Nöroardışık yaklaşım gibi yeni tedavisel modeller büyük vaatler sunarken, kendi deneyimlerimin yanı sıra, araştırmalar da travma geçirmiş çocukların hayatındaki en önemli iyileştirici deneyimlerin terapide gerçekleşmediğine işaret ediyor.
Travmanın ve buna verdiğimiz tepkilerin, insan ilişkileri O bağlamı dışında anlaşılması mümkün değildir. İnsanlar bir zelzeleden kurtulsa da, sürekli olarak cinsel istismara uğrasa da, en önemlisi bu deneyimlerin ilişkilerine, yani sevdiklerine, kendilerine ve dünyaya nasıl etki ettiğidir. Tüm felaketlerin en travmatik unsurları insan bağlarının yıkılmasıyla ilişkilidir. Bu da özellikle çocuklar için geçerlidir. Sizi sevmesi gereken kişiler tarafından incitilmek, onlar tarafından terk edilmek, güvende olmanızı, değer verilmenizi ve insancıl olmanızı sağlayan teke tek ilişkilerden mahrum bırakılmak... En müthiş yıkıcı etkileri olan deneyimler bunlardır. İnsanlar kaçınılmaz bir biçimde sosyal varlıklar olduklarından, başımıza gelen en büyük felaketler de kaçınılmaz bir biçimde ilişkisel kayıplarla ilgilidir.
Sonuç olarak, travmaları ve ihmalleri atlatmak da ilişkilerle ilgilidir: güvenin tekrar oluşturulması, özgüvenin yeniden kazanılması, güven duygusuna geri dönülmesi ve sevgiyle tekrar bağ kurulması gerekir. Tabii, ilaçlar semptomları azaltabilir ve bir terapistle konuşmak çok faydalı olabilir. Ama başkalarıyla kalıcı ve sevgi dolu bağlar kurmadan en iyi ilaçlarla ve dünyanın en iyi terapisiyle bile iyileşmek ve sağlıklı hale gelmek imkansızdır. Gerçekten de bu durumun merkezinde terapinin işe yaramasını sağlayan şey esas olarak terapistin yöntemleri veya bilgelik dolu sözleri değil, onunla kurulan ilişkidir. Tedavimizin ardından en sonunda sağlıklı hale gelen tüm çocuklar bunu etraflarında bulunan ve onlara destek veren güçlü bir
Terk edilme depresyonunun üzerinde derinliğine çalışma evresinin en can alıcı noktasında, en yoğun olan ve duygularda en çok ifade edilen şey, Peter'in ayrılma ve bireyleşmesi durumunda kendisinin ve annesinin öleceğidir. İntihar depresyonu ve öldürücü öfke birbiri ardına ortaya çıkmaktadır. Terapide bunun ortaya çıkışı, onu terapiye getiren kalple ılgili ik hastalık belirtilerini tetikler ve bu belirtileri terk edilme depresyonunun somatik semptomları olarak bağlar. Yani, Peter öldürücü öfkesinin ifade edilmesine izin verdiği takdirde, karşılık olarak öldürülecektir.
Gördüğüm her terapide farkındalığımın yüksek olduğu söylendi. Neden başkasının acısını hissetmek gibi bir lanetim var. Çoğu insana kendi yükü bile ağır gelirken.
Hasta artık gerileme ve eyleme vurma ile ilerleme ve derinliğine çalışma arasında gidip gelmektedir. Çözülmesi gereken asıl direnç, terk depresyonunu gerçekliğe yansıtmasıdır, yani terapide ilerleme kaydettiği takdirde (veya ayrılmayı ve bireyleşmeyi gerçekleştirdiği takdirde) gerçekten öleceğini düşünmesidir. Bu noktada terapistin yapması gereken en önemli şey hastanın korkularına gerçeklik sınırları koymaktır. Bunu yaparken de şu hususa işaret edilmelidir; her ne kadar hasta önünde ÖNİP-patolojik ego arasındaki ittifak ya da “sürüngen” ve GNİP başka bir deyişle “ölüm” olmak üzere iki seçenek bulunduğunu düşünse de gerçekte üçüncü bir seçeneğe daha sahiptir ki bu da GNİP'in analiz edilmesi ve ayrılma-bireyleşmeyi gerçekleştirerek yetişkin bir birey olmaktır. Terapistin bu şekilde hastaya güven vermesi, hastanın korkularını derinliğine çalışma isteğini artıracaktır.
Hastalarımızla yaptığımız çalışma bizi de etkiliyor ve değiştiriyor. Sadece entelektüel olarak değil, sadece bilinçli olarak değil, bilinçaltı olarak da. Ve her ikimizin sağ beyni de zamanla daha uzmanlaşıyor.