"Ahu," dedi Timur sadece.
"Canım."
Her canım, dediğinde bir can veriyordu Timur'un kalbine. Ahu, o an bunu da bilemezdi. "Hiç." dedi uzun bir bakıştan sonra. "Canım, de diye dedim."
Ahu'nun gülüşü bir mucize kadar parlaktı. Kendini yeniden Timur'un kollarına bıraktığında o an için dünyası da bu kadardı. "Sen yeter ki iste, her zaman deriz, canım," dedi.
İki cümle Timur'a yetti. Sıkıca sarıldı Ahusuna. Göğsünde sakladı. Kaybetmekten korkmazdı ama o an deli gibi korktu.
Aşk, birken iki olmaktı. Ama sevda, ikiyken bir hiç olmaktı. Yandı, canının ateşiyle tutuştu lakin gece yine başını canım dediğinin boynundaki yaraya saklayıp bacağını kendi bedeninin üzerine attı.
Ahu canıysa madem yeri her zaman burasıydı.
Ya şimdi bu laflar? Doğan Bey bu her ağızda fısfıs dolaşan fısıltılar? Timur... Bedreddin? Hah şu Şeyh Bedreddin? Ne İster Şeyh Bedreddin? Kimdir nedir nicedir? Bize bu Mısır'dan gelenler hep böyle düşler mi getirecek? Nili bilirim ben Mısırı bilirim. Ay Işığı vurdu mu çöl gecesinin Nil'i adama hayırlı düşler gördürmez. Bizim Türkmen'in aklını alan düşlerdir ki tezinden uyandırılmazsa uyurgezere döndürür duyana, kudurmuşluğa iter.
Ne yani? Timur komutanı bile sonradan gelip ondan önce mi evlenmişti?
Hem de Allah katında!
"Evleri var, diyor, Zülküf. Benim hâlâ yok, Zülküf. İmam nikâhı, diyor, Zülküf. Allah katında karısı, diyor! Doktor!" diye yükseldi. "Bu benim kara bahtımı neşterlerle kesip alın, doktor! Alın yazıma estetikler yapın. Kolonya sürün bileklerime, lan."
Eski Türk devletlerinde yönetici seçkin zümre, vergi ödeyen üretici sınıfların, reâyânın üzerinde, imtiyazlı bir yere sahipti ve daima bunun bilincindeydi. Ancak bu zümre, Osmanlı hanedanı hariç, imtiyazlı statüsü babadan oğula geçen soylu bir sınıf yaratamadı.