Filika güvertesinde erken kalkmaya alışkın iki köylü delikanlı ayakta durmuş inanmaz gözlerle denize bakıyorlar. Birisi, “Su en dipte bile tuzluymuş” diyor. Ötekisi, “Bu doğru değil,” diye karşılık veriyor. “Ne demek doğru değil?” Arkadaşı kendine güvenli bir şekilde cevap veriyor: “Dünyada o kadar çok tuz yok. Artık gerisini sen düşün.
**************************
Bir Kentucky’li, “Ben de bir dergide bizim için yazılmış çok güzel bir yazı okudum,” diyor. “Bizim sinirlerimiz çeliktenmiş. Hiç korkmazmışız. Dünyada tek istediğimiz şey, uçup düşmanları paramparça etmekmiş. Bizden daha cesuru yokmuş. Hiç korkmadığıma inanayım diye yazıyı üç-dört kere okudum.”
**************************
Dover düşmana çok yakın. Hızlı bir uçakla sadece üç dakika. Hızlı bir gemiyle üç çeyrek. Aşağı yukarı her gün bir düşman uçağı gelip bir bomba bırakır Dover’e. Şehrin üstünde duran balonları da makineli tüfekleriyle patlatır. Binalardan biri havaya uçar, belki üç-dört kişi ölür. Saçma, yararsız bir şey bu. Ne askeri bakımdan önemi var, ne de moral bakımından. Sanki Almanlar, kendilerine engel olan o ırmak gibi denizden öç alıyorlardır.
Doverlilerde garip bir kayıtsızlık var. Hiçbir şeyden etkilenmiyorlar. Almanlar bile, üniformalarıyla, planlarıyla, tehditleriyle Doverlileri etkileyememiş. Belki de her gün bombalama olayları bu şehrin halkını kayıtsız kılmıştır.
Düşman uçakları bir hiçtir Doverliler için. O uçaklardan sadece yakınırlar, sonra da işlerinin başına dönerler. Dünyada hiçbir şey, onlar için bahçeleri, saksıları kadar önemli değildir. Düşman uçakları hava gibidir. Düşman uçağı da, fırtına gibi, ağaçları, çiçekleri söker, tahta perdeleri yıkar. Bir bombanın yerle bir ettiği binaya bakarken Doverliler ne düşünür, bilir misiniz? “Düşman uçağı iyice azmış dün gece,” diye düşünürler.