Olasılıksız
7/10
·494 syf.··
2024 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Eylül 2024 12:48
~"Her bir olay zincirin bir halkasıydı, onu bu ana kadar getirmişti. Böyle olayların olmasının olasılığı neydi acaba? Binde bir? Milyonda bir? Milyarda bir? Böyle bir şey asla hesaplanamazdı. İşte hayatın en güzel tarafı da buydu; her şey olabilirdi, her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilirdi, olasılık dışı olan bir olay mutlaka olurdu."~ Ana karakterimiz David Caine aslında bir "Olasılıksız". Kendisi bir "Temporal Lob Epilepsisi" hastası ve hayatını mahveden nöbetlere karşı tamamen savunmasız bir durumda. Aynı zamanda da bir kumar tutkusu var. Her ne kadar iyi olasılık hesapları yapsa bile kitabın ilk bölümünde rakibine kaybedip borçlanması ilerleyen bölümlerde Caine'e büyük sıkıntılar çıkaracaktır. David Caine dışında ana karaktetlerimiz Caine'in ikizi olan Jasper ve Nava Vaner. Jasper bir şizofreni hastası ve akıl hastanesinden yeni çıkmış bir karakter ama buna rağmen "ses" sayesinde çok akıllaca kararlar verebiliyor. Nava Vaner ise kaçak bir CIA ajanı ve kaçış, dövüş işlerinde çok yetenekli bir karakter. Olayların çoğu Nava ve Caine üzerinden yürüyor zaten. Bunun dışında "Laplace'nın Şeytanı" teorisini uygulamaya çalışmaya çalışan profesör Tversky de zincirin elemanlarından biri. Çünkü bu profesör denek olarak insanları kullanıyor ve David Caine ile de tahmin edersiniz ki yolları kesişiyor. Caine artık nöbetlerden kurtulamayacağını bildiği için son çare olarak profesörün teklifini kabul ediyor ve ilaçları almaya başlıyor. Bu süreçte Tversky'nin çalışmaları BTAL müdürü için göz odağı oluyor ve olaylar örgüsü bu şekilde devam ediyor. Daha fazla anlatıp spoiler vermek istemiyorum. Nava Vaner ve Caine çok güzel bir ikili oluyorlar. Başlarda sıkıcı gibi gelebilir ama ilerledikçe tat veren bir kitap okumanızı tavsiye ederim.
Edebiyat
OlasılıksızAdam Fawer · April Yayıncılık · 202398,5bin okunma
9/10
·769 syf.··
Beğendi
·
2022 177. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2022 12:47
Budala’da Belirsizlikler: Çokseslilik ve Güvenilmez Anlatıcı Rus filozof ve edebiyat eleştirmeni Mikhail Bakhtin (1895–1975), Dostoyevski Poetikasının Sorunları (1929, gözden geçirilmiş ve şu anki adıyla 1963 olarak yayınlanmıştır) adlı eserinde, Dostoyevski'nin romanlarından çoksesli olarak söz eder, çünkü bu romanlar çeşitli karşıt fikirleri ve bakış açılarını herhangi bir koşul olmaksızın araştırırlar. anlatıcıdan çok arabuluculuk. Bakhtin'e göre Dostoyevski, kişinin kendisi hakkındaki gerçeğin ancak dış müdahalenin yokluğunda ortaya çıkabileceğine inandığı için bu kompozisyon yöntemini kullandı. Dostoyevski, romanlarında kullandığı çok seslilik türünü çeşitlendirir: Budala'da çoğu zaman okuyucu ile romanın karakterleri arasında anlatısal bir aracılık yoktur, hepsi kendi sesleriyle konuşur. Diğer zamanlarda anlatıcı araya girer ve söylentileri tekrarladığını ve söylentilerin çelişkili olduğunu kabul eder. Romanın sonlarına doğru anlatıcı, olanlarla ilgili gerçeği bilmenin hiçbir yolu olmadığını belirtir. Böylece çoksesliliğin yarattığı belirsizlik güvenilmez bir anlatıcıyla daha da şiddetlenir. Edebiyat eleştirmeni Alexander Spektor'un belirttiği gibi, tutarsız anlatı ve güvenilmez anlatıcı, okuyucuda yorum kaygısı yaratarak, onların Prens Myshkin'in eylemleri ve motivasyonları hakkında etik bir yargıya varma yeteneklerini engelliyor. Spektor, Bakhtin'i takiben, Budala’daki polifonik seslerin dünyaya bir anlatı düzeni empoze etmek için rekabet ederken, aptallığın "istikrarsızlaştırıcı güç, bir ret ve/veya anlamı güvence altına alamama" haline geldiğini belirtiyor. Bu aptallık, romanın sonunda Myshkin'in parçalanan bilincine bağlıdır. Romanın yorumlanması, "seslerinin çok sesliliğinden çok" değil,
Edebiyat
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
Reklam
Beynimizin Bize Oynadığı Oyunlar!
9/10
·324 syf.··
Beğendi
·
2022 5. kitabı
Bu kitapta Sacks, bir kaza sonucu veya bir hastalık sonucu beyinlerinde oluşan fiziksel bir durum nedeniyle davranışları ve hayatları değişen insanları anlatıyor. Bir kaza sonucu renk körü olan bir ressam, Tourette Sendromu nedeniyle vücudunda tikler oluşan bir cerrah ve bunun gibi yedi farklı yaşam öyküsü okuyoruz. Sacks'ın farkı, hastalarını sadece biyolojik olarak değerlendirmeyip bir antropolog gibi derine inerek daha detaylı ve bütünsel bir araştırma yapıyor olması. Kitabında sık sık normal ile patolojik olan arasındaki sınırı sorguluyor. Bunu belirleyen şeyin sadece hastalıklar olmadığını, kişinin yaşamı, çevresinde gelişen olaylar ve buna benzer şeylerin etkisinde herşeyin nasıl değişkenlik gösterebildiğini anlatıyor. Anlatmak istediği en önemli şeylerden biri, normal dışı davranışları değerlendirirken, bunların kişinin yaşamını nasıl etkilediğinden yola çıkılması gerektiği. Ayrıca kitap sizi, tarih boyunca yaşamış edebiyat, sanat ve bilim alanında varlık göstermiş Van Gogh, Dostoyevskj, J.Joyce, M.Proust ve Einstein gibi pek çok tanınmış kişinin hayatlarına götürüp, sahip oldukları hastalıkların onları hangi yönde etkilediğini gösteriyor. Bu insanların müzdarip olduğu rahatsızlıkların, onlar için bir dezavantaj değil avantaj olduğunu hayretle okuyorsunuz. Ayrıca bu tarz insanların yaşamlarında çevre faktörünün önemine değiniyor. Mesela aynı rahatsızlığa sahip iki ressamdan biri çocukluktan itibaren desteklenip yönlendirildiği için hayatında başarılar kazanıp güzel bir hayat sürerken bir diğeri maalesef bir hastane odasında yaşamını sürdürmek zorunda kalıyor. Bizi kitapta en çok etkileyen hikaye, yıllar boyunca kör olan ama mucizevi bir şekilde görmeye başlayan Virgil'in hikayesi. Bizler, görme eyleminin doğuştan gelen bir yeti olduğunu düşünürüz ama
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · Yapı Kredi Yayınları · 2011247 okunma
Bilincin İhtişamlı Gizemi
Puan vermedi·469 syf.··
Beğendi
·
2022 36. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2022 01:50
Descartes’ın şüphe metodunu kullanarak oluşturduğu felsefesinin temelinde refleksif bilinç yer alır. Sırayla her şeyin doğruluğunu ve kesinliğini sınayan Descartes, son raddede açık seçikliğinden ve kesinliğinden emin olduğu bir şey bulur nihayet: düşünen ben. Ünlü “cogito ergo sum” (düşünüyorum, o halde varım) onun felsefesinin temel dayanağıdır. Yaşamımızın her anında bize doğrudan verili olan tek şey bilinçtir. Bilinçli zihin deneyimler, duyumsar, hisseder; içsel psikolojik bir gerçekliğe ve zihinsel bir yaşama sahiptir. Özellikle 21. yüzyılla birlikte oldukça popülerlik kazanan bilinç biliminin temel görevi işte bu öznel psikolojik gerçekliğimizi açıklamaktır. “Zihinsel yaşamımızın fiziksel dünyadaki yeri nedir?” “Etrafımızdaki diğer zihinleri nasıl bilebiliriz?” “Şayet bilinç beyindeyse, beyin ve bilinç nasıl olur da birbirleriyle nedensel olarak etkileşime geçer?” vb. sorular bilinç biliminin cevabını aradığı temel sorulardan bazılarıdır. Günümüzde özellikle nörobilim deneylerinden öğrendiğimiz ve öğreneceğimiz pek çok şey var. Örneğin bilincin dışa dönük tepkilerden ayrı olduğunu ve rüya görenin rüya gördüğünü fark etmesini sağlamanın mümkün olduğunu nörobilim bulguları bize gösterdi. Ancak insanlık olarak daha yolun başındayız ve yaşamımızdaki en önemli şey olan bilinci belki de bir gün gerçekten anlayacağız. İncelemeye geçmeden önce belirtmemde fayda var: “Bilinç: Öznelliğin Bilinci” kitabı bilinç bilimine giriş için kaleme alındığından, yazar Revonsuo kapsamlı bir özet sunmaya ve bir şeyleri dışarıda bırakmamaya özen göstermiş. Bu nedenle, sayfa sayısından bağımsız söylüyorum, kitapta bilinç bilimine dair pek çok farklı bakış açısı, problem, felsefi-psikolojik-tarihsel-kavramlar temeller ve arka plan var. İncelemeyi olabildiğince kısa ve basit tutmayı
Araştırma-İnceleme
Bilinç - Öznelliğin BilimiAntti Revonsuo · Küre Yayınları · 201717 okunma
Bir kitaptan daha fazlası... Size çok şey öğretecek bir inceleme.
10/10
·494 syf.··
Beğendi
·
2022 83. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2022 14:50
Bir epilepsi'li olarak, bu kitabın benim için önemli olduğunu belirtmiştim. Kitap, tıbbi gerçekler diye bir kısımla başlamış. Eee tabi bana da bu gerçeklerden bahsederek incelemeye başlamak düşer. 1. Nedir bu epilepsi? Beyindeki sinir hücreleri fazla hareketlendiğinde, kontrolsüz, gelişigüzel gibi görünen sinyaller verirler. Bu sinyallerin sonucunda garip duygular hissedilebilir, farklı hareketlerde bulunulabilir; hatta psişik anomaliler olabilir. Bu gibi olaylara genelde nöbet denir. Yetişkinlerin yüzde ikisi, ölmeden önce hayatlarında en az bir kere nöbet geçirirler. Genelde, bu tek nöbetten sonra başka bir nöbet geçirmezler zaten. Ancak, bazı insanlar bir ömür boyu sürekli nöbet geçirip yaşamaya devam ederler. Bu rahatsızlık tarih boyunca bir sürü farklı isimle anılmıştır: akıl hastalığı, dile getirilemez bir acı, iblisin işkencesi, hatta Tanrı'nın gazabı. Günümüzde biz buna epilepsi diyoruz. 2. İdiopatik Dünyadaki epilepsi hastalarının yüzde yetmiş beşine durumlarının idiopatik olduğu söylenir. İdiopati sözcüğünün kökeni eski Yunancadır. İdio 'garip, bir kişiye ya da şey'e özgü, ayrı, farklı' anlamına gelir, path ise 'duygu' veya 'acı' demektir. Yani İdiopatik 'garip bir acı' anlamına gelir, bunun çağdaş tıptaki geniş tanımı 'nedeni bilinmeyen bir hastalıkla ilgili veya bunun bir sonucu olarak ortaya çıkan'dır. Yani başka bir deyişle, son birkaç yüzyıldır tıp çok ilerlediyse de, doktorlar hâlâ neden insanların epileptik nöbetler geçirdiklerini bilemiyorlar. Bu konuda tek bir fikirleri dahi yok. 3. Karakterler: Arkadaşlar bizim başkahramanımız David Caine. Columbia Üniversitesi'nde doktorasının dördüncü yılında olan, İstatislik bölümünde eşsiz anlatım tarzıyla ders veren bir akademisyen. Aynı zamanda bodrum katlarında kumar masalarında kaybettiği paraları bu
Edebiyat
OlasılıksızAdam Fawer · April Yayıncılık · 202398,5bin okunma
Puan vermedi·324 syf.·
2020 50. kitabı
Bu incelemede kitap benlik (the self) kapsamında ele alınmıştır. Renkkörü Ressamın Öyküsü -Körler için "karanlık," sağırlar için "sessizlik" neyse, akromatopsikler için gri odur. 65 yaşına kadar görüşünde problem olmayan Bay Jonathan I’ın geçirdiği bir trafik kazası sonucunda ikincil korteksi zedelenmiş ve total renkkörü olmuştu. Kazadan sonra retrograd amnezi yaşamıştı. Bay I'a akromatopsi teşhisi konuldu. Bay I. artık değişken bir dünyada yaşadığını; tonların, karanlık ve aydınlığın, ışığın dalga boyuna bağlı olarak durmadan değiştiğini her şeyin istikrarsız olduğunu söyledi. Renkler dış dünyadan alınan duyumlar değildir; rengi yapan şey, beyindir. Bay I.'nın görme korteksi esas olarak sağlam durumdaydı, ikincil korteks, özellikle V4 bölgeleri zarar görmüştü. Bay I. için siyah-beyaz, günde yirmi dört saat karşısında olan, üç boyutlu somut bir gerçeklikti. Duygularını dışa vurmanın tek yolu, başkalarının da bu deneyimi yaşayabileceği, tümüyle gri bir oda oluşturmaktı ancak kimse onun deneyimini onun gözlerinden bakmadıkça tamamıyla yaşayamazdı çünkü gördüğü renk "gri" değildi, normal duyularımızda yeri olmayan görsel bir nitelikti. Renklerin eksikliği yetmezmiş gibi her şey yanlış, doğaya aykırı, kirli ve lekeliydi. Yiyeceklerin grimsi, cansız görünüşleri onu iğrendiriyordu ama zihninde canlandırdığı görüntüler de renksizdi. Böylece, siyah ve beyaz yiyecekler yemeye başladı. Zamanla davranışlarını da akromatopsisine göre düzenlemesi mesela geceleri dışarıda daha fazla zaman geçirmesi benliğinin gerektirdiği davranışları yaptığını gösterir. Benliğinin en merkezi yönü ressam olmasıydı ama şimdi sanatı bile anlamsızlaşmıştı. Renkleri elinden alındığında adeta benliği de elinden alınmış gibi hissetti. Zihinsel kapasitesiyle, dıştan bir bakışla renkler hakkında her şeyi
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · Yapı Kredi Yayınları · 2011247 okunma
Reklam
Reklam