Temür Melik

Temür Melik
@temurmeelik
Şu son felâketten yedi ay önce Roulettenburg’da neler olup bittiğini anımsamam yeterli. Ah, gözümü nasıl da karartmıştım: Her şeyi ama her şeyi kaybetmiş… Tam istasyondan çıkıyordum ki, bir de baktım, yeleğimin cebinde bir gulden kalmış. “Vay canına, yemek param varmış meğer!” dedim kendi kendime. Ama yüz adım kadar gitmedim, vazgeçip geri döndüm. O bir guldeni manque -bu kez manque üzerinde karar kılmıştım- üzerine oynadım. İnsan yabancı bir ülkede, yapayalnız, sevdiklerinden uzakta, o gün ne yiyeceğini bile bilmeden son, evet, en son guldenini de ortaya koyduğu zaman içi bir tuhaf oluyor! Kazandım ve yirmi dakika sonra istasyondan cebimde yüz yetmiş beş guldenle ayrıldım. İşte aynen böyle oldu! Bazen tek bir guldenin ne anlama geldiğini görüyorsunuz işte! Peki, ya o gün böylesine ihtiraslı, böylesine cesur olmasaydım!
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Filika güvertesinde erken kalkmaya alışkın iki köylü delikanlı ayakta durmuş inanmaz gözlerle denize bakıyorlar. Birisi, “Su en dipte bile tuzluymuş” diyor. Ötekisi, “Bu doğru değil,” diye karşılık veriyor. “Ne demek doğru değil?” Arkadaşı kendine güvenli bir şekilde cevap veriyor: “Dünyada o kadar çok tuz yok. Artık gerisini sen düşün. ************************** Bir Kentucky’li, “Ben de bir dergide bizim için yazılmış çok güzel bir yazı okudum,” diyor. “Bizim sinirlerimiz çeliktenmiş. Hiç korkmazmışız. Dünyada tek istediğimiz şey, uçup düşmanları paramparça etmekmiş. Bizden daha cesuru yokmuş. Hiç korkmadığıma inanayım diye yazıyı üç-dört kere okudum.” ************************** Dover düşmana çok yakın. Hızlı bir uçakla sadece üç dakika. Hızlı bir gemiyle üç çeyrek. Aşağı yukarı her gün bir düşman uçağı gelip bir bomba bırakır Dover’e. Şehrin üstünde duran balonları da makineli tüfekleriyle patlatır. Binalardan biri havaya uçar, belki üç-dört kişi ölür. Saçma, yararsız bir şey bu. Ne askeri bakımdan önemi var, ne de moral bakımından. Sanki Almanlar, kendilerine engel olan o ırmak gibi denizden öç alıyorlardır. Doverlilerde garip bir kayıtsızlık var. Hiçbir şeyden etkilenmiyorlar. Almanlar bile, üniformalarıyla, planlarıyla, tehditleriyle Doverlileri etkileyememiş. Belki de her gün bombalama olayları bu şehrin halkını kayıtsız kılmıştır. Düşman uçakları bir hiçtir Doverliler için. O uçaklardan sadece yakınırlar, sonra da işlerinin başına dönerler. Dünyada hiçbir şey, onlar için bahçeleri, saksıları kadar önemli değildir. Düşman uçakları hava gibidir. Düşman uçağı da, fırtına gibi, ağaçları, çiçekleri söker, tahta perdeleri yıkar. Bir bombanın yerle bir ettiği binaya bakarken Doverliler ne düşünür, bilir misiniz? “Düşman uçağı iyice azmış dün gece,” diye düşünürler.
Mutluluk sonuçta değil, süreçtedir. En mutlu insanlar en çoğunu elde edenler değildir; vaktini akışı yakalayarak geçirenlerdir. Akış gizemlidir. Tıpkı bir kas gibidir. Onu ne kadar kullanırsanız o kadar gelişir ve ikiganıza yakın olursunuz.
"Dedemin sözleriyle ifade edecek olursam:Satranca konsantre olabilmek için gereken nöronlar yerine hormonların daha fazla gelmişti" "Hala oynuyor musunuz?" "Ara sıra internette. Satranç çok güzel bir oyun;insana analitik, metodik, agresif ve hepsinden önemlisi acımasız olmayı öğretiyor."
Sayfa 249·Kitabı okudu