Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
Bedene hayat veren şey
Kuşçubaşı Halifesi Kuyruklu Rıza Çelebi'nin Kitabü'l İber başlıklı manzum eserinde anlattıkları doğruysa, bedene hayat veren şeyin teneffüs edilen hava olduğu fikrini ilk kez, kadim zamanların meşhur hekimi Câlinus, nâmı diğer Galen ortaya atmıştı. Bu hekime göre ruhun bulunduğu yer kalbin sol karıncığıydı. Akciğerlere giren hava, damarlar yoluyla kalbe gelip ruhu besliyor ve oradan da atardamarlar yoluyla tüm bedene yayılıyordu. Fakat Kuyruklu Rıza Çelebi'nin dediğine göre 'rıh' ya da 'ruh' Arapça'da aynı zamanda 'rüzgâr' anlamına da gelmekteydi. Ruh nasıl ki bir bedeni hareket ettirebiliyorsa, 'rıh' ya da rüzgâr da bir kalyonu süren yegâne güçtü. Amat'a o güzelim baş figürünün takıldığı günün akşamı Süleyman Reis de işte bu konuda kafa yoruyordu. Görünüşe bakılırsa ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıydı. Ama İbni Meymun, günahkârlar için ölümün mutlak bir son olduğunu yazmaktaydı. Bu fazlasıyla yürek paralayıcı bir durumdu. Kırbaç Süleyman'ın 'var olmaya' yönelik aşırı iştahı yine nüksetmişti. Bu o kadar kuvvetli bir ihtirastı ki, cehennemin ateşinde yanmayı bile mutlak bir yok oluşa tercih ederdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Okumak için harika ortamlar, tarz çalışma masaları, şık lambalar, lüks koltuklar gerekmiyor; sakin bir hayat, çocuksuz olmak, az sorumluluk sahibi olmak, sürekli evde durmak da gerekmiyor. Okumak için küçük dakikaları yakalamak, 5-10 dk demeden her fırsatta elin kitaba gitmesi gerekiyor. Kısacası okumaya gönlünüz olması lazım. Okumaya gönlü olan trende, metroda, otobüste, çocuğunu uyuturken, yemek yaparken, araba kullanırken (sesli kitap), teneffüs arasında velhasıl her anda okuyabilir. Ben okuyamıyorum sakin ve sessiz ortam olmayınca diyenler, kendinizi kandırmayın. Bu yaptıkça alışılan bir durum. Deneyin ve "yaparım inşallah" deyin. Ezcümle; asıl mesele, okumaya gönlün var mı yok mu? Kitaplarla kalın. 📚
Felekten bigün oldu, heybemiz doldu inşaÂllah :)
Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, da-ğılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz, fenâya değil, bekàya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u dâimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nûra giriyorsunuz. Sahip ve Mâlik-i Hakikînin tarafına gidiyorsunuz. Ve Sultan-ı Ezelînin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, Vahdet dairesinde teneffüs ede-ceksiniz; firâka değil, visâle müteveccihsiniz!... M Mektubat
Bilfiil iştirak ettiğim bu haleti ruhiyeyi halatla kıyıya çekmek isteyen denizci tayfasının kuru gürültüsünden usanmış ve buna bir son verme mecburiyetini en zaruri ihtiyacımdan bile daha kaçınılmaz bir dürtü olarak teneffüs etmekteyken, hayat ve şürekası üzerine iki çift kelam kıvırmak da pek ehemmiyetsiz gelmekte takdir edersiniz ki ama işte bir kez olsun, bir şekilde yazmaya başlayınca da yazmak istemediğin bile yazdığına dönmüyor mu gel de delirme. insanın ölesi kalmaz böylesi bir labirente girmeye görsün 🤘🏻
Kendini başkalarının yerine koymak bir teneffüs adeta. Mandelştam’ın Son Günleri
Edebiyat