Ama yavaş yavaş fark etmeye başlarız içimizden birinin o aydınlık gülüşünü bir daha hiç duymayacağımızı; o bahçenin artık bize sonsuza kadar yasaklı olduğunu. İşte o zaman başlar esas içimizi parçalamayan ama biraz acı o matem.
Sonuç olarak, giden bir dostun yeri bir daha hiçbir zaman dolmayacaktır. İnsan kendine eski dostlar yaratamaz. Hiçbir şey, ortak hatıraların, birlikte yaşanmış onca korkunç saatin, onca kapışmanın, onca barışmanın, onca kalp çarpıntısının o büyük hazinesinin yerini tutamaz. Bu dostlukları yeniden kurmak imkânsızdır. Toprağa bir meşe fidanı dikip de, oturup onun dalları altında gölgeleneceği günü bekleyebilir mi insan?
Hayat böyledir işte. Önce yıllarca biriktirdiklerimizle zenginleşiriz, ama sonra zamanın bütün emeklerimizi boşa çıkarıp hayatımızı çöle çevirdiği yıllar gelir. Arkadaşlarımız gölgelerini birer birer üzerimizden çeker. O zaman matemimize yaşlanmanın gizli acısı eklenir bir de.
"Bir rüzgargülü kadar güzel," dedi sanat beğenisiyle ün kazanmak isteyen Şehir Meclisi üyelerinden biri, "ama onun kadar yararlı değil," diye de ekledi, kendisini aklı havalarda sanacaklarından korkarak; aslında öyle biri değildi.
Kendi doğasına sırtını dönmemiş birinin sığınacak bir limana da ihtiyacı olmazdı, kaybolacağı bir denizde de boğulmazdı. Çünkü sır oydu ki kendi fırtınan da senin bir parçandı