1Q84 serisinin ikinci kitabı, ilk kitap gibi yine soluksuz okuduğum, zihnimi sürekli canlı tutan bir deneyim oldu. Haruki Murakami’nin kurduğu dünyanın zekası ve katmanlı yapısı bu kitapta beni çok daha derinden etkiledi. Olay örgüsü son derece ustaca ilerlerken, karakterlerin psikolojik derinliği de hikayeyi sıradan bir kurgu olmaktan çıkarıp neredeyse gerçek bir evrene dönüştürüyor.
Bu kitapta, ilk kitaptan itibaren gizemini koruyan Pupa Hava'nın konusunu öğreniyoruz ki bunu çok merak ediyordum. Romanın içinde çok güzel bir öykü daha okuduk.
Tengo ve Aomame’nin geçmişleri arasındaki paralelliklerse beni çok etkiledi. İkisi de zor ailelerde büyümüş, dışlanmış ve kendilerini hayattan soyutlamış iki yalnız ruh. Buna rağmen, 10 yaşında yaşadıkları o saf temas — Aomame’nin Tengo’nun elini tutması— aralarında görünmez ama kopmaz bir bağ yaratmış. Bu bağın yıllar sonra bile onları birbirine doğru çekmesi, kitabın en büyüleyici ve duygusal yönlerinden biri.
Fukaeri ise benim için kitabın en gizemli ve en etkileyici karakterlerinden biriydi. Onun gerçekten öncülerden kaçan bir “douta” olup olmadığı sorusu zihnimi sürekli meşgul etti. Donuk tavırları, soru kalıplarını kullanmaması ve adet görmemesi gibi detaylar, Murakami’nin bilinçli olarak yerleştirdiği ipuçları gibi hissettirdi. Ayrıca “douta” ve “maza” kavramları, kitabı derinleştirirken, aynı zamanda anlaması en zor ama en merak uyandırıcı kısımlar oldu.
Aomame ile lider arasında geçen konuşmanın ise serinin düğüm noktalarından biri olduğunu düşünüyorum. Birçok sorunun cevabının henüz verilmemiş olması, beni üçüncü kitaba karşı daha da sabırsız hale getirdi.
Genel olarak bu kitap, 1984 yılından 1Q84 yılına bir yolculuk.
Murakami, okuru sadece bir romanla değil, aynı zamanda rahatsız edici ama büyüleyici bir dünyayla