Göz göze geldiğimizde düşündüğüm ilk şey "simsiyah" olmuştu. Simsiyah gözleri, karanlığı bile geride bırakacak bir hiçliği barındırıyordu. Gözleri öyle siyahtı ki gür, kısa saçlarının siyahlığını ve teninin rengin soluklaştırıyordu. Kısık gözleri, siyah, uzun kirpikleriyle çevrilmişti. Sert çehresini yumuşatan hafif kepçe kulakları vardı ancak görünüşüne sertlik katan boynundaki belirgin damarlar daha ön plandaydı. Benden büyük duruyordu ama yaşlı değildi. Yirmili yaşlarının sonunda olmalıydı. Dudaklarını aralayıp "Kendine geldin mi?" diye sorduğunda kim olduğunu anladım.
Kollarına düstüğüm adamdı. As.
O ateși ayaklarımın altında tutuşturduklarında sıcaklığı tenime değmeden kalbim kül olmuștu. Bana bir şans verilecekti, bir şans verilecekti ki o zaman bütün șehri ateşe verecektim, ortalığı kasıp kavuracak, aileme dokundukları her anın hesabını soracaktım.
Evet, şu kudsî tılsım ile ölüm, insan-ı mü’mini zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana, huzur-u Rahmana götüren bir musahhar at ve burak suretini alır. Onun içindir ki, ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler.
Göklerde büyük bir merasim vardı. Olağanüstü ahenk, düzen, güzellik, tılsım, gizem, fevkaladelik iç içe girmiş sonsuz mavilik denizinde dans ediyordu..
Ölümü bekliyordu, omzuna bir ağrı saplandığında ölümünün geldiğini sandı çünkü nasıl hissettirdiğinden habersizdi. Oysa biri tarafından tutuldu. Onu tutan kişiyle birlikte geriye doğru savruldu. Gücü o an tükendi.
Başını yasladığı göğüs tanıdık değildi, güvenli hiç değildi ama bedeni dayanamadı. Kendini o kişinin kollarına bıraktı.
Kızıl saçları rüzgârın șiddetiyle yüzüne savruluyor, görüşünü kısıtlıyordu. Yaşların biriktiği gözleri kalabalığın içinde sevgilisinin gözleriyle buluștu, birbirine bastırdığı dudaklarını kıvrılmaya zorladı. Sevgilisi etrafındaki savaşçılar tarafından tutulmuştu. Kendisinin etmesi gereken küfürleri ediyor, yaralı bir hayvan gibi haykırıyordu. Sanki tepeye götürülürken sessizce izlediği anları telafi etmeye çalışıyordu. Fakat hiçbiri onu ve ailesini kurtarmaya yetmiyordu, yetmezdi.
Herkese göre annesi bir cadı, kendisi ve kardeșiyse annesinin şeytandan peydahladıklarıydı. Cadı avında yakalanmışlardı ve bu, ölüm demekti.