Benzer şekilde, "sendrom" olarak adlandırılan bir durum, başka bir açıdan avantaj olabilir. Mesela Marfan Sendromu bağ dokusuyla ilgili bir "bozukluktur"; kolların normalden fazla uzamasıyla sonuçlanır. Kolunun boyuna oranı 1,05 üzerindeyse, bu sendromdan mustarip olabilirsin. Öte yandan aynı sebeple NBA liginde bir basketbol starı da olabilirsin. Olimpiyat tarihinin en çok altın madalya kazanan yüzücüsü Michael Phelps uzun kol avantajıyla yüzme rekorları kırarken, yılda bir Marfan şüphesiyle doktor kontrolünden de geçiyormuş.
Sirklerde bedenlerini top gibi yuvarlayabilen, acayip şekillere girebilen "elastik" akrobatları izlerken olağanüstü yetenekleriyle büyülenirsin. Oysa bir kısmı, bedeni hiper esnek hale getiren Ehlers-Danlos Sendromu'ndan "mustarip" olabilir. Belki de sendrom, başarı bağlamıyla henüz buluşmamış bir bedendir.
Başarı bağlamıyla buluşmuş genetik bir bağ dokusu bozukluğu söyleyeyim mi? Derinin altında, ta derinlerindeki dokular bazen birbirine yapışır. Boyları kısa kalır. Tam orada oluşan küçük çukurdan güzellikler, şiirler, aşklar filizlenir. Adına şarkılar türküler yazılan, kız çocuklarına isim seçilen, yerleştiği yeri güzelleştiren bu bağ dokusu bozukluğu, yüzümüzdeki gamzelerdir.
Hâlâ ikna olmadıysanız, bir örnek daha vereyim. Avusturya asıllı Amerikalı aktör Arnold Schwarzenneger gençken aktör olmak için ABD'ye gittiğinde, yapımcılar bozuk aksanından şikâyet ediyormuş:
"Bugüne kadar kimse böyle bir aksanla star olmadı, özellikle de Alman aksanıyla...(İsmin) neydi, Arnold Şıvarzın-şinitzel mi? Evet ya, bu isimle acayip bilet satarız, müşteriler akın eder" diye dalga geçiyorlarmış
Arnold bunları umursamamış. Vücut geliştirmek için günde beş saat çalıştığı gibi aksanı üzerinde de sıkı çalışırsa başaracağına eminmiş: "Aktörlük dersleri