1968 yılında, Amerikalı akademisyen ve yazar Dr. George Land, 3 yaşından 5 yaşına kadar 1.600 çocuğun yaratıcılığını ölçmek amacıyla bir test kurguladı. Bu test, George Land’in NASA için sıra dışı düşünebilen mühendisleri ve biliminsanlarını tespit etmek amacıyla kurguladığı testin bir benzeriydi. Amerikan Uzay Ajansı (NASA) 1968 yılında bile işe alım yaparken yaratıcılığı önemli bir kriter olarak kullanıyordu. Ekiplerine bu yönü kuvvetli kişiler katmak istiyorlardı. George Land’in çalışması NASA yöneticileri tarafından başarılı bulunmuş ve geniş çevrelerce saygınlık kazanmıştı. Beş yaş altı çocuklar üzerinde yaptığı ilk araştırma sonrasında aynı testi önce on yaşında, daha sonra on beş yaşında çocuklara da uyguladı. Elinde yetişkinler için yeterince veri vardı, çocuklar üzerinde yaptığı analizlerin sonuçlarıyla kapsamlı bir kıyaslama gerçekleştirdi. Sonuçlar şunu gösteriyordu; yaratıcılık aslında öğrenilen değil unutulan bir beceriydi. Bu ilk bakışta üzücü bir bulgu gibi görünse bile, aynı zamanda umut vericiydi. Bir zamanlar neredeyse hepimiz bu beceriye az ya da çok sahipsek, onu yeniden öğrenmek, başka bir deyişle “hatırlamak” çoğumuz açısından mümkün olabilirdi. George Land Testleri Test Grubu Yaratıcılık Düzeyi 5 yaş civarı %98 10 yaş civarı %30 15 yaş civarı %12 Yetişkinler (*) %2 (*) 280.000 yetişkin üzerinde uygulanmıştır.
Sağlam bir model: World3
World3 modeli yaşı kırktan fazla olan eski bir modeldir. Bu model, dünya çapında 12 milyondan fazla satan ve daha çok “Roma Kulübü Raporu" diye bilinen Büyümenin Sınırları isimli kitapta tanımlanmıştır. Ancak bu raporun ana mesajı bunca zaman hem aynı fikirde olduğunu düşünenler tarafından hem de hemfikir olmak istemeyenlerce çok az anlaşılmıştır. Rapor şunu söylüyordu: Dünyamızın fiziksel sınırları olduğunu varsayarsak (bu temel hipotezdir), termo-endüstriyel uyarlığımızın genel çöküşünün 21. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşmesi çok muhtemeldir. 1960'ların sonunda Roma Kulübü MIT'deki (Massachusetts Institute of Technology, ABD) araştırmacılardan “dünya” sisteminin uzun vadeli evrimini incelemelerini istemişti. Bu araştırmacıların arasında sistem dinamikleri alanında profesör Jay Forrester ile Dennis ve Donella Meadows'un da aralarında bulunduğu öğrencileri vardı. O zamanlar bilgisayar bilimlerinin ilk günleriydi ve araştırmacılar da dünyanın ana küresel parametreleri arasındaki etkileşimleri tanımlayacak sistemik bir bilgisayar modeli (World3) tasarlamaya karar verdiler. Ana parametrelerden en önemli altısı nüfus, endüstriyel üretim, hizmet üretimi, gıda üretimi, kirlilik seviyeleri ve yenilenemeyen kaynaklardı. Daha sonra bunları bir bilgisayara yüklediler. Hedef, dünyanın gerçek verilerini modele dahil etmek ve Enter tuşuna basarak bu dünya sisteminin 150 yıl içindeki davranışlarını simüle etmekti. Elde edilen ilk sonuç “standart çalışma” diye adlandırılmış ve “business as usual” senaryosu gibi kabul edilmişti; bu sonuç sistemimizin son derece istikrarsız olduğunu gözler önüne sermiş ve 21. yüzyılda genel bir çöküş olacağını göstermişti 2015 ile 2025 yılları arasında ekonomi ve tarımsal üretim çökmeye başlayacak, yüzyılın sonuna varmadan da bütünüyle çökecekti,
Sayfa 105·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Onu test ederken görmek istediğim, amacına ulaşmak için ne gerekirse yapacak biri olup olmadığıydı.
1000Kitap
"ÖSS'ye gireceğiniz zaman şu ana kadar gördüğünüz tüm derslerin kitaplarının tamamından sorumlusunuz. Yemedim, içmedim, oturdum, hesapladım. Hani size öğretiliyor ya 'matematik yalan söylemez' diye, hakket söylemiyormuş. Kabaca bir hesap yaptım: fizik, kimya, biyoloji, Türkçe, mamatik, geometri, analitik geometri, coğrafya, tarih, felsefe 3 seneden 33 kitap; 100 sayfa ortalama desek 3300 sayfa. Bir o kadar da takviye test kitaplarınız olsa. 6600 sayfa. Ulan vicdansızlar üniversiteye girmek için 6600 sayfayı çaılışıyor, ezberliyor, tonla da soru çözüyorsunuz. Cennete girmek için 600 sayfalık kitaptan sınava tabisiniz. Ezberlemeniz de şart değil, konuyu anlayın, çözümlü örnekleri analiz edin, hayatta karşınıza çıkarsa doğru şıkkı işaretleyin yeter. Hem de sınav boyunca kitabı açıp bakmak serbest. Kopya çekmek serbest. Kopya vermek teşvik ediliyor, ömür boyu sorumlu olduğunuz bir kitap var, ortalama ömür 60 sene desek; senede 10 sayfa, günde 0,02 sayfa lan! Bir satır bile değil. Oturdum hesapladım. Öbür tarafta diyecek lafınız yok vicdansızlar," dedi.
Alıntı
Toplama ve çıkarma işlemi yaptırmanın ötesine geçmeyen bir ders işlenmişti. Paralarımız konusu programda da bu şekilde yer alıyordu. "Finansal Okur Yazarlık'a dair bir başlığımız yok. Paranın neden ve nasıl satın alma aracı olarak kullanıldığı, paranın değerinin nasıl arttığı ya da nasıl azaldığı konusu da programda yok. Varsa yoksa toplama çıkarma işlemi üstüne kurulu bir sistemle bu önemli konuyu pas geçiyoruz. Ekonomi okuryazarlığıyla ilgili okul öncesinden 12. sınıfa kadar açık erişimli ders içerikleri sunan bir web sitesinde para konusunda bir 3. Sınıf örneği çok dikkatimi çekmişti. Ders, öğretmenin şu sorusuyla başıyordu: "Okulun yanındaki bir dükkân kiralayarak pizzacı açtınız. Orta boy pizzanızın satış fiyatını neye göre belirlersiniz?" Bir tek soru başlı başına bir öğretim programı içeriyordu. Bir öğretmen arkadaşımla bu örnekten yola çıkarak ders planı hazırladık. Derste benzer bir soruyu sorduğumuzda öğrenciler okulun yanında tutulan dükkânın kirasını öğrenmek istediler, ardından pizzacıda kaç kişinin çalıştığını. Bir diğer öğrenci pizzanın içerisindeki malzemelerin satış fiyatlarını bilmeliyiz dedi, bir diğeri bir başka dükkânda orta boy pizza fiyatı ne kadardır ona bakmalıyız, diye ekledi. Sadece bir soru ile derinleşen bir program ortaya çıkarabilecekken, biz test kitaplarındaki 70 lira ile aşağıdaki ürünlerden hangisini alabiliriz sorusuna maruz bırakıyoruz çocuklarımızı.
Sayfa 112·Kitabı okudu
Genç insanların bu eğitimsel ritüele zorla katılıp ne öğreneceklerini ayrıntılı şekilde ele almadan önce sınavlar ve sınava girmek konularındaki toplumdaki yaygın bazı mitlerden kurtulmak faydalı olabilir. Bu mitlerin bazıları şunlardır: 1. “Sınavlar eğitimin zorunlu bir parçasıdır”. Eğitim, şu ya da bu türde, insan toplumları içerisinde her zaman var olmuştur. Fakat sınavlar için aynı durum söz konusu değildir. Sık sık sınav yapma pratiği esasında oldukça yeni bir icattır ve dünyada halen görece nadiren uygulanmaktadır. 2- “Sınavlar tarafsızdır”. Saygın bir psikolog olan Henry Goddard, 1912’de kendi deyimiyle “kültür içermeyen” zeka testlerini Ellis Adası’ndaki yeni göçmenlere uygulamış Yahudilerin %83’ünün, Macarların %80’inin, İtalyanların %79’unun ve Rusların da %87’sinin geri zekalı olduğunu bulmuştu; ve ona göre “geri zekalılar en azından potansiyel suçlulardı”. O zamandan bu zamana zeka testleri, biraz daha iyi bir konuma geldi, fakat test yapma sürecinin özellikleri, testi oluşturan kişilerin tutumları ve çok farklı arkaplanlardan gelip de testi alan insanların çeşitliliği düşünüldüğünde ciddi yanlılıklar içermeyen bir test üretmek imkânsızdır. 3- “Sınavlar tarafsız bir şekilde notlandırılmaktadır”. Daniel Stark ve Edward Elliot 200 lise öğretmenine notlandırmaları için İngilizce alanında yazılmış iki ödev gönderirler. 142 ödev notlandırılmış olarak kendilerine geri döner. Ödevlerden birisine verilen notlar 50’den 99’a diğerinde ise 64’ten 99’a kadar değişmektedir. İngilizcenin “nesnel” bir konu olmadığını söyleyebilirsiniz. Fakat aynı şeyi matematik alanında yazılmış ödevler için yaptıklarında da notlar bu kez 28 ile 95 aralığında değişmektedir. Her ne kadar her iki durumda da çoğu not ortalarda bir yerde seyretse de, bu durum verilen notun önemli bir
Sayfa 270