Bin yedi yüz senedir Doğu ve Batı'da tüm filozoflar ve düşünürler Meryem'in faziletlerini beyan ediyor.
Bin yedi yüz senedir dünya şairleri, tüm zevkleri ve yetenekleriyle Meryem'i övüyor.
Bin yedi yüz senedir tüm sanatçılar, ressamlar, heykeltıraşlar Meryem'in simasını ve tutumunu gösterebilmek için mucize sanat eserleri meydana getiriyor.
Ama tüm bu söylemler, düşünceler, çabalar ve yüzyıllar boyunca yapılan tüm bu sanat eserleri şu tek kelime kadar Meryem'in
azametini anlatmaya yetmedi:
"Meryem, İsa'nın annesidir".
Ben de bu tanımı Fatıma'ya uyarlamak istedim:
Dedim ki; Fatıma yüce Hatice'nin kızıdır.
Ama baktım ki bu Fatıma değil.
Ardından Fatıma Muhammed'in kızıdır, dedim.
Fakat bu da Fatıma değildi.
Fatıma Ali'nin eşidir, diyecek oldum.
Ancak gördüm ki, Fatıma bu da değil.
Fatıma Hüseyin'in annesidir, diyeyim dedim.
Ama yine gördüm ki bu Fatıma değil.
Bir an için Fatıma Zeynep'in annesidir, dedim içimden.
Oysa gördüm ki Fatıma bu da değil.
En sonunda şu neticeye vardım:
Evet, bunların hepsi doğrudur, fakat Fatıma bunların hiç birisi
değildir.
Fatıma Fatıma'dır.
Alışma bana ne yapacağım belli
olmaz!
Bugün varım yarın birden yok olurum.
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla doluyum.
Canımı acıtma, bir yara da sen açma!
Sevme beni, yoğun duygularımda
kaybolursun tutuşursun.
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun,
engellerle doluyum.
Çözmeye çalışma sakın,
seninle karışır iyice kördüğüm olurum...
Anlama beni, ben kendimi bilirim,
ben böyle mutluyum...
Aşkı yaşatmamı isteme asla,
ben aşka yıllardır inanmıyorum...
Güveniyorsan kendine, inandır aşkın varlığına...
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki!
Vazgeçemezsin tutkun olurum.
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın bırakma beni.
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında
Hâlâ minik bir çoçuğum.
Büyütemezsen kaybolurum...