Sonra: “Bir yerlerde bir ırmak olduğunu düşünüp duruyorum” dedi. “Suları coşkun bir ırmak. Suyun içinde iki kişi var ve birbirlerine tutunmaya çalışıyorlar, bütün güçleriyle uğraşıyorlar, ama sonunda dayanamıyorlar. Akıntı çok kuvvetli. Birbirlerini bırakmak, ayrı yerlere sürüklenmek zorundalar. Sanırım bizim durumumuz da bu...”
Bayan Emily, “Bir oyunda sadece piyonmuşsunuz gibi hissedebileceğinizi anlıyorum” dedi. “Durum bu şekilde görülebilir tabii ki. Ama şöyle düşünün. Sizler şanslı piyonlardınız. Belli bir iklim vardı, sonra yok oldu. Bu dünyada bazen işlerin böyle yürüdüğünü kabul etmelisiniz. İnsanlar bazen bir şekilde düşünür, hissederler, sonra başka bir şekilde. Siz de bu sürecin belli bir noktasında büyüdünüz tesadüfen.”
“Bir de şu yalnızlık meselesi var. Kalabalık gruplar içinde büyümüşsünüzdür, bildiğiniz yaşam biçimi budur ve aniden bir bakıcı olursunuz. Kendi başınıza saatler geçirir, arabanızla ülkeyi merkezden merkeze, hastaneden hastaneye dolaşırsınız. Bir gece uyuduğunuz yerlerde kaygılarınızı anlatabileceğiniz, birlikte gülebileceğiniz kimse yoktur...”
Her yaşamın gülleri ve dikenleri vardır derler ama Stephen konusunda bir karışıklık var gibiydi. Stephen’in gülleri başkasına gitmiş, Stephen de kendindekine ek olarak onların dikenlerini de almıştı.
“Fakat üzüntü gibi bir hisse kapıldığında başka bir numara çevirerek ondan kaçamazsın. Yaşamın her anını kapsayan bu tür bir üzüntü, keder kendi kendini yeniler.”