Herkes okumuştu sanırım bir ben kalmıştım, Pessoa ile tanışmadım demem artık. Çok gerek var mıydı? Orası tartışılmaya değer bir konu...
Huzursuzluğun Kitabı, hakikaten adı gibi huzursuzluğun dehlizlerinde kaybolmuş bir adamın oldukça kişisel hezeyanları. Kendi zihninde var olmanın zorlukları, aşk, geçmişe dönüp eylemlerini sorgulama, hayatla hesaplaşma, yabancılaşma... Kısaca Pessoa'nın yaşama dair ne varsa kısa kısa aktardığı, yer yer felsefik anlatısı. Duyguları, fikirleri, dertleri olağanüstü; fakat hayat tekdüze, sıradan bir gerçeklik. Bu tezatlığın içinde Pessoa'nın derdi de benliğine sahip çıkmak aslında.
İçerik olarak çok dolu olduğunu düşünsem de, okurken beni çok zorlayan bir eser oldu Huzursuzluğun Kitabı, oldukça kişisel buldum aktarılanları, 'tabi ki kişisel olacak yazarın kendi hayatından aktarımlar bunlar' dediğinizi duyar gibiyim... 674 sayfalık bir anılar aktarımı benim için fazla uzun, üstelik çokça karamsar ve etkisi bana göre anlık... Bu nedenle kesinlikle okuyun diyebileceğim ya da herkese tavsiye edebileceğim bir eser değil. Bir de, bunca huzursuzluğun içinde iyice huzursuz etti beni Pessoa... Edebiyatın huzursuz edeni makbuldür tabi, orası ayrı.
..
..
"Hayatta en tiksindiğim şey, toplumsal ahlak edebiyatı. Sırf "görev" kelimesi bile, davetsiz bir konuk gibi batar bana. Ama "yurttaşlık görevi", "dayanışma", "insanlığa hizmet" ve bu cinsten daha başka teraneler, bir pencereden tepeme atılmış çöpler kadar sinirimi bozar. Birilerinin kalkıp da böyle ifadeleri ciddiye alabileceğimi, değil değerli, sadece anlamlı bulabileceğimi düşünmesi bile cidden onuruma dokunur."