16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nin önünde sol görüşlü öğrencilerin üzerine bomba atıldı. 7 öğrenci öldü, 41 öğrenci yaralandı. Oysa MİT mensubu bir istihbaratçı yeriyle yurduyla "8-10 gün içinde, ülkücü lerin bu tür bir eylem gerçekleştireceğini" bildirmiş, bilgi notu emniyet arsivine "7 Mart 1978, 1.D.2.12780" koduyla girmişti. Ne hikmetse, İstanbul Emniveti bu bilgiyi görmezden geldi. Gençlerin üzerine bomba atan ülkücünün Zülküf İsot olduğu tespit edildi. İsot başka bir ülkücü Latif Aktı tarafından öldürüldü. Aktı 8 vıl hapis yattı. Ali Yurtaslan isimli itirafçı bir ülkücü, bu olayda kullanılan bombayı Ülkü Ocakları İkinci Başkanı Abdullah Çatlı'nın temin ettiğini itiraf etti. Emekli Astsubay Oğuz Serçinoğlu da mahkemede verdiği ifadede "Ordudan çalınan TNT'ler Yüzbaşı Mehmet Ali Cevikel tarafından Abdullah Çatlı'ya verildi, İstanbul, Sivas ve Maraş'a ulaştırıldı" dedi.
Amaç insanın eylemine hem anlamını verir hem de o eylemi belirli bir yol-yordam üzre tutar. Şahsî kanaatim, neyi, nasıl ve niçin yaptığımızı bilmeliyiz ki ona göre başta kitap olmak üzere diğer âlet-edevâtı istihdam edebilelim; yoksa onlar bizi kullanır; biz kitabı okumayız, kitap bizi okur. Kısaca şöyle diyebilirim: Bilincin eşlik etmediği hiçbir eylem ter-cih edilmeyi hak etmez. Tecrübelerime dayanarak daha işe yarar önerilerde de bulunmak isterim: Neyi, nasıl ve niçin yaptığımızı belirledikten sonra bir konuda on kitabı değil, o konudaki en iyi kitabı belki on kez okumalıyız. Okuduğumuz kitaba ilişkin temel kavramları ve yargıları iyi tespit etmeliyiz. Belirli bir aşamaya geldikten sonra sadece konunun ustalarını dikkatle okumalı ancak ikincil literatürü de yakînen izlemeliyiz. Özellikle çağımızda ilmî alanlarda, o alana ilişkin dergileri takip etme alışkanlığı edinmeli ve makale okuma alışkanlığı kazanmalıyız. Okumalarımızın ilk aşamalarında genelden özele giden, büyük daireden küçük daireye evrilen iç içe sarmal bir okuma daha verimlidir; iç içe geçen küreler misali...
Siyasal, ulusal-kültürel canlı koşullardaki değişmeleri dikkate almadan Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao’nun yapıtlarından, pratikten kopuk, mekanik olarak çalışma tarzları tespit edenler, iyi birer marksolog olabilirler, ama asla proleter devrimcisi olamazlar.
İş hayatınızda da verdiğiniz sözleri yerine getirmeniz, tespit edilen toplantıları vaktinde ve uzatmadan yapmanız gerekir. Zaman iyi kullanıldığında, yani iyi bir zaman mühendisi olduğunuz takdirde altından kalkamayacağınız bir iş yoktur.
Hayat elbette sizin dışınızda da akar. Hayat ve toplum sizin önünüze zorlu engeller çıkarabilir. Şunu hep hatırda tutunuz:
Karşınıza engeller çıktığı zaman en önemli şey sizin meşru isteklerinizdir. Eğer bunlar kanun dışı değilse ve başka insanlara zarar verecek faaliyet ve özlemleri içermiyorsa, isteklerinizi gerçekleştirmek için yeni yolları düşünmeli ve inşa etmeye başlamalısınız.
Bu istekte ısrar ettiğiniz ve enerjinizi yoğunlaştırdığınız zaman muazzam bir şekilde kazanç sağlamaya başlarsınız. Bu illa bir bankanın fonunu, mali desteğini arkanıza almanızla ya da bazı kimselerin size dostluk, akrabalık göstermesiyle gerçekleşmez.
Maalesef toplumumuzda o yollara çok kolay başvuruluyor. Hâlbuki onların dışında da destek, ilgi ve teşvik bulabilirsiniz. Zaten asıl ilerleme için gerekli olan budur. Bu anda cesaret ön plana çıktığı gibi ahlak da devrededir.
Toplumun esenliği bakımından da bu tipte, yani hem istekli ve kararlı hem de cesur ve ahlaklı insanların artması gerekir. Çünkü bu düşünce ve eylem biçimi bir topluma hep fayda sağlar; bunun yaygın olduğu toplumlarda adalet ve düzen daha kolay etkinleşir.
Kaçak Atlar’ı bitirdiği sıradadır ki Mişima, artık Eylem Irmağı diye adlandırdığı şeye kapılarak söylediğine bakılırsa kendi tespit ettiği sayı olan yüz kişiyi bir araya getiren ve kendi cebinden askerî bir eğitim verdiği Kalkan Derneği’ni (Tate no Kai) kurar. Her zaman tehlikeli olan bu milis türü, antlaşmalarla zayıf bir orduya ve eski düşmanın dümen suyunda ve yedeğinde bir siyaset izlemeye indirgenmiş her ülkede mukadder bir biçimde ortaya çıkar.
A'lâ Suresi, Kur'an'ın en estetik ve felsefi derinliği yüksek surelerinden biridir.
Bu sureyi incelediğimizde, sadece dini bir metin değil; aynı zamanda varoluşun, psikolojinin ve tarihin muazzam bir özetini görürüz.
1. Kozmik Düzen ve Estetik (Yaratılışın Geometrisi)
Sure, "Tesbih et!" emriyle başlar. Bu, sadece bir kelimeyi tekrarlamak değil; evrendeki muazzam mühendisliği fark etmektir.
Ayetlerde geçen "halk" (yaratma), "tesviye" (düzene koyma) ve "takdir" (ölçülendirme) kavramları, atom altı parçacıklardan galaksilere kadar her şeyin bir altın oran ve matematiksel disiplinle var edildiğini hatırlatır.
Allah, sadece var etmemiş; her varlığa ne yapması gerektiğini de "yol göstererek" (hidayet) kodlamıştır.
2. Unutuş ve Korunmuş Bilgi (Psikolojik Teminat)
Surenin orta kısmında Hz. Peygamber’e verilen "Sana okutacağız ve unutmayacaksın" müjdesi, aslında bilginin ve hakikatin kaybolmayacağına dair evrensel bir güvencedir.
İnsan unutkandır, zihni dağılır; ancak ilahi mesajın korunmuşluğu, insanın tutunabileceği sabit bir "çapa" gibidir.
Bu bölüm, zihinsel bir dinginlik ve güven telkin eder.
3. Arınma ve Odaklanma (Başarının Formülü)
Sure, gerçek başarıyı (felah) çok net bir üçlemeye bağlar:
Tezkiye (Arınma): Kötü alışkanlıklardan, önyargılardan ve nefsin esaretinden özgürleşmek.
Zikir (Farkındalık): Yaratıcıyı ve varoluş amacını sürekli hatırda tutmak.
Salat (Eylem): Bu farkındalığı disiplinli bir ibadet ve yaşam biçimine dönüştürmek.
4. Büyük Yanılgı: Anlık Olanın Cazibesi