Hikâyesini sanki acı vermiyormuş gibi anlatmayı öğrenmek. Bu, Claudia için büyümek demekti: hikâyesini eksiksiz, dobra dobra anlatmayı öğrenmek. Olaya böyle yaklaşınca tuzağa düşmek mümkün, sanki her şey olup bitmiş gibi.
Çok etkileyici, âşık olunan bir insanın yüzü, birlikte yaşadığımız, tanıdığımıza inandığımız birinin yüzü, belki de yıllar boyunca çok kısa mesafeden baktığımız, tarif edebileceğimiz tek yüz - o yüzün bile birden beklenmedik şekilde yeni ifadeler takınabileceğini bilmek güzel ama bir taraftan da korkunç. Daha önce hiç görmediğimiz ifadeler. Belki de bir daha hiç göremeyeceğimiz ifadeler.
Borges'den daha önce Alçaklığın Evrensel Tarihi'ni okumuştum, kitabın konseptini çok sevmiş olsam da içeriği beni nedense o kadar da etkilememişti, tekrar okumak istediğim kitaplardan biridir o yüzden fakat Kum Kitabı'ndaki öyküler bende garip, tarifi zor bir tat bıraktı ve bu tadı sevdim.
Borges dünya dilleri ve edebiyat hakkında oldukça birikimli biri ve bunu öykülerine yansıtmış ama bu durum "bilgi kusmak" hissi oluşturmadı bende, yalnızca birtakım bilgiler eşliğinde öyküler okudum ve bu zevk verdi bana. Bazen bir anın belli belirsiz hatırasını, bazen yüzlerce yıl öncesinde yazılmış bir elyazmasını, bazen sonsuz sayfa sayısına sahip tılsımlı bir kitabın anlatıldığı bir öyküyü okuyoruz ve ortalama 5-10 sayfadan oluşan 13 öykünün her birini aynı berraklıkta anlamlandıramasak da her öyküden bir his kalıyor okuyucuya bence. Ben okuduğum için oldukça memnunum.
Bir alıntı:
* Birkaç saat gibi kısa bir zaman dilimi içinde aşkı tanımış, ölümü görmüştüm. (...) Yıllar geçti ve ben bu öyküyü o kadar sık anlattım ki, gerçeği mi anımsıyorum, yoksa yalnızca anlattığım sözcükleri mi, bilemiyorum.
Kum KitabıJorge Luis Borges · İletişim Yayınevi · 20181,912 okunma
Bir şeyi görebilmek için onu anlamak gerekir. Koltuk insan bedenini, eklemlerini ve tüm organlarını önceden kabullenir; makas da kesme eylemini. Bir lamba ya da bir taşıt için ne demeli? Bir vahşi, misyonerin İncil'ini algılayamaz; bir gemi yolcusu, halatları tayfaların gördüğü gibi göremez. Evreni gerçekten görebilmiş olsaydık belki onu anlardık.