Puan vermedi·224 syf.·
2026 34. kitabı
Jean-Michel Valantin'in bu kitabı gerçekten tam anlamıyla bir odaklanma ve deşifre etme eseri. Sinemayı sadece bir eğlence veya sanat dalı olarak değil, doğrudan Amerikan jeostratejisinin ve milli güvenlik devletinin ana aktörlerinden biri olarak ele alması, olaylara bakış açısını tamamen değiştiriyor. Yazarın kitapta ortaya koyduğu en net gerçek, Pentagon ile film stüdyoları arasındaki o kusursuz senkronizasyon. Hollywood'un ürettiği yapımların, dönemsel olarak Washington'ın ihtiyaç duyduğu "tehdit" algısını nasıl inşa ettiğini çok iyi örnekliyor. Soğuk Savaş yıllarından uzay istilası filmlerine, oradan Körfez Savaşı ve terörle mücadele konseptine kadar, askeri operasyonların ve savunma bütçelerinin kitleler nezdinde meşrulaştırılması sürecini adeta bir dişli çark sistemi gibi gözler önüne seriyor. Kitabın içindekiler kronolojisine baktığımızda zaten Soğuk Savaş'tan 11 Eylül eksenine kadar Pentagon'un her dönem ihtiyaç duyduğu yeni tehdit algısının (Sovyetler, Saddam, siber tehditler veya uzaylılar) Hollywood eliyle nasıl taze tutulduğunu adım adım göreceğimiz anlaşılıyor. Girişte bahsettiği 2003 Irak işgalindeki kadın asker Jessica Lynch hikayesi sinema ile askeri stratejinin nasıl tek bir vücut haline geldiğinin kusursuz bir kanıtı. Tek bir kurşun bile atılmadan biten bir operasyonun, daha saatler geçmeden Hollywood yapımcıları tarafından "Er Ryan'ı Kurtarmak" tarzı bir medya destanına dönüştürülmeye çalışılması aslında her şeyi özetliyor. Yazarın burada tespit ettiği en çarpıcı şey, bu durumun toplumda artık büyük bir şaşkınlık bile yaratmaması. Çünkü kitleler, Amerikan strateji mekanizması ile sinemanın bu sürekli diyaloğunu kanıksamış durumda. Yazarın Fransız sinemasıyla yaptığı kıyaslama da Amerikan sisteminin benzersizliğini anlamak açısından çok değerli.
1000Kitap
Küresel Stratejinin Üç AktörüJean-Michel Valantin · Babıali Kültür Yayınları · 20067 okunma
Yapay Zeka
10/10
·520 syf.··
2026 37. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 18:19
İktidar ve teknoloji arasındaki ilişki, çağdaş düşüncenin en köklü ve en sancılı sorunsallarından birini oluşturmaktadır. Daron Acemoğlu ve Simon Johnson'ın kaleme aldığı Power and Progress, bu ilişkiyi yalnızca iktisadi ya da teknik bir mesele olarak değil; kimin kazanıp kimin kaybettiğini, kimin görünür kılınıp kimin dışlandığını belirleyen derin bir iktidar sorunu olarak ele almaktadır. Eser, teknolojik ilerlemenin kaçınılmaz biçimde refahı yaydığı yönündeki hâkim anlatıyı köklü biçimde sorgulamakta; bunun yerine teknolojik seçimlerin her zaman siyasi, toplumsal ve ahlaki tercihler içerdiğini ısrarla savunmaktadır. “Technology does not have a predetermined path. The direction of innovation is shaped by the choices of those who hold power — and those choices reflect whose interests are being served.” — Acemoğlu & Johnson, Power and Progress, s. 14 Bu alıntı, kitabın ontolojik çekirdeğini özetlemektedir: teknoloji, kendiliğinden gelişen doğal bir süreç değil; belirli çıkarları, belirli bir varoluş tarzını ve belirli bir iktidar düzenini içkin olarak barındıran bir seçim alanıdır. Yazarlara göre teknolojiyi kim yönlendiriyorsa, gerçekliğin hangi boyutlarının görünür ya da meşru sayılacağını da o belirlemektedir. Bu saptama, Heidegger'in Gestell kavramıyla derin bir rezonans içindedir: teknoloji, varlığı açığa çıkaran değil; onu belirli bir biçimde çerçeveleyen ve böylece onu kapatan bir tehdit olarak iş görmektedir. Benim için bu pasaj, tüm kitabın yol gösterici tezi niteliğindedir. “For most of history, technology has been used to expand the power of elites at the expense of workers. There is nothing automatic about technological progress translating into shared prosperity.” — Acemoğlu & Johnson, Power and Progress, s. 87 Yazarların bu cümlesi, kitabın tarihsel
İktidar ve TeknolojiDaron Acemoğlu · Doğan Kitap · 2023205 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Celal Şengör'ün Görüşleri Ne Değildir?"
5/10
·304 syf.··
2026 10. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 00:00
TL:DR Yazar, bilim ile dinin bağdaşabilir olduğunu, yeni ateizmin bilimi propaganda aracı olarak kullanması nedeniyle zedelediğini ve halkın bu manipülatif söylemleri sorgulamadan benimseyip bilimi olduğundan farkı kavradığını iddia etmiş. Yeni ateizmin Türkiye'deki ana temsilcisi olarak Celâl Şengör'ü seçmiş ve çoğunlukla onun üzerinden ilerliyor. Bu kitap nedir, ne değildir? • Celal Şengör'ün ve birkaç diğer ateistin şahsi dünya görüşündeki tutarsızlıklar veya boşlukların tespiti. • Bilime sınırlarının ötesinde anlamlar yüklenmesinin doğurabileceği sorunların tartışılması. • Doğa bilimlerinin evrenin anlaşılması için önemli bir araç olması fakat anlamlandırılması için felsefe gibi sosyal bilimlere de ihtiyaç duymasının temellendirilmesi. • Sekülerleşmenin yalnızca bilimsel gelişmelerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir süreç olduğunun temellendirilmesi. • Kaynakça zengin • İnsanların putlaştırılması ve söylemlerinin bağnazca kabul edilmesinin ana sebebi olan halkın eleştirel düşünceden yoksunluğuna ve bunun sebeplerine hiç değinilmemiş. • Yazar, din ile bilimin bağdaşabileceğini devamlı olarak otoriteye başvurma safsatasına yaslanarak temellendirmeye çalışmış. Sürekli olarak din ile bilimin birbirini dışlamasının zorunlu olmadığını savunan veya ima eden kişilerin isimleri sayılmakta fakat ne yazarın kendi kattığı bir argüman zinciri var, ne de isimlerini saydığı kişilerin mantıkları ortaya konur. • Kötülük problemi veya kozmolojik argümandaki gedikler çok dar bir perspektifte objektiflikten uzak şekilde ele alınarak geçiştirilmiş. • Yeni ateistleri eleştirdiği veri çarpıtma ve tarihi tek taraflı aktarma hatasını kendisi de birçok kez yapmış. Arap toplumunun veya genel olarak dinlerin bilime/felsefeye katkısı köpürtülerek anlatılsa da MÖ 7. yüzyılda
Din
Bilim Ne Değildir?Alper Bilgili · Timaş Yayınları · 2025462 okunma
üçgen prizmasal bir düzlemde aklın analizi
Puan vermedi·320 syf.··
2025 29. kitabı
Nazif Muhtaroğlu’nun 2022 yılında Bilge Kültür Sanat Yayınları tarafından yayımlanan kitabı Aklın Üç Yüzü: Eleştirel, Çok Yönlü ve Yenilikçi Düşünce, düşünme süreçlerimizi derinlemesine irdeleyen bir eserdir. Yazar, Yale Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak görev yapan bir akademisyendir. Lisansını Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamlamış, yüksek lisansını Kentucky Üniversitesi’nde, doktorasını ise Harvard Üniversitesi’nde bitirmiştir. Muhtaroğlu; felsefe tarihi, metafizik ve din felsefesi alanlarında uzmanlaşmıştır. Ülkemizin felsefe kürsülerinin önemli isimlerinden Nazif Muhtaroğlu’nun Aklın Üç Yüzü adlı eseri; kitabın alt başlığında da yer alan eleştirel, çok yönlü ve yenilikçi düşünme biçimlerini açık ve yalın bir anlatımla, kültürümüzden ve evrensel entelektüel ürünlerden örneklerle somutlaştırarak her yaş grubundan insana hitap edecek şekilde yazıya dökmektedir. Bu üç düşünce biçimi hem dini hem akademik düşünceyi hem de gündelik hayatı ortak bir zemine çekmektedir. Bahsedilen düşünce biçimlerinin neden doğru olduğu, doğru olanın yanlış olandan ayrımı, doğrunun gelişiminin yolları gibi soru ve problemlerin açıklaması, her bir bölümde tek tek işlenir. Kitabın eleştirel düşünce kısmının Kant geleneğiyle, özellikle ek kısmındaki uygulamaya dönük bölümlerin pragmatizmle ve genel temanın analitik felsefe ve Poppercı eleştirel akılcılık tınılarıyla bağdaşması; Muhtaroğlu’nun bilgisini çok yönlü bir düşünce stilini yine çok yönlü geleneklerle ve öğretim biçimleriyle harmanlayarak okura ustaca aktardığını göstermektedir. Kitabın giriş bölümünde, diğer bölümlerde de işlenecek ana temalar kısaca açıklanır; ilk bölümde bilimsel temellere dayanarak akıldan, ikinci bölümde bir dizi film ve bilimsel bilgi ile sezgiden, üçüncü bölümde ise otoriteden
Düşünce
Aklın Üç YüzüNazif Muhtaroğlu · Bilge Kültür Sanat Yayıncılık · 202217 okunma
Aşkın Ateşi ve Sarılmanın Şifası
9/10
·504 syf.··
2026 1. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 22:44
Ayşe Eylül Şensoy’un Bana Sarılır mısın? adlı romanı, ilk bakışta genç bir aşk hikâyesi gibi görünse de, insanın en temel ihtiyaçlarına güvenmeye, ait olmaya ve sarılmaya dokunan çok katmanlı bir anlatı sunuyor. Kitap, duyguların yalnızca mutluluk üretmediğini; bazen insanın içinde enkazlar bırakabilecek kadar sarsıcı olabildiğini cesurca hatırlatıyor. Şensoy, anlatısının iskeletini dünya müziğinden tanıdık sözlerle örerken aşkın evrenselliğini vurguluyor: “Cause all of me loves all of you” diyen satırlar, karakterlerin birbirlerini kusurlarıyla kabullenişini simgeliyor. “Even when you’re crying you’re beautiful too” sözü ise, sevginin yalnızca parlak anlarda değil, gözyaşının aktığı karanlık zamanlarda da var olabildiğini gösteriyor. Romanın ritmi, tıpkı Ed Sheeran’ın “dancing in the dark” dizelerinde olduğu gibi, bazen çıplak ayak çimenlere basan masum bir mutluluk, bazen de insanın kendini hak etmediğini düşündüğü bir mükemmellik duygusu arasında salınıyor. Kitabın en çarpıcı cümlelerinden biri, insan doğasına dair yaptığı tespit: “İnsanın doğasında güvenmek var, birine güvenmeden hayatta kalmamız imkânsız.” Bu ifade, romanın merkez temasını açığa çıkarıyor. Aşk burada yalnızca romantik bir çekim değil; nefes almanın koşulu olan güven duygusunun başka bir biçimi. Karakterler “biz” olmayı öğrenirken aslında birbirlerine tutunmayı, dünyanın dikenli yollarına karşı ortak bir zırh örmeyi öğreniyorlar. Romanda yer alan türkü tadındaki dizeler, aşkın yerel ve sıcak yüzünü hatırlatıyor: “Aşk mı lazım dert mi lazım? Söyle sevdiğim bize ne lazım?” Yazar, modern şarkılarla geleneksel deyişleri yan yana getirerek, sevginin zamanlar ve kültürler üstü bir dil olduğunu sezdiriyor. Bu geçişler okura, aşkın tek bir forma sığmadığını fısıldıyor. Şensoy’un aşkı ateşe benzettiği
Bana Sarılır Mısın?Ayşe Eylül Şensoy · Destek Yayınları · 202335 okunma
Vites Yükseliyor!
9/10
·334 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2025 13:16
“Dirk Pitt & NUMA” serisinin yayımlanan üçüncü kitabı. 1. Baskı — 1998 | Remzi Kitabevi | Çeviri: Enver Günsel Günümüzde popüler kültürün adeta kurbanı hâline gelmiş efsane batık Titanik’ten kısaca bahsetmek pek mümkün değil. Hakkında saatlerce konuşabilirim ya da sayfalar dolusu yazabilirim. Ancak kitap ekseninden sapmadan ve ‘spoiler’ vermeden, Cussler’in dünyasındaki Titanik’e “dalmak” istedim. Clive Cussler ve Dirk Pitt ile tanıştığım ilk kitap olması nedeniyle, bu eser benim için her zaman ayrı bir yere sahip olacak. Özellikle James Cameron imzalı 1997 yapımı “Titanik” filmiyle tüm dünyanın ilgisini yeniden üzerine çeken bu efsane batık, hakkında az şey bilinmesi sebebiyle 90’lı yıllarda bana çok daha gizemli geliyordu. Oysa Titanik hakkında, Cameron filminden önce çekilmiş bildigim yedi film daha var. Cussler’ın “Raise the Titanic!” adlı romanı, 1976 yılında Amerika’da yayımlandığında Titanik’in şu an bulunduğu koordinatları daha keşfedilmemişti. Aynı yıl Türkiye’de de “Lanetli Gemi” adıyla Altın Kitabevi tarafından, Enver Günsel çevirisiyle yayımlanmıştır. Kitap, keşiften beş yıl önce, 1980 yılında Jerry Jameson yönetmenliğinde “Raise the Titanic!” adıyla sinemaya uyarlanmıştır. Dirk Pitt karakterini Richard Jordan canlandırmış olsa da, Pierce Brosnan’ın romandaki Pitt tasvirine çok daha uygun bir oyuncu olabileceğini düşünmeden edemiyorum. Brosnan bu rol sonrasında James Bond olabilir miydi? Bence olurdu. Hatta belki daha erken Bond olurdu. Cussler romanlarının hemen hepsi, yüksek bütçeli filmlere rahatlıkla uyarlanabilecek güçlü senaryolar barındırır. Ne yazık ki bu kitap, tam anlamıyla bir “senaryo kurbanı” olmuştur. Kitabı okumamış bir izleyici için, dönemin şartları göz önünde bulundurularak bakıldığında, merak uyandırıcı ve sürükleyici olabilir. Ancak
Duygu ve Düşünce
TitanikClive Cussler · Remzi Kitabevi · 1998249 okunma