9/10
·125 syf.··
2023 3. kitabı
Hayaller ve hayatlar? Aklını hayatı yapan ve hayalleriyle yasayan iki farklı insan. Çok yakın olan iki bireyin arkadaşlığını inceliyoruz. Yediğiniz içtiğiniz bir, kendinizle birlikte tanıdığınız, hayalleri bir olan,sürekli yanınızda ki birine güvenmek ne gibi sonuçlar doğurabilir? Ya da insanlara güvenmek, doğru bir eylem mi sorusuna cevap arasak daha doğru bir yol izlemiş oluruz. İnsanların güvenin kazanmak çok kolaydır. Lakin kaybetmek, başlı başına bir kabustur. Güvendiğin kişinin yaptıkları seni güvenmekten alıkoyar: peki hayat, hayatla da bağını keser mi? Bazen hayatınızda önemli yere koydugunuz, yapmaz dediğiniz insanların: yapmaz dediğimiz her şeyi yaptığını görüyoruz. Beklenmedik yerden gelen darbe insanı sarsabiliyor, sarsmaktan öte yıkıma sebep olabiliyor. Kitabı ilk okuduğum zaman Freud'un mektubundan bir kesit anımsamıştim: 'fizik kurallarına göre; sırtını dayandığın bir nesne birdenbire giderse sende o yöne doğru devrilirsin.' Kitabın özeti niteliğinde olan bir söz olduğunu söylemek yerinde bir tespit olur. İnsanların iyiligimiz için yaptığı şeyler bize daha çok zarar verebiliyor. İnsan burda ikileme düşüyor: cidden böylesi daha mi iyiydi, yoksa yaşayıp göremek daha evla mıydı? Sağlıcakla Kalın. 'kitaplar ise yaramaz. insanın can yoldaşına ihtiyacı var. insan çıldırır kimsesi yoksa... insan çok yalnız kalırsa tozutur, hasta olur sonunda! '
1000Kitap
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,6bin okunma
“Hız çağında unutulan şey: tefekkür”
10/10
·104 syf.·
2026 24. kitabı
10/10 Tefekkür Yaşamı üzerine konuşalım—bu kitap kısa ama düşündürdüğü alan çok geniş. Byung-Chul Han burada aslında modern insanın en büyük kaybını işaret ediyor: düşünme ve durma yetisini. Ona göre biz artık “yaşayan” değil, sürekli üreten ve tüketen varlıklar haline geldik. Bu yüzden de “tefekkür” yani derin düşünme, içe dönme, anlam arama hali neredeyse yok oluyor. Kitabın temel fikrini şöyle özetleyebiliriz: İnsan sadece eylemle değil, eylemsizlikle de var olur. Ama burada “eylemsizlik” tembellik değil. Han’ın kastettiği şey: * Durabilmek * Sessizlikte kalabilmek * Kendinle baş başa kalabilmek * Bir şeyi hemen tüketmeden, üzerinde düşünebilmek Bugünün dünyasında ise tam tersi var: * Sürekli meşguliyet * Sürekli dikkat dağınıklığı * Sürekli bir şey yapma baskısı Han buna “performans toplumu” diyor. Yani kimse seni zorlamasa bile sen kendini zorluyorsun. ⸻ Kitabın felsefi damarı Han, Hannah Arendt’in “vita activa” (eylem yaşamı) kavramına karşı, “vita contemplativa”yı (tefekkür yaşamı) yeniden hatırlatıyor.
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024361 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
KADIN BEYNİ KİTAP ÖZETİ
Puan vermedi·328 syf.··
2026 4. kitabı
Kitap Özeti ve Değerlendirmesi Louann Brizendine'in “Kadın Beyni” kitabını da şimdi bitirdim. Bir önce okuduğum “Erkek Beyni” kitabında yer verdiğim hususları tekrar etmeksizin, altını çizdiğim bazı satırları sizinle paylaşacağım. 1990'a kadar araştırmacıların kadın fizyolojisine, nöro-anatomisine ya da psikolojisine erkeğinkiyle aynı gözle baktıklarını; Yale'de bir gün deney yaparken dişilerde ne gibi sonuçlar elde edileceğine dair hocasına soru sorması üzerine “Araştırmalarda asla dişi denek kullanmayız; menstrual döngüleri elde edilen verileri mahveder.” şeklinde cevap aldığını nakleder. Brizendine, üniversiteye feminist hareketin yükselişte olduğu dönemde gittiğinden, kadın ve erkek arasındaki farklılıkların politik ve psikolojik olduğunu, cinsiyet ayrımının aile ve kültür kaynaklı olduğunu, suçlunun ise dönemin kültürüne hâkim olan erkek egemen duruş olduğunu düşünürdü. Daha sonra konu üzerinde çalıştıkça erkek ve kadının beyin devrelerinin tamamen farklı olduğunu ve kadınların sık sık yaşadığı hormonal değişikliklerin arzularını, değer yargılarını ve hayatı algılayışlarını birçok yönden etkilediğini keşfediyor. Tıp fakültesinde yaptıkları deneylerde hayvan beyninin dişi ve erkeklerde uterusta farklı geliştiği ve çiftleşme, gebelik ve yavruların yetiştirilmesi gibi dürtülerin hayvan beyninde dahi değiştirilemez şeyler olduğunu tespit ettiklerini naklediyor. Benim dikkatimi çeken ilginç farklılıklardan biri, kadınların bebeklikten itibaren yüz okumada maharetli olmaları hususudur. Küçük kızların dahi ifadesiz yüzleri tehdit olarak algıladıklarını, yanlış bir şey yaptıkları ya da annelerinin kendisini sevmediği şeklinde yorumladıklarını, hatta botokslu yüzlerin bu anlamda dezavantaj oluşturduğunu söylüyor. Bana şunu hatırlattı; bir açık oturumda konuşmacılar
Duygu ve Düşünce
Kadın BeyniLouann Brizendine · Say Yayınları · 2011817 okunma
Bir Kitap Sohbeti - 12
8/10
·72 syf.··
2026 46. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 18:36
H.A ile birlikte okuduğumuz Byung-Chul Han 'ın Yorgunluk Toplumu kitabının söyleşisini siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan : Baştan söyleyeyim biraz dağınıklık hakim kitapla ilgili bende şimdiden kusura bakmayın. :) H.A : Hic önemli değil, kitap bunu anlatıyor zaten. :) Birlikte toplarız. Galeyan : Güveniyorum size. :) Genel bir kitap değerlendirmesi ile başlayabiliriz o zaman ? H.A : Teşekkür ederim :) Kitap hakkında bilgi vererek başlayalım mı o halde? Ne okuduk ne kadarını anladık ve içselleştirebileceğiz bilemiyorum, genel yapısıyla "Toplum olarak neden yorgunuz?" Sorusuna cevaplar ve çözümler arayan bir kitap diyebiliriz diye düşünüyorum. Galeyan : Okuduğumuzu anlasak da özeleştiri olarak da söyleyebilirim bunu performans toplumunda yaşarken içselleştirmemizde sorun olabiliyor. Neden yorgunmuşuz peki? H.A : Bu sorunun cevabı kişiye göre değişse de genel olarak Byung-Chul Han yorgunluğumuzun temelini performans üzerine yaşadığımız hayatlara bağlıyor. Kitabın ilk sayfalarında anlattığı Prometheus mitinden de yola çıkarak, hızla kendi kendimizi sömüren bir topluma dönüştüğümüzü iddia ediyor. Disiplin toplumdan, performans toplumuna geçişte 'insanlık sınıfta kaldı' diyor olabilir mi? Galeyan : Disiplin toplumunda insan en azından kendiliğine hakimken performans toplumunda insanın kendisinden uzaklaştırılması sonucu insanlığın ayakta kalması düşünülemez olacağından yazar bu haklı söylemi diyor olabilir:) Kendi kendini sömüren insan varlıklarından oluşan toplumun varacağı yer gerçekten yorgunluk toplumu mu olacak peki? H.A : Han'ın dilinin bu konuda çok provokatör olduğunu düşünüyorum. **Kendine değer yaratmak ile kendine acımadan yüklenen, performans zorbalığına hayır diyemeyen, sonunda da ruhunu hasta edecek konuma
Duygu ve Düşünce
Yorgunluk ToplumuByung-Chul Han · İnka Kitap · 20252,161 okunma
8/10
·258 syf.·
2026 8. kitabı
Alman hayranı Enver, hayalleri için bizi savaşa soktu, yüzbinlerce kanı boşu boşuna döktük, ülkeyi Alman sömürgesine çevirdiler, en iyisi savaşa hiç girmemekti gibi havanda su döven ya da açıkça İttihatçı düşmanlığı kokan argümanları yerin dibine sokuluyor. Yeni kurulan Cumhuriyet'in sağlık ve selameti için anlaşılabilir sebeplerle sürdürülen bu propagandanın hala sürdürülmesi en hafifiyle tarih bilmezlik olarak değerlendirilebilir. İşte burada "imparatorluğun bir hiç uğruna savaşa sokulması" tezi mercek altına alınıyor. >"Ateşler içinde bir imparatorluğun özgürlüğe ve adalete susamış genç kuşağının askeri kanadı" olan Enver Paşa imajı çok başarılıydı. En başta bunu belirtmek istiyorum. Bu benzetmeyi kendi diyaloglarımda da kullanabilirim. >Cihan Harbinin arifesinde (aslında Balkan Savaşı sonrasında) toplumun yaşadığı psikolojik buhranlar çok güzel aktarılmış. Kamuoyunun düşüncelerini takip edebilmek çok hoş. >Devleti yöneten İttihatçı kadroların dış politikadaki yalnızlıkları ve çaresizlikleri bize mükemmel bir şekilde aktarılmış. Almanya'dan başka partner bulma ihtimalinin olmadığını müşahede ediyoruz. >Seferberlik, ordunun donatımı ve eğitimi için Alman subaylara duyulan ihtiyacı izliyoruz. >Osmanlı, Alman, İngiliz ve Rus arşivlerinin kullanılmış olması eseri göklere çıkartıyor. Diplomatik yazışmaları hemen hemen her devletin gözünden takip ediyoruz. Bu muazzam bir derinlik demek. >Savaşa katılmanın veya ittifak seçmenin tek amacının savaşı kazanmak olmadığını, savaştan sonra tam bağımsız bir devlete kavuşmak için fırsat olarak görüldüğünü tespit ediyoruz. >Osmanlı Devletinin aslında hiç de savaşa girmek istemediğini, görüyoruz. Bu bir önceki yazdığım madde ile doğrudan alakalı. >ittihatçı liderlerin her eylem ve söylemlerini rasyonel zemine olduğu gibi
Harb–i Umumi EşiğindeMustafa Aksakal · İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları · 201016 okunma
7/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Erich Fromm’un Sevme Sanatı adlı eseri, sevgi kavramını duygusal bir hâl olmanın ötesine taşıyarak onu bilinçli, öğrenilebilir ve emek gerektiren bir insanî yetkinlik olarak ele alır. Fromm’a göre modern insanın temel yanılgısı, sevgiyi kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu ya da doğru kişiyle karşılaşınca yaşanacak bir durum olarak görmesidir. Oysa sevgi, bireyin olgunluğu, sorumluluk alma kapasitesi ve benlik bilinciyle doğrudan ilişkilidir. Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri, sevginin psikolojik bir ihtiyaç olmasının yanı sıra ahlaki bir tutum olarak da ele alınmasıdır. Fromm, sevgiyi ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi unsurlarıyla tanımlayarak onun rastlantısal değil, bilinçli bir eylem olduğunu vurgular. Bu yaklaşım, sevgiyi pasif bir “hissedilme” durumundan çıkarıp aktif bir “yapma” hâline dönüştürür. Böylece sevgi, bireyin kendisini aşarak başkasına yönelmesini sağlayan üretken bir güç olarak konumlandırılır. Fromm’un sevgi türlerini ele alış biçimi de eserin düşünsel derinliğini artırmaktadır. Kardeşçe sevgi, anne sevgisi, erotik sevgi, kendini sevme ve Tanrı sevgisi gibi farklı sevgi biçimleri, insanın hem bireysel hem toplumsal yönleriyle ilişkilendirilir. Özellikle kendini sevme kavramının bencillikten ayrıştırılması, modern insanın sıkça düştüğü bir kavramsal yanılgıyı gidermesi açısından önemlidir. Fromm, kişinin kendisiyle sağlıklı bir ilişki kurmadan başkalarını sevmesinin mümkün olmadığını savunur. Eserde modern toplum eleştirisi belirgin bir yer tutar. Fromm, kapitalist sistemin insan ilişkilerini metalaştırdığını, sevginin dahi bir “alışveriş” mantığıyla yaşandığını ileri sürer. Bu bağlamda bireylerin birbirini birer değer nesnesi gibi görmesi, sevginin özündeki özgürlük ve üretkenlik ilkesini zedelemektedir. Yazarın bu eleştirisi, günümüz
1000Kitap
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 19857,8bin okunma