1240 yılında, Babai İsyanı'nın bastırılışı, Anadolu Türkmen toplumu için bir kırılma noktasıdır. Selçuklu devleti, kendi tebaasını ezmek için yabancı paralı askerlere (Frank birlikleri) başvurmuş; bu, hem askeri hem de meşruiyet açısından bir yaradır. Bir devlet, kendi halkına karşı yabancı kılıç kullandığında, o halkın hafızasında silinmez bir iz bırakır. Yunus Emre'nin doğumu (genel kabulle 1238-1240 arası) bu yaranın açıldığı yıllara denk gelir. Bu sadece bir tesadüf olabilir — ama tesadüflerin de bir anlamı vardır, eğer sonradan o anlamı arayan bir göz varsa. Eğer Babai hareketi, 1240 yenilgisinden sonra tamamen yok olmadıysa — ki tarihsel kayıtlar, heterodoks Türkmen dervişlerinin (Kalenderî, Haydarî, Vefaî çevrelerin) 13. ve 14. yüzyıl boyunca Anadolu'da varlığını sürdürdüğünü gösteriyor — bu hareketin "sert güçten yumuşak güce" bir strateji değişikliği yapmış olması, en azından yapısal olarak mümkündür. Yenilen bir hareketin silahını bırakıp dilini, sembolünü ve ağını koruması, insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir şey değildir.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ben tesadüflere inanmam.
1000Kitap
'hiç hesapta yokken aniden gelen güzelliklere ihtiyacımız var.'🫠🌸
Bu hayatta en güzel tevafuk, kendini kalbînin benzerine rastlamaktir...
Yıllardır elime almadığım, konusunu dahi hatırlamadığım bu kitapta altını çizdiğim tek yer, tesadüf değil :)

İrem

@iiremb_
·
Yaşamda ardından koşulan şeye ancak bazı bazı en çok değer verdiğimiz şeyi yitirmeyi göze alarak erişebileceğimizi anlamak için biraz yaşamış olmak gerekir kuşkusuz.