Ruh seni felek-i âlâya götürdü. Sen ise su ve çamur tarafına, yânî ti-net ve tabiat âlemine meylederek esfel-i sâfiline düştün. Mesnevi
RESÛLULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZİN ADÂLETİ
Hazret-i Âişe (r.anhâ) Vâlidemizden şöyle rivâyet olundu: Kureyş’in Mahzûmoğullarından, şerefli ve asil bir aileye mensup olan kadınlardan birisi, nasılsa hırsızlık yapmış (bu sebeple kendisine had cezâsı tatbik edilmesi kararlaştırılmış)tı. Kadının bu durumdan kurtulması için Kureyşliler, çok alâkadar olmuş, hadiseye ehemmiyet vermişlerdi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ile kim görüşebilir, ona kim şefaatçi olur, diye düşündükleri sırada, Peygamber Efendimizin pek ziyade teveccüh ve muhabbetini kazanmış olan Üsâme bin Zeyd (r.a.) hatıra geldi. Ona, hâli anlatıp aracılık etmesini rica ettiler. Üsâme (r.a.), Resûlullah Efendimize vaziyeti arz ettiğinde, Resûlullah (s.a.v.): “Ey Üsâme! Sen, Allâh’ın tayin ettiği bir cezanın affedilmesi için mi şefaat istiyorsun?” buyurdular. Sonra kalktılar ve mescitte bir hutbe îrâd buyurdular: “Ashâbım! Sizden evvel gelip geçen ümmetlerin helâk edilmeleri, hiç şüphe edilmesin ki onlar, hırsızlık eden zengin ve soylu kimseleri cezalandırmayıp fakir ve kimsesiz kimseler çaldıkları zaman, yalnız onları cezalandırdıkları içindir. Allâh’a yemin ederim ki şâyet kızım Fâtıma, hırsızlık etse, hiç tereddüt etmeden onun elini de muhakkak keserim.” MUTFAĞIMIZ: Aşûre Malzemeler: 1 kg döğme buğday, 2 kg şeker, yarımşar kg nohut, kuru fasulye, kuru üzüm, 1’er su bardağı pirinç, ince doğranmış kuru incir, ince doğranmış kuru kayısı, ceviz, nar tanesi, fındık, 3 tane ince doğranmış elma, biraz tarçın, 1 paket çam fıstığı, 1 paket kuş üzümü. Yapılışı: Buğday, akşamdan pişirilir. Nohut, kuru fasulye, kuru üzüm, akşamdan ıslatılır. Ertesi gün ayrı ayrı haşlanır, suları süzülür. Bütün malzeme, büyük bir tencerede karıştırılır, aşûrenin kıvamına göre su ilave edilir. Kaynamaya başlayınca incir, kayısı, elma ve şeker katılır ve bal rengine gelinceye
Adalet
Reklam
I love you Je t'aime Te amo Ti amo Watashi wa anata o aishite iru Eu amo voce İch liebe dich Agapo Ya tebya lyublyu Men seni sevirem
Memedê Torî-pirs
Weke go tu li cam min be Le go ez çavên xwa di wekîm Ez te li derdorê xwa nabînim Gelo tu ji min direve? An ji ,tu ti carê nehati bûyi !!!
Kurdî
Lê her tişt derbas dibe. Her tişt tê jibîrkirin. Ti wateya windakirina xwe di karesatêke de tune.
Kürtçe
Bir Saatin Çarkları Dönmeyi Bıraktığında…
Bir saatin çarkları dönmeyi bıraktığında, sadece zaman mı durur, yoksa kopan bağlar mı Yıllar sonra eski bir saatin içinden çıkan o tek cümlelik not, birbirini unutan iki kardeşin hayatını tek bir gecede kökünden değiştirdi. Ahmet Bey, kasabanın kenarındaki eski konakta tek başına yaşıyordu. Çocukları Can ve Elif, yıllar önce iş ve aile telaşıyla büyük şehre taşınmış, hayatın koşturmacasına kapılmışlardı. Bayramlar dışında konağın kapısı pek çalınmaz olmuştu. Ahmet Bey onları hiç suçlamıyor, başarılarıyla gurur duyuyordu ama içindeki o sessiz özlem de her geçen gün büyüyordu. Bir sonbahar günü, Ahmet Bey babasından kalan eski kurmalı duvar saatini tamir etmek istedi. Yıllardır tıkır tıkır işleyen çarklar artık durmuştu. Saatin içini açtığında mekanizmanın arkasına sıkıştırılmış sararmış bir zarf buldu. Üzerinde babasının el yazısıyla şu bilgece not yazılıydı ‘Bu saatin çarkları birbirine muhtaçtır oğlum. Biri durursa, zaman durur. Aile de böyledir. Ayrı düşseniz de kalbiniz her zaman aynı ritimle atsın.’ Ahmet Bey duygulanırken telefon çaldı. Arayan kızı Elif'ti ‘Baba, Can'la hafta sonu yanına gelmek istiyoruz. Çok yorulduk, biraz nefes almaya ihtiyacımız var.’ dedi. Ahmet Bey nottan bahsetmeden, ‘Gelin tabii güzel kızım, başımın üstünde yeriniz var.’ diyerek onları davet etti. Hafta sonu konak eski neşesine yeniden kavuştu. Akşam bahçedeki devasa çınar ağacının altında çay içerlerken Ahmet Bey cebindeki o zarfı çıkarıp çocuklarına uzattı. Can notu yüksek sesle okuyunca bahçeye derin bir sessizlik çöktü. İki kardeş, günlük stresler yüzünden birbirlerini bile ne kadar ihmal ettiklerini o an fark ettiler. Elif abisinin elini tuttu, Can ise babasının omzuna sıkıca sarıldı. Ahmet Bey gülümsedi ve başını kaldırıp koca çınarı işaret etti ‘Bu çınarın binlerce yaprağı
İnsan ve Hayat
Reklam
Reklam