Kader tesadûfi bir talihsizlik değil, önceden hesaplanmayan, zor anlaşılır bağlantıların zorunlu sonucudur.
Sayfa 69·Kitabı okuyor
Alıntı
Hayat bir şey yaratmak istediğinde sahneyi de mükemmel yönetiyor.
Sayfa 147 - YKY Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
O mahzun bir tebessüm idi. Bir demet menekşe idi. Yuşa Tepesi'ne doğru tırmanan bir gölge. Mecrasını bulamamış, hangi denize döküleceği meçhul bir dere.
Türkiye'nin demokrasi anlayışıyla "Mehter Marşı" arasında bir bağıntı var, "Mehter Marşı"nın bu topraklardan çıkması tesadüf değil, daima iki ileri bir geri.
Sayfa 91 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Şimdi en kısa hatlariyle benim ruh maceramı takip ediniz:
29 - 30 yaşıma kadar (bundan 10 ve birkaç yıl evvel) malik olduğum sanat ve edebiyat şöhreti icinde daima ruhçu, maneviyatçı, umumi ve mücerret planda mutekid, materyalist ve komünist dünya görüşüne zıt bir insan olarak yaşadım. Fakat bu o zamandan beri gördüğüm ve anladığım mânada "efradını câmi, ağyarını mâni" Müslümanlık değildi. 30 yaşlarıma doğru, ismine tesadüf denilen ilâhî sır, beni, irşad edicilerin en kâmili ile karşılaştırdı. Bu ekmel mürşidi, Eyüpte, bahçemsi bir avlu içinde ziyaret ettiğim gün, o kadar kendimden geçtim ki, birdenbire kendimin nerede olduğunu araştırdığım zaman, gecenin yuvarlak bir halka üzerindeki simsiyah bir perde gibi dört bucağımı kaplamış bulunduğunu gördüm. Aradan pek az vakit geçer geçmez, sabahlara kadar düşünüp okumak ve yazmaktan ibaret ruhî bir faaliyet kadrosunda, beni, galiba misilsiz bir fikir çilesi ve nefs muhasebesi dişledi. Galiba, dünya fikir ve sanat tarihinde İmam-ı Gazali'nin, Paskal'ın, Göte'nin, Tolstoy'un, Rembo'nun düştüğü kanlı fikir çilelerinden biraz dana kanlı bir manevî buhran yaşadım. Bu manevî buhranın hikâyesi pek uzun ve ayrı bahis... O hâle geldim ki, bana, aile, mektep ve cemiyetimin eliyle hazırlop bir dünya halinde verilen bütün kâinat ölçülerini, itikatlar manzumesini, ya en miskin düğümüne kadar parçalayıp yutmak ve yeni bir örgü meydana getirmek, yahut onları yeni baştan ve düğüm düğüm gerçekleştirip sağlamlaştırmak gibi bir imtihan karşısında kaldım. İmtihan, anlatılmaz manevî işkencelerden sonra nihayete erdi ve son hüküm kendi kendisine heykelleşti: - Yol tektir. Peygamberler Peygamberinin yolu; gerisi, sadece yokluğa ve hiçliğe giden fâni ayak izlerinden ibaret... Bana, 30 yaşıma doğru, kendi kendimi veren bu mesut eşiğin ilk edebi verimleri "Senfoni-Çile" şüiriyle, "Bir Adam Yaratmak"
Sayfa 56 - (12 Ağustos 1949, Cuma Büyük Doğu Dergisi s.: 23)·Kitabı okuyor
Alıntı
İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi. Ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akışı içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.
Reklam
Reklam