, hayatının en başına doğru hüzünlü bir yolculuğa çıktım; 1990’lı yıllardan 70’li yıllara geri dönerek onu bugünkü haline getiren kırılma noktalarına tanıklık ettim. Botter Apartmanı’nı okurken Nilüfer’in bazı kararlarını kendimce eleştirmiş, “Böyle olmamalıydı, bu yaptığı yanlış değil mi?” diye düşünmüştüm. Fakat bir yandan da onun o derin hüznü yüreğime dokunmuştu. Neden böyle bir hayat yaşadığını, onu bu noktaya getiren asıl sebepleri ancak bu romanda kavrayabildim. Nilüfer; babası kimya öğretmeni, annesi ise olağanüstü yetenekli bir terzi olan bir ailenin üç çocuğundan en küçüğüdür. Maharetli elbiseler diken annesi Aliye Hanım, zamanla ününü artırarak Mısır Apartmanı’nda kendi terzihanesini açacak kadar rüştünü ispat etmiş bir kadındır. Kızının iyi bir eğitim almasını arzuladığı için de okulunda parmakla gösterilen Nilüfer’i bir Fransız okulunda okutmuştur. Arkeoloji okuma hayalleri kuran Nilüfer, ablası Leyla ile çok iyi anlaşırken, evin uçarı ve ele avuca sığmaz çocuğu Orhan ise bambaşka bir dünyada yaşamaktadır. ****** Romanın asıl kırılma noktası ise tarihi Markiz Pastanesi’nde başlar. Nilüfer, çok sevdiği ve evlilik hayalleri kurduğu Selim’den gözyaşları içinde ayrılmak zorunda kalır. Çünkü abisi Orhan, üniversite yıllarında sol görüşlü arkadaş gruplarına dahil olmuş, siyasi bir olaya karışarak tutuklanmıştır. Annesi Aliye Hanım, oğlunu kurtarabilmek için sosyete çevresinden tanıdığı nüfuzlu insanlardan çaresizce yardım ister. Dönemin meşhur Sansaryan"dan Orhan’ı çekip almak hiç kolay değildir; zira oraya sağ girenin ölü çıktığı, çıksa bile
Roman
Markiz'deki KadınAyşe Övür · Remzi Kitabevi · 2025302 okunma
son nefese kadar
10/10
·472 syf.··
2026 13. kitabı
️Bir Kitabın İçine Sığan O İnce Düşünce️ ​Okumak, sadece kapağı açıp satırlarda ilerlemek değildir; bazen bir yazarın zihnindeki dünyayı, onun kaleminden çıkan mürekkebin iziyle sahiplenmektir. İlknur Yaylımateş’in Son Nefese Kadar adlı eseri, kapağını araladığım ilk andan itibaren beni kendi dünyasının içine davet eden bir kapı oldu. ​Kitabın ilk sayfasına düştüğü o zarif not, benim için bu eseri bambaşka bir yere koydu: "En güzel hikâyeler sizin için yazılsın..." Bir yazarın okuruna verebileceği en samimi, en nazik temenni bu olsa gerek. Bu not, sadece bir imza değil, kitabın tüm sayfalarına yayılan o naif dokunuşun bir özeti gibi benim için. ​Son Nefese Kadar, isminden de anlaşılacağı üzere, aşkın ve acının arasında ince bir çizgide gezinen bir eser. Cesur ve Mısra’nın hikâyesi, sadece bir kurgu değil; hayata karşı dik duruşun, vazgeçişlerin ve aslında hiçbir zaman tam anlamıyla vazgeçemeyişlerin portresi gibi bir noktada. Yazarın kaleminden etkilenmemek mümkün değil; kelimeleri öyle bir ustalıkla bir araya getirmiş ki bir sonraki sayfada ne olacağını merak ederken, bir yandan da satırların arasındaki o edebi derinliğin tadını çıkarıyorsunuz. Ben okudukça zarafetine ayrı, kaleminin güzelliğine ayrı hayran kaldım. ​İlknur Yaylımateş, bu romanında sadece karakterlerin yaşadığı olayları anlatmıyor; okurun ruhunda iz bırakacak bir atmosfer inşa ediyor. Eğer siz de elinize aldığınızda bir yazarın nezaketiyle sarmalanmak ve kalbinizin ritmini değiştirecek o hikâyeyi bulmak isterseniz, bu kitap başucunuzun yeni misafiri olmaya aday. Ben ruhuma iyi gelen bu kıymetli aşk hikâyesini okuduğum için çok mutluyum ama en çok kalbimi feth eden yazarımızın kalemiyle tanışma fırsatına eriştiğim için mutluyum.Muhakkak okuyun derim...
Son Nefese Kadarİlknur Yaylımateş · Parana Yayınları · 202644 okunma
Bahçıvan ve Ölüm
7/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 13:30
Ödüllü bir yazardan kitabın kolay bir türü olmadığı ve onu kendisinin icat etmesi gerektiğini söylüyor. Babam bahçıvandı şimdi bir bahçe diyerek, yaşamını bahçesine adamış olan babasının omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir atlas gibi gördüğünü, hissettiklerini yalın bir dille, samimiyetle, etkileyici bir dille anlatmış. Babası için bahçe onun öteki muhtemel yaşamıydı, onun sesiydi, susup içine attığı her şeydi. Onun aracılığıyla konuşuyordu ve kelimeleri elmalar, kirazlar, iri kırmızı domateslerdi. Çünkü o her şeyin ötesinde, her yeri bir bahçeye, her evi de bir yuvaya dönüştürmeyi başarırmıştır. “Ona babalık ediyordum, babamı evlat edinmiştim, onun kelimeleriyle konuşuyordum, biliyordum (o da biliyordu) - yapılacak bir şey kalmamıştı, bu son geceydi.” Babasının ölümüyle onu çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olup olmadığını sorgulayan, derin düşüncelere inen ve uzun zamandır aklına gelmeyen şeylerin yeni yeni uyandığı oluyordur. En çok düşündüklerinden birisi de, babasının ilk defa, kendi babasına hiç sarılmamış olmasının ne kafadar aptalca olduğunu söylediğini duyması, onlara öğretilenin bu olması, duygularını gösterememek, katı olmak, bunu en sonunda hafir geveleyerek babasının söylemesiymiş… Bu küçük bir pişmanlık beyanı gibi babasının ağzından dökülmesi aklında yer etmişti. Görünüşe göre her ölümden sonra, her doğumdan sonra olduğu gibi, dünya yeniden başlıyor anlatıcı için. Babasından öncesi ve babasından sonrası… Yalnızlık kavramını daha fazla sorgulayan anlatıcı için yalnızlık öyle sert ve kırılgan hale geliyor ki, kurumuş bir kurabiye gibi, yutmak mümkün değil, diye tabir ediyor. “Kimse tamamlanmış bulmaca saklamaz, onları çözüp atarsınız. Ama bunların benim için özel bir değeri var. Onun ölümünden iki gün öncesine ait el yazısına
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2026 16. kitabı
Ruhumdan Yansıyanlar'ı okuyanlar, Nurullah Genç'in fotoğrafla olan ünsiyetini de hatırlayacaktır. Üsküdar Belediyesi Kültür Yayınları'ndan çıkan ve 128 sahifeden oluşan Görünenin Şiiri Fotoğraf, bu ilginin kitaplaşmış hâli gibi duruyor. Nurullah hoca , yıllar içerisinde çektiği fotoğrafların yanına daha önce kaleme aldığı şiirlerini yerleştirerek oldukça farklı ve güzel bir çalışma ortaya koymuş. Sayfaları çevirdikçe bazen gün batımının sessizliğine, bazen yorgun bir insanın yüzüne, bazen de çoğumuzun fark etmeden yanından geçip gittiği bir manzaraya rastlıyorsunuz ; ardından gelen şiir ise o kareye başka bir gözle bakmanızı sağlıyor.Fotoğrafın sustuğu yerde şiir konuşuyor, şiirin eksik bıraktığını da fotoğraf tamamlıyor. Bu yönüyle eser, yalnızca bir şiir kitabı yahut bir fotoğraf albümü değil;şairin kelimeleriyle kadrajının aynı sayfada buluştuğu samimi bir yolculuk olmuş. Şiirlerine çok âşina olduğumuz için, açıkçası pek alıntı paylaşmak istemedim. Hem matbû olarak yayımlanan hem de PDF hâlinde okuyucunun istifadesine sunulan bu güzel çalışmanın daha fazla okura ulaşmasını temenni ediyor, PDF bağlantısını da istifadeye vesile olması niyetiyle aşağıya bırakıyorum. Kaynak: T.C. Üsküdar Belediyesi share.google/vR8NcqqJAG0ReAd6Z
Görünenin Şiiri FotoğrafNurullah Genç · Üsküdar Belediyesi Kültür Yayınları · 20232 okunma
Reklam
Reklam