Günaydın
Bence siz, hangi soruları soracağınızı bilmeden, soramadığınız soruların cevaplarını arıyorsunuz. Savaşçı, Doğan Cüceloğlu
Alıntı
Irvin Yalom “lyileşme yalnız kalmaktan değil, derinden anlaşılma ve duygusal olarak desteklenme deneyiminden gelir,terapide iyileştirici güç, ilişkidir." diyor.. Yalom, gerçek şifanın "öteki" olmadan mümkün olmadığını savunur. Anlaşıldığını hissetmek, "yalnız değilim" duygusunu doğurur bu da bizi iyileştirir. Bu bakış açısıyla, Marilyn Yalom’un hayatındaki bu "şans", sadece bir eşe sahip olmak değil; dünyada bıraktığı izlerin, zihninin derinliklerinin ve duygusal yüklerinin, dünyanın en büyük zihinlerinden biri tarafından her gün "anlaşılmış" olması🥹.. Birinin, sizin içinizdeki sessizliği bile okuyabilmesi, duygusal yüklerinizi omzunuzda tek başınıza taşımanıza gerek bırakmaz. Bence bu hayattaki sahip olunabilecek en büyük zenginlik budur...
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bazen çok fazla anlamaya çalışırken ne hissettiğimi unutuyorum.
Entelektüalizasyon (Intellectualization) Kişinin yaşadığı zorlayıcı bir durumu duygusal olarak deneyimlemek yerine, sadece zihinsel ve kavramsal düzeyde ele almasıdır. Yani kişi, olan şeyi hissederek değil, düşünerek yaşar. Anna Freud, entelektüalizasyonu egonun kaygıyı düşünce yoluyla kontrol etme girişimi olarak tanımlar. Çünkü bazı duygular vardır ki hissedildiğinde taşkın hâle gelir. Ve zihin şöyle bir yol bulur: “Bunu hissetmeyeyim, bunu anlayayım.” Gündelik hayatta bunu şöyle görürüz: Bir kayıp yaşayan kişinin, yasın evrelerini anlatması ama kendi yasına temas edememesi; çok incindiği bir durumda karşısındaki kişinin çocukluk travmalarını açıklaması ama kendi kırılganlığını hissedememesi. Terapide bazen şunu duyarız: “Bunun aslında bağlanma stilimle ilgili olduğunu biliyorum.” Ancak o bilgiye eşlik eden duygu yoktur. Burada mesele düşünmek değildir. Mesele, düşüncenin duygunun yerine geçmesidir. Entelektüalizasyonun işlevi, kişiyi duygusal taşkınlıktan korumaktır. Çünkü hissetmek bazen kontrolü kaybetmek gibi yaşanır; düşünmek ise mesafe sağlar ve benliği organize eder. Bu yüzden, özellikle yüksek zihinsel kapasiteye sahip kişilerde çok sık görülen bir savunmadır. Ve çoğu zaman dışarıdan “çok farkındalıklı” gibi görünür. Ama içeride yaşanan şey şudur: Her şey anlaşılmıştır, ama hiçbir şey hissedilmemiştir. Bu savunma kalıcı hâle geldiğinde kişi, kendi duygusal deneyimine yabancılaşır. Ne kırıldığını tam hisseder, ne yas tutabilir ne de gerçek bir rahatlama yaşayabilir. Psikanalitik çalışmada amaç, kişinin düşünmesini azaltmak değildir; amaç, düşünce ile duygunun yeniden buluşmasını sağlamaktır. Çünkü içgörü ve farkındalık, sadece anlamakla değil, hissetmekle oluşur.
Çiftler terapide size ilişkilerinin nasıl olduğunu ve nasıl iletişim kurduklarını gösterirler.Tartışmanın daha ne kadar devam etmesine izin vereceğini kestirmek hassas bir noktadır.Çiftin tarzı,çözüme kavuşmak,aralarına mesafe koymak,kendi ailelerinden gördükleri muamelelerin yansıması olabilir. İyi bir terapist odada çiftler ile çalışırken bu ihtimallerin sınırsız olduğunu bilendir. Dolayısıyla bu durumda her iki tarafın da işgal ettikleri duygusal alanı ve ruhsal alanı iyi gözlemlemek gerekir.
İnsanın dönüşümü değişimi içten bir istekle gerçekleşir. Bunun için terapide çoğu zaman metafor kullanırız. Doğrudan söylenen şey çoğu zaman kişide savunmayı tetikler ancak metaforlar kişiye dayatma olmadan farkındalık kazandırmayı amaçlar. Aslında bu anlayış çok daha kadim. Rabbimiz kitabında insanlar öğüt alsınlar diye her türlü misali verdiğini açıklar (Zümer,27). Bu anlayışın güzel bir mirasçısı da Risale-i Nurdur. Bediüzzaman Said Nursi hakikatleri temsil ve teşbih diliyle anlatır; çünkü akıl ancak somuttan soyuta yürüyebilir.
Din
Geçenlerde bir derste hocam şeyden bahsetmişti, kendisine sorumluluk verilen buna karşılık tam anlamıyla yetki verilmeyen çocuklar, yetişkin olduklarında büyük oranda kaygılı, kendi performansından endişeli ve girişken olmayan bireyler oluyormuş. Düşünsene, biri sana anahtarı ve arabayı veriyor ama direksiyonu sıkı sıkı tutuyor, bırakmıyor, ayağı da gaz pedalında.. Tabi ki araba sürmek senin için bir türlü doğru yapamadığına inandığın bir şey oluyor. Ama sorun senin sürüş becerin değil, haydi sen sür dediği halde direksiyonu bırakmayan ebeveynin... Terapide, birkaç yıl boyunca erken yaşantısal şemalarla çalışılan bir vaka örneğiydi.