Sevdâ duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi? Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana Kesin bir gün belirtemem, n'olur takvim sorma bana.. Bahaeddin Karakoç
Roma’yı çökmekten asırlarca koruyan ve onu sığ bir şehir devletinden gerçek bir "cihan imparatorluğu"na dönüştüren en büyük tılsım; etnik bir kimliği, hukuki ve siyasi bir üst kimliğe dönüştürebilme kabiliyetiydi. M.S. 2. yüzyıl bu entegrasyonun zirvesidir ve arkasından gelen süreç dünya siyaset tarihini kökten değiştirmiştir. Roma, mülkiyet ve yönetim hakkını sadece İtalya yarımadasındaki elitlere saklamadı. M.S. 2. yüzyılda, Roma İmparatorluğu'nun en parlak dönemini yaşatan "Beş İyi İmparator"un önemli bir kısmı İtalya dışındandı. Trajan ve Hadrianus: Bugünün İspanya (Hispania) topraklarından çıkıp geldiler. Antoninus Pius: Kökeni Galya’ya (Fransa) dayanıyordu. M.S. 193'te tahta çıkan Septimius Severus ise Kuzey Afrikalıydı (Libya) ve aksanlı Latincesiyle Roma'yı yönetti. Yani Roma, daha 2. yüzyılda en tepedeki yönetim mekanizmasını bile etnik kökene bakmaksızın "Romalılaşmış" taşralılara açmıştı. Bu tarihsel eğilim, M.S. 3. yüzyılın hemen başında (212 yılında) İmparator Caracalla’nın çıkardığı Constitutio Antoniniana (Caracalla Fermanı) ile hukuki nihayetine erdi. ​Bu fermanla, imparatorluk sınırları içinde yaşayan (köleler hariç) tüm özgür erkeklere tam Roma Vatandaşlığı (Civitas) verildi. O günden sonra Britanya'daki bir köylü, Mısır'daki bir tüccar ve Suriye'deki bir memur hukuken aynı haklara sahip birer "Romalı" haline geldi. Roma’nın başardığı ama Gaznelilerin, Emevilerin veya Osmanlıların tam anlamıyla hayata geçiremediği fark şuydu: Roma, aidiyeti "hukuk" üzerinden tanımladı; Doğu imparatorlukları ise "askeri sadakat ve vergi" ilişkisi üzerinden. Doğu imparatorluklarında Roma'daki gibi evrensel bir "vatandaşlık" kavramı gelişmedi. Onun yerine Reaya (güdülen, vergi veren kitle) ve Askeri (yöneten, vergi toplayan elit) ayrımı vardı. Emevilerde Müslüman
Tarih
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Bir insanın ruhu kırıldığında, sesi içeriye doğru akar. Dışarıdan sakin görünmesi, içinin sakinliğinden değil, göçüğün altında kalmasındandır."
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... Israrla; “Siz Kuran’ı anlayamazsınız, Kuran anlaşılmaz, herkes anlayamaz, siz ayeti boş verin rivayetler, alimler ne diyor ona bakın...” türküsü çığıranlar bunu rastgele değil kurgulanmış bir projenin eseri olarak söylüyorlar. Çünkü onlarca yazıda pek çok örnekle verdiğimiz gibi Müslüman: “Yahu acaba ne yazıyormuş şu kitapta bir bakayım” deyip eline alsa, tılsım/düzen bozulacak. Adam diyecek ki; “Yahu baksana burada şöyle şöyle yazıyor…” 300 değil 500 tane de meal olsa, hepsinde de aynı çevrilecek pek çok ayet Müslümanı düşünmeye itecek ve bunların merdiven altı imalatı, Çin malı uydurma dini sarsılacak. Gemi su almaya başlayacak. Bu adam hiç der mi; “Açın bakın Kuran ne diyor, okuyun tefekkür edin” diye? “En güzeli bizim mezhep/tarikat/cemaat, Allah’ın en halis dostu bizim şeyh” diyen adam git de Bakara 165, 166, 167 Zümer 3, Yunus 18, En-Am 94’ü oku der mi hiç? Ama az kaldı. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Bizler görmeyiz ya şöyle bi 2-3 nesil sonra durum çok farklı olacak gibi geliyor bana. Çünkü gemi delindi ve su almaya başladı. Sizin tahliye pompalarınızın kapasitesi ise giren suyu yenemiyor. Batış yakındır. Ben denizciyim. Bu işleri iyi bilirim. METİN SEVİL, Kısa Kısa - Sosyal Medya Tadında, Sayfa: 36
“yaklaştıkça tılsımını yitirmeyen çok az kimse, çok az nesne var.”
Alıntı
çok köle pazarında bulundum az kurtarış yapmadım insan satırında insan alımında az göz gezdirmedim kaç olta kırdım balık avında kaç ip kestim idam sofrasında kaç yılı aradan kaydırdım takvim hesabında kaç kulaç su geçtim kurban töreninde kaç çocuğu kaçırdım kitap sineklerinin tılsım salgınından ilgım salgımından Sezai Karakoç
Şiir