Asım'ın, “Hanım abla terminatör gibi maşallah," dediğini duydum. “Saniyede otuz beş laf sokma yetisi var. İnanılmaz." “Sus, Asım,” dedi Dağhan. “Otuz beş laf soksa ne olacak? Sen otuzunu anlamıyorsun zaten. Kalan beş de şüpheli.”
Sayfa 530·Kitabı okudu
Bir filmin senaryosunu yazmaya ve çevirmeye başlamadan önce James Cameron çoğunlukla bir resimden esinlenir. Terminator'u düşünde gördüğü bir resim üzerine kurgular. Avatar'daki kişilerin maviliklerinin kaynağı, 1970 yılında yaptığı bir resimdir: bu resimde bir tarlanın ortasında mavi bir kadın görülmektedir: "Maviyi seviyorum! Güzel bir renk! Başka ne var ki? Yeşil mi? Şu küçük yeşil adamlar gibi mi? ( .. .) Mavi kişiler olmasının harika ve grafik olarak çekici olacağını düşündüm. Tuhaf gelebilir, Avatar üzerine dört yıl çalıştıktan sonra, mavi, deri üzerinde doğal bir renk gibi geliyor bana."
Sayfa 171·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Terminatör
Bir toplum olarak hep birlikte İsa ya da Gandhi gibi davranabiliriz. Yalnız kaldığımızda ise çoğumuz Terminatör gibi davranıyoruz.
"Size arkadaş dediğim güne yazıklar olsun. Hiçbirinizi nikâh şahidim yapmayacağım." "Biz senin sağdıcın olacağız. Sen asıl eğlenceyi o zaman gör." "Sağdıçlarıma bak. Biri tetikçi. Biri kimliksiz. Biri de tek yumrukla bayıltır beni." "Bizim tarafımıza gel istersen aşkım," dedi Yasmin. "Benim nedimelerim birbirinden tatlı." "Biri cadı. Diğeri de terminatör. Aramızda normal kimse yok!"
Alıntı
Bronz: her şeyi düşünmem lazım. Serdal: iki kere gidip geldin. Sanaç: size arkadaş dediğim güne yazıklar olsun hiçbiriniz nikah şahidim yapmayacağım. Serdal: Biz senin sağdıcın olacağız Sen nasıl eğlenceyi o zaman gör. Sanaç: sağdıçlarıma bak biri tetikçiyi birikimliksiz biri de tek yumrukta bayıltır beni. Yasmin: bizim tarafımıza gel istersen aşkım benim nedimelerim birbirinden tatlı. Sanaç: biri cadı diğeri de terminatör aramızda normal kimse yok!
Sayfa 124
Benzer şekilde, "sendrom" olarak adlandırılan bir durum, başka bir açıdan avantaj olabilir. Mesela Marfan Sendromu bağ dokusuyla ilgili bir "bozukluktur"; kolların normalden fazla uzamasıyla sonuçlanır. Kolunun boyuna oranı 1,05 üzerindeyse, bu sendromdan mustarip olabilirsin. Öte yandan aynı sebeple NBA liginde bir basketbol starı da olabilirsin. Olimpiyat tarihinin en çok altın madalya kazanan yüzücüsü Michael Phelps uzun kol avantajıyla yüzme rekorları kırarken, yılda bir Marfan şüphesiyle doktor kontrolünden de geçiyormuş. Sirklerde bedenlerini top gibi yuvarlayabilen, acayip şekillere girebilen "elastik" akrobatları izlerken olağanüstü yetenekleriyle büyülenirsin. Oysa bir kısmı, bedeni hiper esnek hale getiren Ehlers-Danlos Sendromu'ndan "mustarip" olabilir. Belki de sendrom, başarı bağlamıyla henüz buluşmamış bir bedendir. Başarı bağlamıyla buluşmuş genetik bir bağ dokusu bozukluğu söyleyeyim mi? Derinin altında, ta derinlerindeki dokular bazen birbirine yapışır. Boyları kısa kalır. Tam orada oluşan küçük çukurdan güzellikler, şiirler, aşklar filizlenir. Adına şarkılar türküler yazılan, kız çocuklarına isim seçilen, yerleştiği yeri güzelleştiren bu bağ dokusu bozukluğu, yüzümüzdeki gamzelerdir. Hâlâ ikna olmadıysanız, bir örnek daha vereyim. Avusturya asıllı Amerikalı aktör Arnold Schwarzenneger gençken aktör olmak için ABD'ye gittiğinde, yapımcılar bozuk aksanından şikâyet ediyormuş: "Bugüne kadar kimse böyle bir aksanla star olmadı, özellikle de Alman aksanıyla...(İsmin) neydi, Arnold Şıvarzın-şinitzel mi? Evet ya, bu isimle acayip bilet satarız, müşteriler akın eder" diye dalga geçiyorlarmış Arnold bunları umursamamış. Vücut geliştirmek için günde beş saat çalıştığı gibi aksanı üzerinde de sıkı çalışırsa başaracağına eminmiş: "Aktörlük dersleri
Sayfa 34·Kitabı okudu