Trump’ın "Trump Ice" (su), "Trump University" (ki hiç açılmaması gereken ve davalarla kapanan bir yapıydı), "Trump Shuttle" (havayolu) ve tabii ki Atlantic City’deki "Taj Mahal" başta olmak üzere batan kumarhaneleri... İş dünyasında "büyük deha" olarak pazarlanan bir figürün arkasındaki bu devasa başarısızlıklar serisi, aslında agresif bir marka pazarlamasının arkasında nasıl bir yönetim zafiyeti ve plansızlık olabileceğini çok iyi gösteriyor. Kemal Kılıçdaroğlu ile kurduğumuz analoji ise ilk bakışta farklı kulvarlar gibi görünse de sistemik bir "süreç yönetimi ve algı hatası" noktasında oldukça dikkate değer bir paralellik barındırıyor. Bu iki figürün başarısızlık hikayelerini yan yana getirdiğimizde şöyle bir tablo çıkıyor ortaya: 1. "Yenilgi" Döngüsünü Doğru Okuyamamak Trump: Girdiği birçok iş kolunda piyasa dinamiklerini, borç sarmalını ve hukuki sınırları doğru analiz edemedi. Kumarhane gibi "kasanın her zaman kazandığı" bir sektörde bile iflas bayrağını çekti. Ancak her başarısızlığı bir "yenilgi" olarak kabul etmek yerine, suçu sisteme ya da başkalarına atarak kendi mitini korumaya çalıştı. Kılıçdaroğlu: Karşısındaki siyasi mekanizmanın deterministik yapısını, sosyolojik katmanları ve seçmen matematiğini defalarca yanlış hesapladı. Üst üste gelen her seçim yenilgisini, sürecin yapısal hatalarını masaya yatırıp radikal bir strateji değişikliğine gitmek yerine; "aslında oyları artırdık", "şartlar adil değildi" gibi gerekçelerle rasyonalize etmeye çalıştı. Tıpkı Trump’ın batan şirketlerine rağmen "başarılı iş insanı" imajını sürdürme çabası gibi, o da her mağlubiyetin ardından "demokrasi mücadelesinin lideri" mitine sığındı. 2. Israr ve Esneklik Eksikliği İki isimde de ortak olan şey, çalışmayan bir formülde ısrar etme eğilimi. Trump, bir sektörde batınca
Siyaset
Ulan 10 yaşından beri seninle uğraşıyorum ya yemin ederim bi kere çocuk gibi hissetmedim her şeye katlandım sustum kaldıramıyorum artık dayanamıyorum susuyorum olmuyor konuşuyorum çıldıyorsun sen tıpkı kasırga gibisin geldiğin yeri yerle bir ediyorsun seni dışarıdan görenler çok iyi anne sanır sen anne değilsin sen benim için hiçsin senden nefret ediyorum. İçimi dökemiyorum ne desem boş anlamsız ağlamak istiyorum olmuyor bana umursamaz duygusuz diyorsun sen nereden bileceksin olm sen anca kendini düşünürsün binkere sordun mu nasıl hissediyorsun diye BOK GIBI HİSSEDİYORUM BOK BOK her tarafım ağrıyor ağrı her yerimde kafam uyuşuyor
Reklam
Duygular bulanık, ekrandakiler gibi. Ekrandakiler yalan, tıpkı hayatımız gibi...
Bazı anlar yeniden yaşanmalı, tıpkı ikinci kez bir film izlediğinizde ne kadar detayı kaçırdığınızı fark ettiğiniz gibi...
Kendi hayatına..
Kimseye yaralarını göstermemeli insan, Gün gelir hiç beklemediğin bir anda yaşatır en ağırını Koşulsuz anlayış ve fazla sevgi kimilerine çok gelir. Her yürek taşıyamaz bu masumiyeti Kırıldın diye her şey bitmedi aksine Düştüğün yerden daha sağlam kalkmayı öğrendin Yine düşeceksin.. Bu kez uzun sürmeyecek Çünkü her tecrübe kulağına küpedir. Sen kimse için değişme kendin olmaktan vazgeçme Düşmesin o güzel yüzün.. Yanında huzurla kalmayı bilmeyen her kim ise Uğurla onu güzellikle.. Farkını koymalısın, sen çok özelsin. Tıpkı bir meltem gibi esintin.. Yüzündeki mahzunluğa şiirler yazılır Ne güneşler batırılır.. Çünkü bazen en güzel başlangıç, kendine geri dönmektir. Ve bir ılık yaz akşamı, kendi hayatına dön. En güzel ufuklar seni bekliyor...🌅
Duygu ve Düşünce
Devetabanı Günlükleri
Yalan. Hayatın devam ettiğini söylüyorlar. Ben inanmıyorum. Çünkü ben bu odada Senin gittiğin güne Bu dört duvarın arasında, zamanı saçlarından yakalayıp çiviledim duvara. O günden sonra takvimler değişti. Mevsimler değişti. Penceremin önünden insanlar geçti. Çocuklar büyüdü. Saçlar ağardı. Ama benim içimde hiçbir şey yerinden kıpırdamadı. Sen giderken arkanda bir boşluk bırakmadın. Bir mesafe bıraktın. Kimsenin aşamadığı bir mesafe. Dünya boyunca yüzler gördüm. Sesler duydum. İsimler işittim. Ama hiçbiri bana ulaşamadı. Çünkü ben insanlardan uzak değildim. Senden uzaktım. Ve bu ikisi aynı şey değildir. Sen gittikten sonra şiir yazmadım. Yazamadım demiyorum. Yazmadım. Çünkü şiir biraz da insanın içindeki adres meselesidir. Ben bütün mektuplarımı tek bir isme yazıyordum. O isim gidince zarflar da boş kaldı. Bazen gecenin bir vakti hiç sevmediğim bir şarkıyı başa sarıp duruyorum. Birisi görse deli sanır.
Reklam
Reklam