Puan vermedi·65 syf.··
2026 58. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 03:28
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Zadie Smith'in “Martha ile Hanwell” adlı öyküleri oldu. Yazarı, önceden duymuştum fakat geçen ay okuduğum “İngiliz Edebiyatı 101” kitabında da geçince tanışmak istedim. Everest Açıkhava Serisinden 68 sayfalık iki göçmen öyküleri bulunuyor içinde. Pdf'den okuduğum için bu defa önsöz yoktu. Yorumlarda gördüğüm kadarıyla Önsöz'de iyi tespitler bulunuyormuş. İki karakterinde iç dünyasında bir yere ait hissedememesinin sorununu göstermek istemiş yazar. Açıkçası tatmin edici bir okuma olmadı.
Edebiyat Hikaye Öykü
Martha ile HanwellZadie Smith · Everest Yayınları · 2021456 okunma
9/10
·352 syf.··
2026 79. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 11:14
İnsanın donması için illa karın altında kalması gerekmiyor, bazen hatıralar da insanı yavaş yavaş donduruyor. Soğuk sadece mekânın soğuğu değil burada; insanın içine, geçmişine, vicdanına, hatta aklına kadar işleyen bir şey. Kitabı okurken sürekli o ayazı hissettim. Sanki her cümlede biraz daha nefes buğulanıyor, insan biraz daha kendi içine kapanıyor. Romanın merkezinde doğuda askerlik yapan Asil var. Nöbetler, kar, disiplin, yalnızlık, ölüm fikri ve insanın kendi zihninin içinde dönüp duran o karanlık sesler… Ama Ziyan sadece askerlik anlatısı gibi kalmıyor. Bir noktadan sonra geçmiş bugünün içine hayalet gibi sızıyor. Ziya Hurşit’le kurulan o yarı gerçek yarı sanrılı alan kitabı bambaşka bir yere taşıyor. Tarih dediğimiz şey de bazen böyle değil mi zaten? Bitmiş gibi duruyor ama bir yerden çıkıp insanın boğazına yapışıyor. Bir de Asil’in bizi ister istemez Azil'e doğru yönlendiren tarafı var. Bunu sadece iki roman arasında bağlantı kurulmuş diye okumamak lazım. Günday’da bazı karakterler kendi romanlarında kapanıp kalmıyor; başka bir kitabın kapısını da aralıyorlar. Asil’in içindeki soğuk, yabancılaşma ve kendine bile uzak düşme hâli *Ziyan*da başka bir renge bürünüyor. Sanki Azil de başlayan karanlık, burada askerî bir ayazın içinde tekrar nefes alıyor. Bu bağlantıyı fark etmek, kitabı benim gözümde daha da ilginç yaptı. Hakan Günday’ın dilini seven biri olarak burada yine o sert, karanlık, bazen insanın yüzüne tokat gibi çarpan cümleleri buldum. Adam bazı şeyleri süslemiyor; acıyı da, çürümeyi de, insanın içindeki karanlığı da doğrudan koyuyor önümüze. Ama dürüst olayım, bazı yerlerde o keskin tespitler hikâyenin önüne geçiyor gibi geldi bana. Günday okurken bunu bazen yaşıyorum: Cümle çok güçlü, fikir çok sert, ama bir noktadan sonra metin “bak şimdi sana ne
ZiyanHakan Günday · Doğan Kitap · 20196,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
5/10
·256 syf.··
2026 12. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 16:54
Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan romanı, Türk edebiyatının en çok övülen eserlerinden biri olarak gösteriliyor. Ancak kitabı okuduktan sonra bende bıraktığı izlenim, bu övgülerin biraz abartılı olduğu yönünde oldu. Romanın kötü olduğunu düşünmüyorum; fakat bana göre hakkında oluşturulan büyük beklentiyi tam anlamıyla karşılayan bir eser değil. Romanın en güçlü yanı, insanın kendi zaaflarını dış etkenlere yükleme eğilimini ele alması. "İçimizdeki şeytan" metaforu, insanın sorumluluktan kaçışını anlatması bakımından oldukça etkileyici. Bunun yanında kitapta altı çizilecek birçok güzel alıntı ve insanı durup düşünmeye sevk eden fikir bulunuyor. Özellikle karakterlerin insan psikolojisine dair yaptığı bazı tespitler, romanın en değerli tarafını oluşturuyor. Buna karşılık olay örgüsünün zaman zaman yavaş ilerlediğini ve karakterlerin bazı noktalarda yeterince derinleşmediğini düşündüm. Bu nedenle roman beni sürekli içine çeken bir anlatıya sahip olmadı. Daha çok fikirleri ve diyaloglarıyla öne çıkan bir eser izlenimi bıraktı. Sonuç olarak İçimizdeki Şeytan, okunmaya değer bir roman. Ancak bana göre, Türk edebiyatındaki en büyük başyapıtlardan biri olarak gösterilmesini hak edecek kadar güçlü değil. Yine de içerdiği etkileyici alıntılar, insanın kendisiyle hesaplaşmasına kapı aralayan düşünceleri ve psikolojik çözümlemeleri sayesinde okunması gereken eserler arasında yer alıyor. Benim için, edebi değerinden çok düşündürdüğü noktalarla öne çıkan; beklentimin altında kalsa da zaman zaman zihinde iz bırakan bir roman oldu.
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
Yapay ile gerçeklerin harmanı bir dünya
9/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:29
Çok ilginç ve çarpıcı bulduğum tespitler: Hümanizmin dünyayı, hiç olmadığı kadar değiştirdi; sosyalizm, liberalizm ve nazizim özünde hümanizmin kollarıdır. Bunların hepsinin temelinde, farklı şekillerde, insan vardır. İnsanlar, para, ahiret, mit ve millet hikayeleri anlatıp bunları hayatlarına yansıttıkları için yapay bir gerçeklik yarattı. Bu da "herkes için doğruysa demekki bunlar gerçek" yanılsaması yaratıyor. İnsanlar bu kurmaca düzenlerde egemenler tarafından zorla kullanılıyorlar ve isyan edip egemenleri yok etmeleri engelleniyor; Tanrı, millet, para, devlet vb. herşey yapay düzen ve kurmacalardır. İnsanların, inanmayı bıraktıklarında buharlaşacak şeylere koca koca imparatorluklar da dahildir. (Sovyetlerin bir masada, bir kaç adam tarafından atılan imza ile dağıtılması örneği veriliyor) Çocukların, boşanan anne babasının durumunun kendi yüzünden olduğuna inanması gibi, tek tanrıcılığa inananlar herşeyin kendileri için yaratıldığı sanrısı içindedirler. Herşey bir kurgu ve oyun iken neden onlardan faydalanmak yerine onlar için hayatlarımızı feda edelim? Modern zamanlardaki oyunun kuralı ve sözleşmenin özeti: insanlar güç elde etmenin karşılığında hayatın nesiller boyu varolagelmiş anlamını terk etmiştir. Ve hayatın bizim yüklediğimiz bu kurgular dışında bir anlamı yoktur. En büyük keşif, insanın cahil olduğunu fark etmesidir. Evrimsel Hümanizmin öne sürdükleri, Naziler dışında, doğrudur; bazı kültürler daha üstündür. Savaşta veya fakirlikte sakat kalan, yakınını kaybeden veya acı çekenler bir anlama sığınarak güç alırlar ve bunlar, (Ulus, din, ahiret, cennet, şehitlik gibi) yapay anlamlardır. Bu anlamlar, egemenler tarafından ne kadar büyütülürse, yönetilenlerce o kadar derin ve gerçek kabul edilir. Modern psikiyatri bilimine göre, "özgün arzu" veya "iç sesimiz"
Homo Deus: Yarının Kısa Bir TarihiYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 201714,4bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 19. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:14
irade konusunda elbette belli bir olgunluğa gelmiş insanın gençlere göre kuvveti daha başkadır. buna istinaden gençliğin şehvetinde boğulan bir gencin okuması gereken veya okumasını tavsiye edeceğim bir kitap mı diye düşününce cevabım ne yazık ki olumsuz. tespitler, alıntılanan sözler veya paragraflar içerik bütünlüğü açısından tatmin edici. ama günümüz gencinin aklı beş karış havada ve anadilinden ne kadar uzakta bir yaşam sürdüğünü düşünürsek sahiden çok ağır. öğrencilerime tavsiye etmezdim. bununla beraber kitapta emeğin çok olduğunu ve ketebe'nin kalitesini de tartışmaya açık bulmuyorum. bence bu tarz kitapların pratik bir formda maddeleştirilmesi yapay zeka gençliğinin bilgi edinimini daha da kolaylaştırır. tembelliğe alıştırır mı, o da kabulüm. bir de biraz can sıkıcı olan şu, iradenin sadece sufizm gibi mistik bir hâlde terbiye edilmesini ben de uygun bulmuyorum ama bu kadar da batı merkezli bir kitap beklemiyordum. vatan millet sakarya vurgusunun çokça yapıldığı bir kitapta bence islâm içerikli bir irade başlığı da olmalıydı. kitabın girişinde batı merkezli olduğu da belirtilmişti bu arada.
İrade TerbiyesiEthem Bakar · Ketebe Yayınevi · 20231,243 okunma
Zihnin Labirentlerinde Biçimsel Bir Tıkanma: Suretler ve Direkler
4/10
·111 syf.··
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 17:57
Güray Süngü’nün Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk adlı eseri, ilk bakışta absürt anlatımı ve alışılmadık metaforlarıyla şaşırtan, katmanlı bir post-modern roman denemesidir. Kitabın temel konusu; modern dünyada bireyin yaşadığı derin yabancılaşma, iletişim kanallarının tıkanması ve insanın en yoğun duygu olan aşkı bile karşısındakiyle paylaşmak yerine kendi zihninde inşa ettiği sanal bir illüzyon olarak "tek başına" deneyimlemesidir. Eserde sıkça karşımıza çıkan, bireyin adeta bir sokak direği gibi eylemsizleştiği, donakaldığı ve hayata müdahale edemediği o "direk olma" halleri, bu toplumsal felcin ve hissizleşmenin trajikomik bir yansımasıdır. ​Kabul etmek gerekir ki yazar, çağımızın en yaralayıcı ve güncel sorunlarından birine parmak basmaktadır. Dijitalleşen ve kalabalıklaşan dünyada insanın giderek yalnızlaşması, ötekiyle gerçek bir bağ kuramaması ve duygularını nesneleştirmesi sosyolojik açıdan oldukça etkileyici bir damardır. Ancak bu güçlü tematik zemin, kitabın anlatım tarzı ve kurgusal tercihleri sebebiyle ne yazık ki ciddi bir ritim kaybına uğramaktadır. ​Kitabın Temel Önermesi şudur: Modern insan kalabalıklar içinde yapayalnızdır; kendi oluşturduğu savunma mekanizmaları ve egosu yüzünden "ötekiyle" sahici bir bağ kurma yeteneğini kaybetmiştir. Bu nedenle yaşadığını sandığı aşklar ve ilişkiler, aslında karşısındaki insandan bağımsız olarak kendi zihninde dönüp duran, köşe başlarında biçim bulan tek kişilik birer yansımadan ibarettir. ​Romanın değindiği bu felsefi önerme her ne kadar takdire şayan olsa da, Süngü'nün tercih ettiği aşırı ironik, tekrarlara dayalı ve parçalı post-modern dil, yapıtın sürükleyiciliğine büyük bir darbe vurmaktadır. Anlatımdaki bu deneysel ve soyut tarz, okuyucunun metinle ve karakterlerle bağ kurmasını zorlaştırmakta,
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik AşkGüray Süngü · Dedalus Yayınları · 2014698 okunma