karşımıza çıkan sorunlara da bir gece yarısı bizi uykumuzdan uyandıran sivrisinekler gibi bakabiliriz. başta kızarız ama bizi gerçeğe uyandırıyorlarsa onlara çok şey borçluyuzdur.
farklı toplumsal statülere sahip beş farklı insanın ölüm anları anlatılıyor kitapta, ve hepsi de büyük bir yalnızlık duygusu içinde ölüyorlar. ne kadar farklı kesimlerden olsalarda etraftaki insanların duyarsızlıkları da aynı. kişi öldükten sonra bir gün ve daha az bir zaman dilini içerisinde üzülmek ve ya üzüntüden cenazeye gidememek gibi sahte tavırlar, ya da artık hasta insana bakamama zorluğu ile içten içe o hastanın ölmesi isteği… okurken gerçekten içime döndürdü ve ölümü tekrar tekrar düşündüm. herkes bir gün toprağın altına girecek, bundan kaçış yok. kitabın arkasında yazan “ölüm gerçek, ölüm döşeği tabu, cenaze ortak, yas bireysel” cümlesinin üstünde gerçekten düşünülmesi gerekiyor. herkesin üzüntüsü kendinde
iki şehrin hikayesi; içinde her duyguyu güçlüce barındırıyor. açık olmak gerekirse kitabın içine girebilmem neredeyse 250 sayfa sürdü. kitabın isminden de anlaşıldığı gibi olaylar iki şehirde paris ve londra arasında gerçekleşiyor. burada gerçekleşen fransız ihtilali yıllarında yaşanan olaylar tüm gerçekliğiyle ve dehşetiyle çok net bir şekilde aktarılıyor ve bu da romanın içine girmenizi sağlıyor. hikaye kısmına girdiğinizde kitabı elinizden bıraksanız da aklınız orada kalıyor ve kafanızdaki o soru “acaba şimdi ne olacak?”. benim için ağır bir roman oldu ama ne kadar böyle desem de son 100 sayfasını bir solukta ve her yerini de şaşırarak okudum.
okurken sıkılırsanız eğer kitabı okumaktan vazgeçmeyin. gerçekten okuduğunuza değiyor, ben de sürekli sıkılıyordum ve gelip buradaki kitap incelemelerini okuyordum hatta yanlışlıkla spoiler yiyince üzülmüştüm🫂🫂. şimdiden iyi okumalar