Fakir, garip ve sahipsiz insan, çoğu zaman ekmekten önce anlam arar. Kendisine bir cemaatte yer bulduğunda, yalnızca bir topluluğa değil, hazır bir hakikate de sığınmış olur. Artık düşünmek zorunda değildir; çünkü onun adına düşünülmüş, onun adına hüküm verilmiş, onun adına doğru ile yanlış ayrılmıştır.
Sürü için en büyük günah şüphedir. "Ya aksi doğruysa?" sorusu daha doğmadan boğulur. Kitaplarda çizilen çerçeve, liderlerin işaret ettiği ufuk ve cemaatin uygun gördüğü hayat, tek mümkün yol olarak sunulur. Kendi gözleriyle bakmak tehlikelidir; çünkü bağımsız bakış, sürünün dilinde sapkınlığın ilk adımıdır.
Böylece insan, kendi içindeki kuvveti küçümlemeyi tevazu zanneder. Kendi iradesinden vazgeçmeyi teslimiyet sayar. Kendi aklını susturmayı ise iman diye över. Lider yükseldikçe insan küçülür; lider kutsallaştıkça insan silikleşir. Bir noktadan sonra lider artık yalnızca bir insan değildir; ilahi iradenin yeryüzündeki gölgesi, hatta ölümünden sonra bile kaderleri yöneten görünmez bir el hâline gelir.
İşte sürü ahlakının en büyük ustalığı burada ortaya çıkar: İnsana zincirlerini sevdirir. Ona itaatini kahramanlık, boyun eğişini erdem, yoksunluğunu ise seçilmişlik olarak sunar. Böylece insan, kendisini tüketen düzeni kurtuluşu sanarak alkışlar.
Ve sonunda hayat geçer. Kendi gözleriyle göremeden, kendi sesiyle konuşamadan, kendi kaderini kuramadan... İnsan yaşadığını zanneder; oysa yalnızca başkalarının ona biçtiği rolü oynamıştır. Sürü onu avutmuştur, fakat büyütememiştir. Teselli etmiştir, fakat özgürleştirememiştir. Kısaca Korkak ezik ve güç toplamaya muhtaç olan sürü bireyi kendini dünyada ve ahirette kurtaracak bir sürü de hem de seçilmiş olarak bulunduğuna inandırılmış olduğundan aslında Kimse onu dürtmese bir anlamda mutlu bir şekilde ömrünü tamamlar.
Adnan