Ne zamandır içimde birikenleri kimseye anlatamıyorum. Her sabah uyandığımda aynı ağırlık göğsümün üzerine oturuyor, sanki görünmez bir yük taşıyorum. Dışardan herşey normal gibi görünüyor; insanlar konuşuyor, gülüyor, yaşam akıyor…
Ama ben sanki o dünyanın dışında kalmış gibiyim. Günler birbirine karıştı artık. Zaman ilerliyor ama ben sanki olduğum yerde çakılı kaldım. Herkes bir yerlere yetişiyor, planlar yapıyor, gülüyor. Ben ise hiç bir şeye yetişemiyormuşum gibi hissediyorum. Çevremde onlarca ses var ama hiçbiri bana ulaşmıyor. Kalabalığın ortasında bile yalnız hissediyorum. Bazen neden bu kadar yorulduğumu anlamıyorum.
O kadar çok “iyiyim” dedim ki… sanki bu kelime artık ağzıma yapıştı.
Oysa içimde fırtınalar kopuyor.
Bir akşamüstü, makinadan çıkardığım ıslak çamaşırlarımı sıkacağım. Sonra da kafama mermi. Belki de bir not iliştiririm altı yerinden delinmiş zırhlı bir yelek gibi göğsüme. Burası cenaze eviydi, siz düğün sandınız.