"YAŞAMA SANATI"
"Yaşam her zaman devam etmenin bir yolunu bulmaya çalışır ve yaşama gücü dışardan gelen engellemelerle mücadele etmeden asla teslim olmaz."
Hayat türlü problemlerle dolu. Kimi zaman bu problemlerin altından kalkar, kimi zaman da bir uzmana gider, yardım isteriz. Ve çoğu terapide karşılaştığımız şey şudur: “Çocukluğunuza dönelim.”
Birçoğumuz bunu duyunca içimizden “Yine mi çocukluk?” deriz. Ama işin iç yüzü şu: Birçok problemin tohumu, farkında olmadığımız o “ufacık” anlarda atılır.
Gelişim durağan değildir. Yaşam boyu devam eder. Belki bugün “bundan da bir şey olmaz” diyerek geçiştirdiğimiz bir an, yıllar sonra patlak verecek bir iç yangının ilk kıvılcımıdır.
William James der ki: Bir bilimin gerçekten bilim olabilmesi için doğrudan yaşamla bağlantılı olması gerekir.
Bu sözü okuduğumda aklıma hemen Alfred Adler geliyor. Çünkü psikoloji denince çoğumuzun aklına karmaşık teoriler, bilinmez kavramlar ve ulaşılmaz bir bilgelik gelir. Oysa Adler bu algıyı baştan yıkar.
Adler’in en büyük becerisi, psikolojinin uğraştığı derin meseleleri öyle yalın ve öyle somut bir dille anlatmasıdır ki, sanki hayatın tam içinden konuşur. Onu okuduğumuzda karşımıza çıkan şey, soyut teoriler değil, gündelik yaşamın tam ortasında duran sorunlardır.
Bir çocuğun neden inatlaştığını, bir kardeşin neden sürekli diğerini kıskandığını, neden bazı insanların her başarısızlığında bahane aradığını… Adler, tüm bunları çarpıcı örnek olaylar eşliğinde, herkesin kolayca anlayabileceği bir biçimde sunuyor kitabında bizlere.
İçinde aşağılık kompleksi, yetersizlik hissi, çocukluk travmaları gibi ağır kavramlar var.
Ama Adler farklıdır. Bu ilk bakışta ürkütücü görünen konular, onun kaleminde birdenbire hayatımızın sıradan bir parçasına dönüşür. Çünkü Adler yazarken tepeden konuşmaz; tam da