Yahudi, insanlığın ve Müslümanların başına bela lanetli kavim!
1 - Radyo, televizyon, gazeteler, sinema, mecmualar ve kitaplar üzerindeki büyük kontrolümüzü genişletiniz. 2 - Hukuk, Tıp, Kimya ve buna benzer bütün tahsillerden, Yahudi olmayanları uzaklaştırınız ve Yahudileri bilhassa bu şubelerde tahsile ve okumağa teşvik ediniz. 3 - Gayri Yahudilerin mektep ve kolejlerini birer içtimaî merkez haline getiriniz. 4- Gayri Yahudi peygamberleri gülünç şekle sokup, onları rezil rüsva edecek mevzuları icat ve aynı zamanda Yahudi olmayanlar arasında tefrik ve nifak çıkarınız. Din müesseselerini zayıflatmalı, fakat bizlere karşı da kendilerine kardeşlik hisleri telkin ediniz. 5 - Bizden olmayanların kadın ve çocuklarının ahlâklarını ifsad ediniz (bozunuz). 6 - Kanunları ve anayasaları yanlış şekillerde tefsir ederek, mahkemelerini dahi iğfal edip, her yerde şüphe ilka ediniz. 7 - Devlet adamlarını eliniz altında tutmağa calışınız. 8 - Her vasıtaya müracaat ederek para üzerindeki diktatörlüğümüzü takviye ediniz. 9 - Hükümetin, ordunun ve bahriyenin en can noktalarına Yahudileri yerleştiriniz. 10 - Türlü hile ve desise kullanarak işcileri elde tutunuz. Mitingler tertip ediniz. Grev'ler yaptırınız ve bu mevzuda hiç bir fedakârlıktan çekinmeyiniz. İşbu program ve talimatın, gayri Yahudilerin eline geçmesinin bizim için asıl bir facia olacağını ayrıca ilâveye lüzum yoktur.
Sayfa 236 - Nur yayınları Özden matbaa 1975 Baskı (Kitaptır; PDF değil.)·Kitabı okuyor
Alıntı
Sıfır, o zamanki Başbakan Saraçoğlu Şükrü'ye yazdı-ğım ikinci açık mektupla fena halde sarsıldı. Parti grubunda da sert hücumlara uğradı. Hatta o gece sabaha kadar düşünüp sigara içmekten zehirlendi. Çünkü bir yandan "ah ebedî şef, millî şef diye dalkavukluk etmek, bir yandan da bu iki şefi nazmen hicvettiği için mahkûm edilen Sabahattin Ali'yi himaye etmek hiçbir suretle tevil olunur şey değildi. Bu darbeyle sersemleyen Sıfır ilk is olarak Sabahattin Ali'yi benim aleyhimde dâva açmağa kışkırttı. Arkasından da Boğaziçi Lisesi'ndeki öğretmen-liğime son verilmesi için bu lisenin müdürüne bir kâğıt yazdı. Sabahattin Ali, dâvayı Sıfırın ve Falih Rıfkı'nın kışkırtmasıyla açtığını gerek savcılığa, gerekse Orhan Şaik'e söylemiştir. Sabahattin'le olan duruşma sırasında, 3 Mayıs 1944 günü yapılan Ankara nümayişi, ona beklediği fırsatı verdi. Hem Türkçülüğün, hem de şahsımın düşmanıydı. Bir taşla iki kuş vuracaktı. Üstelik, nümayiş, hâdisesini istedikleri kalıba sokup anlatmak için iki de müttefik bulmuştu: Falih Rıfkı ve Ankara valisi Nevzat. Birincisi şahsen bana, ikincisi de Orhan Şaik'e düşman olduğu için birleştiler ve Türkçülere karşı bir Haçlı seferi tertip etti-ler. Öteki müttefikleri Sabit Noyon, Kâzım Alöç, Ahmet Demir, Cevdet Erkut, Yusuf Ziya Yazgan, Şinasi Turga (veya Tolga), Sait Köçek (veya Koçak) vesaire idi. 3 Mayıs 1944 nümayişini Devlet Reisine bir Nazi ihti-lâli şeklinde anlatanların başında "Sıfır" vardır. Çünkü Çankaya köşkünün davetsiz misafiri olduğu gibi polis tahkikatı yapıldığı sırada Ankara Valiliğine ve Emniyet Müdürlüğüne gelerek tahkikatla ilgilenen, hatta bazı sanıklara sorgu bile soran yine odur. Usul ve kanuna göre polis tahkikatı gizli yapılır. Ona kimse karışamaz. Böyle olduğu halde Sıfır bu işlere karıştı. Ve merhum reisi-cumhur başyaveri
Sayfa 172 - 173·Kitabı okudu
Reklam
ÜMİTSİZİM!.. HİÇBİRİNİZDEN BİR ŞEY BEKLENEMEZ! Emekli Hâdimünnâs Efendinin resmen ayda 1500 lira gelir belirten, hakikatteyse gideri 15000 liraya varan evini, biri Gülây, öbürü Tülây adlı iki bekâr kızı karşılar... Hangisi dişi ve hangisi erkek, farkedilmez, üstüste binmiş gençler, havada, suda ve yerde pervaz eder, durur... Alâkalı kişi, yüzlüğün ucunu görmedikçe dosyayı rafından indirmez... Üniversite giriş imtihanlarında milyonlar döner ve çalınmış veya alınmış sualler bakkal dükkânında satılır... Para basma makinesi, elini uzatmadan ceplerdeki nakitleri insafı nisbetinde (35 yılda bire 400 fark) eritmeyi bilir... Bankalar loteryacılık yapar ve keyfiyetten kaybetme pahasına kemmiyet köpürüşlerini terakki diye gösterir... Kasap her sabah etiket değiştirir; dilenci bile sadakaya zam ister... Politikacı, doğruyu söylemeyi, donuna etmişcesine bir ayıp sayar... Profesör, güneş tepe noktasındayken «vakit gece yarısı» fetvasını basar ve Batı ilim adamlarından arakladığı eserleri tertip yanlışlariyle birlikte adına mal etmekten utanmaz... Talebe, kopya çekmeyi zekâ, boşluğa yumruk sallamayı da ideal kabul eder... Gazete, umumhane ve beyin yıkama işletmeciliğini döndürür; TRT ise, şiir, sanat, fikir ve kültürü kendi nefsanî ölçüleriyle yerlerde süründürür... Köylü, şehirliye atmadığı madik ve giydirmediği külah bırakmaz... İşçi ve sendika, en zalim patronlardan daha sömürücü ve kan emici sahte hak simsarları marifetiyle eşkiya çeteceliğine zorlanır... Neticede: Fuhuş, şehvet, hırsızlık, rüşvet, sahtekârlık, kalpazanlık, yalan, riya, cehalet, şirretlik, küfür, gaflet, yaftacılık, gözbağcılık, samimiyetsizlik, adaletsizlik, her işde rezalet ve her noktada kepazelik, günde 20 bin ton kazurat ve yılda 1 milyon baş nüfus fazlasından ibaret hasılayı yürütmekte ve bu hâl, başını
PİYANGO 1-Şimşek gibi keskin ve hızlı çizgilerle belirteceğimiz bu dâvanın ilk hükmü şudur: “Bir memlekette sefalet ne kadar artarsa, piyango ve kumar gibi anormal kâr yollarına düşkünlük de o nispette artar.” Kat’î ve riyazî kaide… 2- Ancak bütün ümitlerin, yarına ait ihtiyat hesaplarının, emeğe bağlı ve belirli gelir imkânlarının kaybolduğu noktadadır ki insanoğlu, kıyamet günü ve umumî tasfiye saati gelmişçesine, elindekini, avucundakini, sırtındakini, çekmecesindekini, ileriye doğru tek saatlik bir yedek payı düşünmeden feda etmekte tereddüt etmez. 3- Gerçekten, iktisadî hayatımızı saran korkunç şartlar, birçok kimseye, böyle, şahsî ve ferdî birer kıyamet saati yaşatmakta; ve “Ne olacaksa olsun; ya büsbütün batayım, yahut birden çıkayım!” gibi çılgınca bir muhakemeyle son tutamaklarını da kaybettirmektedir. 4-Ruhumuzu ve millî bünyemizi kemiren bu menfi körükleyişin başında, bir zamanlar Tayyare Piyangosu, şimdi de “Millî Piyango” vardır. Üstelik, bugün resmen Devlet Maliye cihazı içinde yer almış olan bu teşkilât, tedavisine milyarlar yetişmeyecek ve hiçbir şeyle kıyas kabul etmeyecek olan ruhî sarsıntıyı devam ettirmekle kalmamakta; kullandığı sistem bakımından, Türk milletini, dünyada bir misline tesadüf edilmez tarzda, hesap ve kumar mantığiyle de haksız olarak harap etmektedir. Yani Türk milletine bu yolla gadretmek iki türlü oluyor: Biri, ana ve esasi prensip bakımından piyangonun menfi tesiri yoluyla… Öbürü de, haksızlık içinde ayrıca haksız olarak hesaben adaletsizlik etmek suretiyle… 5- “Tayyare Piyangosu”ndan başlayarak bugüne kadar “Millî Piyango”nun hesaplarını tetkik edecek olursak, Piyango İdaresinin kâr üstüne kâr ve bu kârı böbürlene böbürlene ilân etmekte olduğunu görürüz. 1949 başlarında çıkarılan küçük bir reklâm broşürü, gittikçe artan bu
Ama bu onu geleceğe dair birçok plan, tertip, tasavvur, proje kurmaktan alıkoymuyordu.
Sayfa 797 - Cilt 1·Kitabı okudu
Birincisi: Kur'an'ın tûmû birden nâzil olsaydı başkaları tarafından önceden düşünülüp tertip edilmiş olması kanaati hâsıl olabilirdi. Parça parça nüzûlü ise böyle bir düşünceye imkân bırakmamıştır. İkincisi: Kur'an'ın içerdiği hükümler birden nâzil olsaydı, yeni müslüman olacak kimselerin bunlarla daha İslâm'ın başlangıcında birden yükümlü olmaları icap ederdi. Mesela, müslümanların daha oldukça az sayıda bulundukları bir zamanda cihad ile yükümlü bulunmaları lazım gelirdi. Bu ise alıştıra alıştıra benimsetme ve kolaylaştırma prensibine ters; İslâmiyet'in çabucak yayılmasına engel olabilirdi.
Reklam
Reklam