Bir ses ya da konuşmayı değil, adeta derinlerden gelen düşüncelerin kıpırdanışını dinliyordu. Ruhu ona ne istediğini sordu. Sonra ısrarla tekrar etti: ne istiyorsun, ne istiyorsun? Ne mi istiyorum, diye düşündü; acı çekmemek, yaşamak. Ardından tekrar dinlemeye başladı. Öylesine dikkatle dinliyordu ki ağrısını hissetmez olmuştu. Yaşamak mı, diye sordu ruhu; nasıl yaşamak? Tıpkı eskisi gibi, rahat, tatlı… Eskiden rahat ve tatlı mı yaşıyordun?
İnsanlar tüm dikkatlerini yaşamaya veriyor, ölümü ise düşünmüyorlar bile. O çok zeki bilim insanları habire insanı daha çok yaşatmanın yollarını arayıp duruyorlar, peki neden yaşamı güzel bir şekilde sonlandırmanın yollarını bulmaya çalışmıyorlar? Dünyada tıpkı benim gibi ölmek isteyen ama bir türlü cesaret edemeyen çok insan olduğuna eminim.
“Ancak bir çocuğun içine çocukluğunda koyduğunuz fıdenin tıpkı bir bambu gibi yıllar sonra yeşereceğini, ergenlikte çalkalansa da özün hiçbir yere gitmediğini sonradan öğrenecektim.”
İnsanlar bir maskeli baloda ne giyecekleri konusuna kafa patlatmakla harcadıkları zamanın ve enerjinin yarısını uluslarası ilişkilere,siyasete,hatta kendi işlerine harcasalar,dünya tıpkı çarkları iyice yağlanmış bir makine gibi tıkır tıkır işlerdi.
Adem gibi benim de hiçbir varlıkla bağım yoktu; fakat diger her bakımdan, onun hali benimkinden çok farklıydı. Mükemmel bir yaratik olarak, mutlu ve müreffeh çikmıştı Tanrı'nın ellerinden. Yaratıcısı onu koruyup gözetiyordu. Daha üstün tabiata sahip- varlıklarla konuşmasına, onlardan bilgi edinmesine izin veriliyordu. Oysa ben sefil, umarsız, yalnızdım. Çok kere, Seytan'in benim halimi temsil etmeye daha uygun olduğunu düşündüm; zira koruyucularımın saadetini izlerken, sık sık tıpkı onunki gibi acı bir haset yükseliyordu içimde.