Fakat böyle olmayacağını da gayet iyi biliyordum. Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğunu, çünkü asıl hayatın teferruattan ibaret bulunduğunu görüyordum.
“genel olarak dostluk diye bir şey var mı bilsek iyi olurdu. Hayatlarının bir döneminde belli konularda aynı şeyleri düşünen, benzer zevkleri benzer ihtiyaçları olan iki insanın karşılaştıklarında yaşadıkları tesadüf sevincini kastetmiyorum. Bunların hiçbiri dostluk değil. Bazen bunun hayattaki en güçlü bağ ve o nedenle bu kadar nadir olduğunu düşünüyorum.
Timur eline gelinliğe benzer minik bir elbise geldiğinde ona da şaşkınlıkla baktı. "Bu ne, lan?" dedi hayretle. "El kadar bebek bunu niye giyer?"
Murathan, "Lan, Tönge." diyerek aniden arkasında belirmişti. "Bak, ne buldum." Minik erkek bebek takım elbisesini Timur'un burnuna yasladı. "Şuna bak, nasıl tatlı. Papyonu bile var. Yusuf Ali'me alacağım. Barbaros itinin düğünü yaklaşıyor, orada giyer." Bakışları Timur'un elindeki minik, beyaz, uçuş uçuş etekleri olan gelinliğe takıldı.
Kısa bir an ikisi de sessiz kaldı. Bazen sessizce konuşuyorlar ve ben sadece o anlarda Timur'u anlayamıyordum. Ayrı bir dilleri var gibiydi. İkisi de ellerindeki minik elbiselere baktılar. Sonra ise gözleri yine aynı anda birbirini buldu. Murathan'ın dudaklarında beliren gülüş keyifliyken Timur elbiseyi hızla önündeki sepete savurmuştu.
"Siktir git, Karakurt!" dedi anlamsızca.
Murathan'ın kahkahası keyifliydi. "Niye öyle diyorsun, oğlum? Aynı anda senin gelinlik, benim damatlık tutmam tesadüf olamaz. Evrenin verdiği mesajların farkında mısın?"
"Değilim." dedi Timur en net şekilde. "Bak işine."
Murathan takım elbiseyi bizim sepete atmış, Güneş'in kıyafetlerinin içine karıştırmıştı. Tam olarak o an olaya aydınlanmıştım. "Kızımı oğluna mı istiyorsun. Murathan? Hayırdır?"
"Ahu!" dedi Timur uyaran bir tonla. "Uyma şu salağın aklına."
Gülerek yumuşatmayı denedim. Kız babası damarları şimdiden fazlasıyla mevcuttu. "Şaka yapıyor adam, Timur. Sen de yani."
"Ne şakası?" derken oldukça ciddiydi. "Bu manyak, Gökçen yengeyi beşikten beri seviyor. Bunun oğlu da buna benziyorsa sıçarız." Murathan'ı en nezih şekilde kolundan kavrayıp, ilerletirken, alışveriş arabasındaki takım elbiseyi alıp bir diğer sepete savurmuştu. "Sus ve bir daha konuşma, Karakurt."
Murathan takım elbiseyi sepete atıldığı an