Altı yüz küsur yıl bu devleti namusuyla, haysiyetiyle idare etmiş, şanın şerefin zirvelerine taşımış bir hanedana reva görülür davranış mıydı bu? Böyle bir nankörlüğün, vefasızlığın, ihanetin ıstırabını ve sıkıntılarını çekiyoruz, daha da çok çekeceğiz.
İnsanlığımızı, mükemmellik sezişine göre ayarını bulan Tanrısal kaynaklı ahlâka borçluyuz. İşte Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (1207 – 1273), Tanrısal ahlâkın, ‘insan yaşaması’ demek olan ‘hayat’a yol yordam gösteren ilkesi manâsındaki ‘edeb’i, özlü biçimde şöyle belirlemiştir:
“Kişioğlu, nasipsizse edepten, âdem (insan) değildir. İnsan ile hayvan
arasındaki fark, edeptir. Gözünü aç da bak cümle Kelâmullaha! Âyet âyet Kur’ânın tüm manâsı edeptir.”
İkili ilişkiler ne yazık ki savaş gibi. Ben hırslı, oyuncu, dansçı bir herifim, o yüzden de bir duygudan ötekine giderim ve hangi duygudaysam ona inanırım. Hangisinin benim için daha az acılı olacağını düşünüyorsam o rolü seçerim. Yani "Sevmeye yeteneksizim"de bahsettiğim rolü...
. O ilk gençliğimizdeki tatminsiz, aşırı kızgın halinden uzaklaşmış, kendini nefsini yenmeye, basitliğe; derinleşmeye adamaya çalışıyor. Bense tam tersiyim onun. Ama onu seviyorum.
Üstad Sezai Karakoç, Teoman Duralı, Fuat Sezgin
Rasim Özdenören, Akif Emre ve Yavuz Bülent Bakiler
Alev Alatlı Hanım, Asım Gültekin, vah ki Mevlana Idris Zengin
Ahmet Kekeç, Bülent Parlak ve dahi postnişin Ömer Tuğrul İnançer
Uçtular birer birer, birbiriyle yarışır gibi
Demediler geridekiler bizsiz kalırlar, nasıl
Sarıp sarıp sırtlarına mebzul iyiliği, hayrı, güzelliği
Fânî size kalsın dediler menzilimiz mukaddes, menzilimiz asıl
Eksildik takvimlerin eksilmesinden daha çok
Daha derin, okyanusların eksilmesinden
Her birinin çekilmesiyle has bahçemizden
Biraz daha öksüz kaldık, biraz daha yetim
Her bir zikıymetin ayrılışıyla meclislerimizden
Gittiler peş peşe, bırakarak yâranı yetim
Ellerimiz döşümüzde bağlı kaldı ah
Gözlerimiz mezar taşlarında
Güzeldiler, cümlesini güzel bildik
İyiydiler, el-hak bildik her daim iyi
Aziz ruhları için gönülden Fatiha.